Yasam, sanatı korumak

Ülkelerin dengesiyle oynandığı, kışkırtmalarla bölündüğünde, kültür ilk kurbanlardan biri oluyor. Sinema seyircisi azalıyor, şiir daha az okunuyor, müzeye daha az gidiliyor.

Ülkelerin dengesiyle oynandığı, kışkırtmalarla bölündüğünde, kültür ilk kurbanlardan biri oluyor. Sinema seyircisi azalıyor, şiir daha az okunuyor, müzeye daha az gidiliyor.
Gelecek endişesi, bana, bize, ülkeme ne olacak korkusu hepimizi ciddiyete, inandığımız değerleri korumaya, öfkeli siyasete, sokağa ve farkında olmadan şiddet ve provokasyon'un tam göbeğine götürebiliyor.
Oysa kim düşünebilirdi 12 Eylül şiddetine Shakespeare ile kafa tutulabileceğini.
Dönemin askeri rejimi İstanbul Belediye Tiyatrosu sanatkârlarını ülke için tehlikeli bulup onları memuriyetten men ederek işten atmaya başlayınca, Can Yücel'in çevirdiği, Başar Sabuncu'nun sahneye koyduğu Shakespeare'in Bahar Noktası oyununda, her kadrodan atılanın yerini başka bir oyuncunun alması sonucu sahnelenen oyunda, perilerle cinlerin, eşeğe çevrilmiş âşığın, orman kraliçesinin ve kralının, marangozun, terzinin, dokumacının ve kalaycının her sözü, tiyatroyu haftalar boyunca dolup taşıran seyircilerin kulaklarında özgürlüğün sesi olarak yankılanmış, tiyatrodan gelen bu duygu, şehrin sokaklarına, evlere sessizce yayılmıştı.
Gene o günlerde Taksim'den geçiyordum. ABD'nin göz kırptığı 12 Eylül darbecilerinin ilk icraatlarından biri, meclisi hapse atıp başbakanını asan başka bir askeri darbenin, 27 Mayıs İhtilali'nin simgesi, Taksim Meydanı'nın üst köşesinde duran gri metal rengine boyanmış, tahtadan yapılmış bir metre boyundaki süngüyü bir gece yarısından sonra kaldırtmak olmuştu. Gene aynı meydanda bir 1 Mayıs günü, nerden geldiği belirsiz kurşunlardan paniğe uğrayan yüz bine yakın insanla birlikte, ölüm korkusuyla bir o yana bir bu yana kaçışırken, aramızdan 33 kişiyi çiğneyerek öldürmüştük.
O gün meydandan geçerken adımlarım beni Atatürk Kültür Merkezi'ne ve tesadüfen bir Bach konserine götürdü. Bach'ın müziğini bestelediğinden bu yana geçen yüzyıllarda, ülkeler imparatorluklar yok olur, yerlerine yenileri türerken, müzisyenler müzikseverler, veba dememiş, savaş dememiş, nice totaliter düzenlere boyun eğmiş, onun eserlerini günümüze, Taksim'deki o acı dolu meydanın yanıbaşına kadar taşımıştı.
Bir gün dünyanın da sonuna geldiğimizde bizden arta kalan, orada burada döktüğümüz kanlarımız değil, bir tek evrensel kültür mirasımız olacak.
12 Eylül'ü yapanlar en büyük bayrakların arkasına gizlenip biz Atatürkçüyüz dediler, ellerinde Kuran Müslümanlıklarını da eksik etmediler. İşkence yaptıkları hapishaneleri, askeri hâkimlerin kurşun kalemlerini kırdıkları mahkemeleri, idam sehpaları, silahları, kelepçeleri vardı; ama Shakespeare'in Bahar Noktası oyununu kaldırmaya, yasaklamaya cesaret edemediler.
Bir ülkenin düzenini sarsmak isteyenlerin, halkı yıldırmak isteyenlerin en büyük başarısı o ülkenin insanlarını günlük alışkanlıklarından vazgeçirmek.
Bizim gücümüzün bir ölçüsüyse, her yerde, her şeye rağmen kültürün özgür ortamında buluşmayı her zamankinde daha çok sürdürmek.