Zekeriya Sertel-Ragıp Zarakolu

Yıllar önce bugün Zekeriya Sertel'in Tan, yıllar sonra aynı gün Ragıp Zarakolu'nun Gündem gazetesi bombalandı. İkisi de devlet işiydi.

Yıllar önce bugün Zekeriya Sertel’in Tan gazetesi tahrip edildi. Yıllar sonra aynı gün Ragıp Zarakolu’nun Gündem gazetesi bombalandı. İkisi de devletin işiydi.
Nâzım Hikmet’in kelimeleriyle Tan gazetesinin yıkılışı: 

Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim
Akar suyun
Meyva çağında ağacın
Serpilip gelişen hayatın düşmanı…
Sana düşman
Bana düşman
Düşünen insana düşman
Vatan ki bu insanların evidir
Sevgilim onlara vatana düşman. 

Dayım Zekeriya Sertel’in Hatırladıklarım adlı kitabından Türkiye’de hükümete muhalefetin bedeli.
4 Aralık, 1945 gününün sabahı üniversiteli faşist gençler ellerinde önceden hazırladıkları baltalar, balyozlar ve kırmızı mürekkep şişeleriyle matbaaya saldırdılar. Orada bekleyen polis olup bitene seyirci kaldı. Göstericiler baltalarla matbaa kapısını kırıp içeri girdiler. Makinaları balyozlarla kırdılar. Binanın camlarını indirdiler. İçindeki eşyayı kırıp döktüler. Sonra ellerinde kırmızı boya şişeleriyle “Serteller nerede?” naralarıyla bizleri aramaya koyuldular. Amaçları bizi çırılçıplak soyup üzerimize kırmızı boya dökmek ve sonra önlerine katıp “İşte kızıllar” diye sergilemekti. 

Göstericiler bizi bulamayınca Beyoğlu yakasına geçtiler. Sabahattin Ali ile Cami Baykurt’un çıkardığı La Tuquie gazetesinin matbaasını da kırıp döktükten sonra vapurla Kadıköy’e geçip bizi evimizde basmaya teşebbüs ettiler. Hükümet olaydan önce olduğu gibi sonra da bu cinayeti işleyenlere karşı hiçbir harekette bulunmadı. Bu işin İnönü’nün bilgisi içinde Saracoğlu’nun verdiği emir üzerine polis tarafından tertiplenip yürütüldüğüne şüphe yoktu. Matbaaya saldıran gençler arasında birçok sivil polis vardı. Saldırıyı asıl bunlar yönlendiriyordu. Olayın suçlusu olarak biz hapse atıldık. Yargıçlar bizim haklı olduğumuzu biliyordu. Ankara’nın emrine uyarak bizi mahkûm ettiler. Yargıtay kararı bozdu. Üç ay hapisten sonra özgürlüğümüze kavuştuk. Kavuştuk mu? Hayır. Tan gazetesini yeniden çıkarmak olanağı kalmamıştı. Kırk yıllık çalışma hayatımın meyvesi enkaz altında yatıyordu. Evimiz polisle çevrilmiş, arkamıza polis takılmıştı. Hapisten kurtulmuştuk ama bu kez daha geniş bir hapishaneye düşmüştük. 

İlk kitabımı yayımlayan sevgili dostum Ragıp Zarakolu’nun kelimeleriyle gazetesinin bombalanması: 

O zaman Başmuhasip Sokak’taydık, üstümüzde Welat gazetesi vardı. 3 Aralık’ı 4 Aralık’a bağlayan gece bombalı araba bırakıldı Gündem gazetesinin Kumkapı’daki merkezine. Altta bir tamirci servisi vardı. Cağaloğlu’ndaki binadaysa, bizimle aynı katta boş bir ofisin duvarına yerleştirdiler kalıpları, ‘yeni kiracılar’ olarak. Yüzümüze baka baka. Matkapla çalışıyorlardı, biz sıradan bir tamirat olayı sandık; meğer bomba yerleştiriyorlarmış. Birkaç hedef vardı. Gündem’in bürosu, Welat ve biz. Daha önce tehdit almıştık ‘Bomba koyacağız’ diye, Ermeni Tabusu kitabını yayımladıktan sonra. Hatta bir gün yayınevine geldim, baktım herkes dışarıda. Telefon gelmiş, ‘birazdan bomba patlayacak’ diye. 

Bomba patladığında o katta duvar kalmamıştı, ofisler arasındakiler de. Ben o gece Berlin’e gidiyordum, düşünce özgürlüğü üzerine bir toplantıya. Toplantıda Türkiye’de yargılanan Ayşe de (Zarakolu) aralarında beş yayıncı konuşacaktı, ama hiçbiri pasaport alamadığı için sadece ben ve Nimet Demir gittik temsilen. Bir de Muzaffer (Erdoğdu), fakat o da havaalanında takıldı. Sabah kalktığımda Ayşe telefon etti, yayınevinin bombalandığını söyledi. Ben hâlâ saf saf soruyordum, şu dosya kurtuldu mu, falan diye. “Sen anlamadın galiba” demişti, “yayınevi bombalandı”.
Günler önce Ragıp Zarakolu ve oğlu yayıncı Deniz Zarakolu, devletin bir tutuklama furyasında sevgili eski dostum Büşra Ersanlı ve başkalarıyla hapse atıldı.
“Düşüncelerimiz rehin alındı” diyorlar.