2020 olmadan AB gelirinin yarısına ulaştık

2003 yılında Türkiye'de 4000 kadar AB sermayeli KOBİ varmış. Şimdi bu sayı 15000 oldu.

Türkiye’nin kişi başına milli geliri, AB-27 ülkeleri ortalamasının yüzde 50’si oldu. Şimdi hemen “Canım, bu arada AB yeni üyeler aldı, kendi kişi başına milli gelirini aşağıya çekti” ya da “Küresel kriz olmasaydı” filan demeyin. Oldu işte. 1995 yılında AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını imzaladığımızda, kişi başına milli gelirimiz AB ortalamasının yüzde 30’u civarındaydı. Yüzde 50 pek uzakta görünürdü. Şimdi oldu. Artık AB üyelik hedefine daha bir güvenle bakabiliriz. Bana kalırsa, AB üyelik müzakereleri olmasaydı, Türkiye bunu bu kadar kısa sürede hayatta başaramazdı. Gelin önce bununla ilgili delillerimi bir anlatayım.

Hükümetimizin orta ve uzun vadeli stratejileri ve planları hazırlamakla görevli yetkilileri 2004 yılında tam da bu konuyla ilgili bir rapor hazırlamışlardı. Geçen gün bu raporu karıştırıyordum. Rapor, Türkiye’nin AB üyeliğinin AB’ye muhtemel etkileri üzerineydi. Tam da üyelik müzakerelerinin 2005 yılında açılmasından önce hazırlanmış.

O günleri hatırlıyor musunuz? İşte bu raporda Türkiye’nin kişi başına milli gelirinin, AB ortalamasına ne zaman, ne kadar yakınsayacağına dair tahminler de var. Buradaki hesaplamalarda beklenti, Türkiye’nin kişi başına milli gelirinde, AB ortalamasının yüzde 50’sine 2020 yılında yakınsayacağına ilişkindi. Şimdi 2012 yılındayız ve tam da o noktadayız. Hedefin yarısına beklenenden sekiz yıl önce ulaşmış durumdayız. Öncelikle buna sevinmek gerekir.

Geleyim ikinci noktaya: Türkiye’ye, AB üyelik müzakerelerinin başlamasından beri, yılda ortalama 15 milyar dolara ulaşan doğrudan yabancı yatırım geliyor. Hâlâ da gelmeye devam ediyor. Bu paralar nereden geliyor zannediyorsunuz? Körfezden filan mı? Hani İslamcı dayanışma içinde filan? Yok canım. Üretim için gelen sermayenin yüzde 75 ila 80’i her yıl AB’den geliyor.

Geçtim o kocaman şirketleri. Başbakanlık Yatırım Promosyon Ajansı verilerine göre, 2003 yılında Türkiye’de 4000 kadar AB sermayeli KOBİ varmış. Şimdi bu sayı 15000 oldu. Yalnızca büyükler değil, her büyüklükten şirketler geliyor. AB müzakere süreci Türkiye’nin yatırım yapılabilirliğini arttırdı. Daha önce başka ülkelerde de olmuştu, burada da oldu. Bu akılda tutulması gereken ikinci nokta.

Üçüncüsü, yine üyelik müzakereleri ile birlikte, ticari entegrasyon sürecimiz hızla derinleşti. AB dünyanın şimdiye kadar icat ettiği en başarılı bölgesel entegrasyon makinesi. Başka bölgeleri içine alarak kendine benzetiyor. Nitekim bu Türkiye için de öyle oldu. Toplam dış ticaretimiz 30’dan 145 milyar dolara çıktı.

Bunun yanında iki gelişme daha oldu. Birincisi, sattığımız mallar açısından sınıf atladık. Allah’ın verdiklerinin üzerine artık katma değer eklemeye başladık. İnanmayan 1995’ten 2010’a verilere bir baksın ve söylesin. İkincisi, ihracatımız çeşitlendi ve onlarınkine benzedi. 1995 yılında en çok sattığımız ilk beş ürünün toplam ihracatımız içindeki payı tam yüzde 65’e ulaşıyordu. Şimdi aynı oran yüzde 45’e doğru geriledi. Dış ticaretimiz hem arttı hem de çeşitlendi. Türkiye, AB ile ticaret yaptığı için, bu bölgede güçlü bir sanayi ülkesi oldu. Artan bağlantı, artan bir başarıya dönüştü.

Biz, AB’ye baka baka, bu bölgede AB gibi olduk. AB üyelik süreci, bize hız kattı. AB üyeliği olmadan, Türkiye orta gelir tuzağına takılır kalır. Bunu sonra anlatırım. Bundan sonrasını konuşabilmek için, önce bundan öncesini bilmek gerekir. Ben unutmuş görünen herkese bunu bugün bir hatırlatayım istedim.