"Açıyorum barı, tabureleri aldım bile"

Türkiye'de mutluluğun haritası ile umudun haritası birbirine benziyormuş gibi duruyor. Ama aslında farklılar.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2002 yılından beri il düzeyinde veri yayımlamıyordu. Geçen gün ilk kez “İl Düzeyinde Yaşam Memnuniyeti Anketi”nin sonuçlarını yayımladı. Seçim sonuçları ile beraber iyi gitti doğrusu. Bir sürü analiz yapabilmek mümkün hale geldi. TÜİK anketörleri 125 bin haneye girmişler ve 18 yaşın üzerinde 196 bin kişiyle konuşmuşlar. Sonuçlara bakınca ben Ömer Vargı’nın 1998 yılında seyrettiğim “Her Şey Çok Güzel Olacak” filmini hatırladım. TÜİK anketörlerinin konuştuğu her 100 kişiden 59’u mutlu olduklarını söylemişler. Ben, asıl önemli olan verinin, ankete katılanların yüzde 77’sinin gelecekten umutlu olmaları olduğu kanaatindeyim. Bu rakamlara bakınca söylenmesi gereken şudur: Biz milletçe mutlu değil, esasen umutluyuz. Ben Türk dinamizminin kaynağının buralarda bir yerlerde yattığını düşünüyorum. Türkiye’nin dinamizmi işte bu “benim hala umudum var” halidir. Biz, sonuçta “Kul sıkışmayınca, Hızır yetişmez” diye yetiştirilmişizdir, bir yenilginin son olmadığını biliriz. Ben Türkiye’nin mutlu değil, her zaman ki gibi umutlu olduğunu düşünüyorum. Gelin bir derdimi anlatayım.

“Her Şey Çok Güzel Olacak” filmini hatırladınız mı? Cem Yılmaz’ın ilk filmiydi. Mazhar Alanson ve Cem Yılmaz iki kardeşi oynuyorlardı. Cem Yılmaz’ın oynadığı Altan’ın rüyası Bodrum’da bir bar açmaktı. Film esnasında felaketler art arda geliyordu, Altan hep yeniliyordu. Ama Altan’ın repliği hep aynıydı. Hiç unutmadım: Altan işler tersine tersine gittiğinde lafa hep, “Açıyorum barı, gidiyorum buralardan. Tabureleri aldım bile” diye başlıyordu. Adamın umudu vardı. Ben filmi seyrettikten sonra uzun süre “Ne zaman açıyoruz barı?” diye etrafta dolaştığımı hatırlıyorum. “Bak, açıyorum barı, tabureleri aldım bile” repliği benim için uzun süre Samuel Beckett’ın “Hep denedin. Hep yenildin. Yine dene. Yine yenil. Daha güzel yenil” sözleri ile aynı tadı verdi. Bir nevi Beckett’ın yerli versiyonu oldu. Mazhar Alanson’un aynı filmdeki “Benim Hala Umudum Var” şarkısını da uzun süre unutmadım. Hani şu “Güzel günler bizi bekler, eyvallah dersin olur biter” dizeleri ile giden şarkı. Ben o şarkının da, filmin de bizi yansıttığını düşünüyorum. Nitekim TÜİK’in yayımladığı anket sonuçlarına bakarken, birden kendimi “Her Şey Çok Güzel Olacak” film setindeymiş gibi hissettim.

Türkiye’de mutluluğun haritası ile umudun haritası birbirine benziyormuş gibi duruyor. Ama aslında farklılar. Mutluluk işi içinde mutlaka bir “bugünümüze şükür” içeriyordur. O nedenle, ben mutluluğun haritası ile umudun haritasına birlikte bakmanın daha fazla malumat içereceğini düşünüyorum. Türkiye’nin yaklaşık 40 ilinde gelecekten umutlu olanların oranı Türkiye ortalamasının üzerinde yer alıyor. Umut sıralamasında birinci Sinop değil, Balıkesir. İstanbul, Ankara ve İzmir’den bir tek İstanbul’da iyimserlerin oranı Türkiye ortalamasının üzerinde. Diyarbakır, yüzde 64 ile, en umutlu iller sıralamasının en dibinde yer alıyor. Diyarbakırlılar pek mutlu olmadıkları gibi umutlu da değiller bu yaklaşıma göre. Ben TÜİK’in çalışmasının daha ayrıntılı analize muhtaç olduğu kanaatindeyim. Gördüklerimi anlatırım. 

Rakamlara bakarken, aklımda hep Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’nun geçenlerde Kartepe’de ekonomi gazetecileri ile konuşurken açıkladığı TOBB anketi sonuçları var. Türkiye çapında yaklaşık 2600 iş insanı ile yapılan ankete katılanların yüzde 50’si işlerinin geçen yıla göre daha kötü olduğunu söylüyordu. Ama önümüzdeki bir yılın daha iyi olacağını düşünenlerin oranı da hiç de az değil, yüzde 42’ydi. Bir süredir TEPAV’ın Perakende Güven Endeksi (TEPE) Anketinin sonuçlarına bakarken de hep aynı şeyi düşünüyorum: Bizim esnafımızda, bizim insanımızda bir nevi “iyi şeyler dileyelim, iyi şeyler olsun” havası var. Doğrusu ya, ben ileriye yönelik bu iyimserliğin, hep bir yeniden deneme fırsatı aramanın önemli bir dinamizm kaynağı olduğunu düşünüyorum. 

Türkiye, mutlu olmasa bile, umutlu ve iyimser insanların ülkesidir. Rakamlar öyle diyor. Girişimciliğin ön koşulu da iyimserliktir. “Her Şey Çok Güzel Olacak” diye işe başlamazsınız, yeniden ve yeniden deneyemezsiniz. Ben rakamlara baktım, gördüklerimi daha önce başka anketlerde gördüklerimle uyumlu buldum. Türkiye adına sevindim.