Angry Birds bildiğimiz sinemanın pabucunu dama attı

Nicelik değil nitelik diyor. Sizce Finlandiya'nın hem PISA'da bu kadar başarılı olması hem de Angry Birds'-ün yaratıcılarına ev sahipliği yapması tesadüf mü?

Eğlence endüstrisinin yapısı değişiyor. Bilmem farkında mısınız? Ben değildim. Yeni farkına vardım. Girişimciliği geliştirme programlarında bütün gençlerin neden oyun geliştirme peşinde olduklarını da böylece öğrenmiş oldum. Anlamamam etrafa bakmamaktanmış. Sinema endüstrisinin yıllık cirosu 100 ise video oyunları endüstrisinin büyüklüğü 70 oldu. Bir de buna yeni filmlerin giderek oyunlara benzemesini eklerseniz, bence geçmiş bile sayılır. Tüm zamanların en çok izlenen ilk beş filminde de dijital olarak güçlendirilmiş öğeler var. Şu yeni Dünya Savaşı Z, Avatar, Star Wars türü filmler bana giderek video oyunlarını hatırlatıyor. Zaten oyunları da oluveriyor. Lara Croft serisi zaten oyundan çıkmaydı. Sonuç: Angry Birds geleli Rita Hayworth dönemi çoktan bitti, Angelina Jolie’yi de tükettik. Eğlence endüstrisi artık video oyunlarının egemenliğine geçiyor. İyi mi oldu kötü mü bilemem. Böyle oldu. Nokta.

Şimdi oyun dünyası bilgi-işlem teknolojilerinin bize armağanı olduğuna göre, eğitim sistemi ve işgücü piyasaları açısından manasını kavrayabiliyor musunuz? Eğlence endüstrisi artık grafik tasarımcılar, bilgisayar programcıları, ille de matematikçiler filan isteyecek. Analitik yetenekleri daha gelişmiş çalışanlar arayacak. Biraz daha büyüteyim, müsaadenizle. Bugün bizim Sarp 9, Ela ise 7 oldu. Büyük bir olasılıkla, çok değil, onlar 25 yaşına geldiklerinde bugün bildiğimiz mesleklerin önemli bir bölümü artık etrafta olmayacak. Değişen yalnızca eğlence endüstrisi olmayacak. Hepsi değişecek. Bu akılda tutulması gereken ilk nokta, altını güzelce çizeyim.

Peki, bu durumda ne yapmak gerekir? Birincisi, eğitim sisteminin önemli bir parçası olan okul sistemini kesinlikle ciddi bir biçimde elden geçirmek gerekir. Ben Angry Birds dünyasında daha yaratıcı, daha cesur bir yaklaşımın kazanacağını düşünüyorum. Bunun için de müfredattan çok, sınıfta çocuklara nasıl davranacağımıza ilişkin bir yeni çerçeve gerektirdiğini düşünüyorum. Hata yapmamalarını değil, hatadan korkmamalarını ve ondan hızla öğrenmelerini sağlamak esas olmalı gibi geliyor. Böyle bir eğitim için sınıf Talim Terbiye Kurulu’nun tektipçi kontrolünden öncelikle kurtulmalı. Okul özerkliğinde OECD’nin sondan ikincisiyiz. YÖK’ten de hiçbir şey olmayacağını daha önce anlatmıştım zaten. İkisi de bana aynı şey gibi geliyor. İkinci tespit de hemen buradan çıkıyor. Yeni ihtiyaçlara göre kendini yenileyebilecek, analitik ve eleştirel düşünme, problem çözme gibi temel becerilere sahip bireyler yetiştirmemiz lazım. Aranan somut niteliğin ne olacağını daha tam bilmiyoruz. O vakit, bazı genel yeteneklerin ve de adapte olabilme kabiliyetinin gençlere aşılanması gerekiyor. En iyi İngilizceyi bilsinler, matematik, fizik, kimya birikimimizi bilsinler. Öğrenmek için daha uzun süre okula gitsinler. Kalanına zaman içinde adapte olurlar. Üçüncü nokta ise galiba şu: Erken çocukluk eğitiminin son derece önemli olacağı bir döneme giriyoruz. Rutin olmayan becerilerin en iyi o dönemde geliştiğini bilenler söylüyor. O analitik düşünme kabiliyeti için bu da lazım. Angry Birds dönemi daha nitelikli çalışanlar gerektirecek. Dünya Bankası’na göre, Türkiye’de yüksek düzeyde becerilere olan talep artışı mesela Polonya’nın iki katı kadar. İşimiz zor yani.
Peki, bu açıdan bakınca geçen on yıl ille de bir kayıp on yıl mıdır? Doğrusu emin değilim. Daha geçenlerde on yılda beş milli eğitim bakanı ne yapacağını bilmemektir diye yazdım. Ama şunu da ekleyeyim isterseniz: Benim yaş grubumla bugün iş hayatına başlayanları karşılaştırınca ortada bir ilerleme olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Yaş grupları itibariyle bakarsanız, ki öyle bakmak lazım, öyle orta ikiden terk filan değiliz yani. Ortalama karaktersiz bir kavram: Tuncer Bulutay Hocamızdan mülhem bir biçimde Hasan Ersel Hocam bana hep öyle öğretti.

Nasıl? Gelin bugün yazıyı daha pozitif bir notla bitireyim. 1960’ların başında doğanlarda, yani benim yaş grubumda, 8 yıl ve altı eğitimlilerin oranı yaklaşık yüzde 80 dolayında. Yükseköğretimlilerin oranı ise yüzde 8,5. Halbuki 1990’ların başında doğanlarda, 8 yıl ve altı eğitimlilerin oranı yüzde 60’ın altına iniyor, yükseköğretimlilerin oranı ise benim dönemime göre en az iki katına çıkıyor. Eğitim süresi artıyor. Azalmıyor. Bu, bundan sonra da böyle devam edecek. Kadınların işgücüne katılımı da galiba zaten asıl böyle artacak. Arttığında şundan bundan diyeceğiz. Ama ben size şimdiden diyeyim: Zorunlu eğitimin süresinin uzatılmasından olacak öncelikle. Peki, işler yolunda mı? Değil tabii. Eğitimde yalnızca nicelik açısından bir ilerleme var. Nitelik açısından vaziyetimiz kötü. Nicelik neden kurtarmaz? Geçen gün Hans Roslling BBC’de “Sizce dünyada okuma-yazma oranı bugün ortalama kaçtır? Hadi aklınıza geleni söyleyin” diyordu. “40? 50? 60?” ve en sonunda söyledi “Yüzde 80. Yedi milyarın yüzde 80’i okuma-yazma biliyor.” Ama bu artık yetmiyor. Angry Birds dönemi o analitik düşünme becerilerini istiyor. Nicelik değil nitelik diyor. Sizce Finlandiya’nın hem PISA’da bu kadar başarılı olması hem de Angry Birds’ün yaratıcılarına ev sahipliği yapması tesadüf mü? Aklımızı başımıza alalım lütfen. Geçen yüzyıldan bile değil, ondan bir önceki yüzyıldan kalma meseleler için itişmeyi bırakıp çocuklarımızın geleceğini düşünelim. Hem de hemen.

Vakit daraldı. Daha yapacak çok işimiz var.