Türkiye barışa hazır mı?

Tarafların anlaşabilmesi, hepimizin barışın önünde duran aitliklerimizden soyunabilmemize bağlı

Tarihe geçmek sözleri ne kadar iddialı, ne kadar sıradan.

Önüne gelen tarihe geçmek iddiasında.

Konu ne olursa olsun sahneye bir ‘ilkle’ fırlayan fırlayana.

Yapılan, genellikle abartılan, tarihte unutulan.

Bir kısmı da felaketlerle anılan.

* * *

Shelley’nin Ozymandias şiirinde, çölde gezgin yarısı kuma gömülmüş bir heykelin kaidesiyle karşılaşır. Üstünde solmuş yazılar:

“Adım Ozymandias, kralların kralı...”

Neyin nesi belli değil. Neler yapmış bilinmiyor. Tarihten tek kalan, kaidedeki silik methiye.

* * *

Tarih ve psikolojinin birleştiği ‘Psychohistory’ dalının kurucusu Robert Jay Lifton türümüzde dört ölümsüzlük arzusundan söz eder.

Kalıtımsal ölümsüzlükte adımızı çocuklarımız sürdürecektir. Yaratıcı ölümsüzlükte eserlerimiz. Dinlerimiz, cennetin sonsuzluğunda yaşayacağımızı vaat eder. Dördüncüsü, çoğumuzun aklından geçmez. Lifton tarihi ölümsüzlükten söz eder. Hepimizin, davranış ve düşüncelerimizle türümüzün tarihini yazdığını söyler.

Diğer ölümsüzlükler bireyin tatmini üzerine kurulu.

Burada söz konusu olan kitlelerin tarihlerini belirleme gücü.

Ne var ki düzen kitlelerin kaderlerini belirleme gücünü onlar adına kullanmak üzere kuruludur. Tanrı’nın yeryüzünde gölgesi imparatorlar, halktan vekâlet aldıkları iddiasında iktidarlar, ideolojileriyle küçümsedikleri kitleleri bilinçlendirme gafletinde devrimciler, dinleriyle hakikatin sahibi oldukları safsatasında doğru yolu gösterenler...

* * *

Lakin şiddete dayalı olsa da her düzen son kertede onayımızla, kabulümüzle, işbirliğimizle, sesli ya da sessiz desteğimizle varlığını sürdürür.
Başta türümüzün en çirkin hali savaşlar.

Savaşların kaçınılmaz olduğuna inananlar, ibret verici gafletlerinin uç noktası olan haklı-haksız savaş teraneleriyle bizleri ölmek, öldürmek üzere saflarına katarlar.

Ne demek haklı savaş!?

Mesela Türkler. Malazgirt’te Rumların topraklarını işgal ederken Çanakkale’de de vatanlarını savundular.

Her ikisinde haklı olabilirler mi?

Savaşlara karşıyım çünkü her savaş insana karşı.

Gitmesek bizi çağırdıkları savaşlara!

Katılmasak profesyonel katilliği öğrettikleri paralı askerli ordularına?

Kahramanlaştırmasak “Kanı yerde kalmayacak” şiarında kan döküp kendini kurban etmek üzerine kurulu devrimci aymazlığını?
İngiltere gibi emperyalizm devlerinin sivil itaatsizlikle devrildiğini, ‘kazanmanın’ ötekini küçük düşürüp onursuzlaştırmak üzerine kurulu olduğunu görmek istemiyor adlarını yaşarken bile tarihe kazımak hırsıyla çırpınanlar.

Bir uygarlığın, nerede ne kadar değil, nasıl yaşadığının önemini idrak edemeyenler tarih önünde koruduklarını sandıklarını batırmanın gafletindeler.

* * *

Türkiye bugün onlarca yıl yaşanan, ardında on binlerce ölü bırakan, kuşakları hasımlaştıran, bir ‘iç savaştan’ arınmak eşiğinde olmanın umudunda. Binbir çeşit siyasi denklemin kayganlığında zorlukla bir araya gelen tarafların anlaşabilmesi, hepimizin barışın önünde duran aitliklerimizden soyunabilmemize bağlı.

Anlaşma sağlanamazsa bu onların başarısızlığı değil, bizlerin gafletinden olacak. Onları yalnız bırakmamalı, yardımcı olmalıyız. Hepimize ihtiyaçları var. Toplumun barış arzusu ve baskısını her an hissetmeliler. Görüşmelerin kesintiye uğramamasında beklentimizi dile getirmek hepimizin tarihi sorumluluğu. Masada konuşulanı yaşatacak, huzura kavuşturacak olan biziz.

Hazır mıyız?