Türkler ırkçı mı?

Roman kahramanlarının bile, Türklüğe hakaretten mahkemelerin gündeminde yer aldığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin hâkimlerinin nezdinde kendilerini bu gerekçe karşısında savunmaya mecbur bırakılanlar arasında...

Roman kahramanlarının bile, Türklüğe hakaretten mahkemelerin gündeminde yer aldığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin hâkimlerinin nezdinde kendilerini bu gerekçe karşısında savunmaya mecbur bırakılanlar arasında çeşitli gazetelerin önde gelen yazarları, dünyaca ünlü edebiyatçılarımız var. Onlara vatan haini gözüyle bakanlar seslerini millet adına her yerde duyuruyor. Hakaretten yargılananların aldıkları ölüm tehditleri o kadar çok ki, bizleri duyarsızlaştıracak ölçüde sıradanlaştı. Bu kişilere koruma verilmesini, can güvenlikleri için yurtdışına gitmeye mecbur hissetmelerini doğal karşılıyoruz. Türklüğe hakaret mefhumunun belirsizliğinde buzağı altında öküz arıyoruz.. Hrant Dink'in, Türk düşmanlığından arınılması için, kanınızdaki zehirden kurtulun seslenişi bile ters yorumlandığından mahkûmiyetine, katledilmesine neden oldu.
Hal böyleyken tek başına yeni bir anayasa çıkarma gücünde olan hükumet, bu yargılamalara neden olan, belki de Hrant Dink cinayetini tetikleyen 301 no'lu maddenin arkasında duruyor.
Neden?
Özellikle Batı'dan Türkiye'ye bakıldığında cevap, Türklerin ırkçı olduğu. Bu görüşü kanıtlamak için, Ermeni soykırımı tasarıları karşısında sade devlet değil milletten de gelen tepkiyi işaret edenlere, yakın zamana kadar anadilleri bile olduğu inkâr edilen Kürtlerin konumunu dile getirenlere ilaveten, Türkiye'yi yakından takip edenler Rumlara yönelik 6-7 Eylül saldırılarını da örnek gösteriyorlar.
Irkçılıkla, yabancı düşmanlığını sosyal bilimlerde birbirinden ayırt etmek o kadar çetrefil bir sorun ki, üstün körü bakınca, 'yarım düzine' mi yoksa 'altı' mı ayrımı da bundan farklı bir şey değil.
Ancak, bence Türkiye'de yaşananlar ırkçılık değil, bildiğim başka ülkelerde bu şiddette hiç rastlamadığım yabancı düşmanlığının bir ifadesi. Güney Afrika ve ABD'de siyahilere, Avustralya'da Aborijinlere, ya da Avrupa'da Almanya'nın Yahudilere karşı uyguladığı soykırımda uç noktasına varan ırkçılıkla, Türkiye'de olup bitenleri benzetmek bir zorlama olduğu kadar, Türklere karşı tarihten de gelen başka tür bir ırkçılığın tezahürü.
Türkiye'de sade, azınlıklar ve Kürtlere değil, bir ölçüde Alevilere karşı da geleneksel tutumumuz, 'Biz' derken onları yok sayarcasına bizden görmemek, hem de gündelik yaşantılarında farklı olmamaya yönelik gayret ve yatkınlıklarına rağmen onları ötekileştirmek, son kertede de bu insanları, devlet ve birliğimizi tehdit eden yabancı güçlerin maşası, dini bütünlüğümüze ters gelen güçler diye algılamak olmuş.
Bu korkumuz, Türkiye'nin parçalanmasını öngören Sevr'den sonra kurulan Cumhuriyet'le birlikte o denli had safhaya çıkmış ki, Osmanlı'da en yüksek kademelere kadar çıkabilen azınlık mensuplarına, yeni kurulan devlette güvenliğimizi tehdit edici unsurlar olarak bakılmış. Onlara devlet kadrolarında, bürokraside görev verilmemiş, Soğuk Savaş'da Moskova'nın emrindedirler diye kara listeye alınan solcular gibi sakıncalı muamelesi yapılmış. 'Yerli yabancılarımız' yetmiyormuş gibi, sınırlarımızın dışında kalanların da düşman diye algılanmasında patolojik boyutlara varan paranoyaya bir örnek, yakın zamana kadar ülkeyi yurtdışında temsil edecek dışişleri mensuplarımızın yabancılarla evliliklerinin bile yasaklanmasıydı.
Irkçlık son kertede başkalarını aşağılamak, onları hor görmekle ilgili. Irkçıların nezdinde, öteki aptaldır, çirkindir, uygar değil ilkeldir. Irkçılıkla karıştırılabilen ve Türkiye'de sık gördüğümüz şovenizmde ise, başkalarını aşağılamaktan çok kendimizi üstün görmek söz konusu. Bu da o denli patolojik boyutlara ulaşabilir ki, İtalyanca'da yerleşik bir deyim olan, 'Türk gibi sigara içmek' sözleri bile bizler için iftihar vesilesi olabilir.
Hitler Almanya'sının ortalığı kasıp kavurduğu, yedi düveli dehşete düşürdüğü günlerde herkes korku içindeyken ABD Başkanı Roosevelt, "Korkulacak tek şey korkunun kendisidir" demişti.
Gücümüzle övünmekle birlikte, Türkiye'de yabancı düşmanlığının altında yatan başlıca duygu kendimize güvenmemekten kaynaklanan korku değil mi?