Apple'ı açınca içinden Samsung çıkar

Apple aynı zamanda rakibi olan Samsung'dan parça satın alıyor. Apple'ın Apple olması için için bir Samsung gerekiyor

Bu çağ işte böyledir. Siz gider Apple şirketinin ürünü olan bir iPhone alırsınız. İçini bir açsanız içinden Samsung tarafından üretilmiş bir sürü parça çıkar. Koreli Samsung, Amerikalı Apple’ın ana tedarikçilerinden biridir. Ama en önemlisidir. Apple, iPhone ve iPad gibi bundan çok değil beş yıl önce bilmediğimiz ama şimdilerde vazgeçemediğimiz ürünleri üreten bir Amerikan şirketidir. Apple, küresel bir markadır. Ama bakın, hiçbir Apple ürünü yüzde yüz Amerika’da üretilmez. Neden üretilmez? Yerli malıyla küresel marka olmaz da ondan. TEPAV iktisatçılarından N. Emrah Aydınonat’ın son yazısını okumanızı öneririm. Apple’ı açınca içinden nasıl Samsung’un çıktığını pek güzel anlatıyor. Siz bakmayın Apple ile Samsung arasındaki davalara, Samsung hala Apple’ın ana tedarikçisidir. Ve parça üretiminde en iyi kaldığı müddetçe tedarikçi olmaya da devam edecektir. Ben bu çağda ülkelerin ikiye ayrıldığını düşünüyorum. Bir yanda içinden boru hattı geçen ülkeler var, öte yanda ise içinden küresel değer zinciri geçen ülkeler. Türkiye ilkine namzet olmayı ikincisinden daha çok önemseyenler tarafından yönetiliyor bugünlerde. Yanlış oluyor. Gelin bakın neden yanlış oluyor.

Eskiden, dünyamızın merkezinden çevresine doğru baktığınızda içinden bir tür doğal kaynak hattı geçen ülkeler görürdünüz. Bunlara bugün “içinden boru hattı geçen ülkeler” diyeyim, müsaadenizle. O gün etrafta içinden boru hattı geçen ülkeler vardı. Bugün ise, içinden küresel değer zinciri geçen ülkeler çağıdır. İçinden küresel değer zinciri geçen ülke demek, dünya üzerinde üretilen herhangi bir markanın üretimine katkı sağlayan ülke demektir. Bildiğiniz taşeronluk yani. Böyle bakarsanız Samsung, Apple’ın taşeronudur. Ama ne taşerondur? Samsung Elektronik dünyanın en büyük elektronik firmasıdır. Bir numaradır. Yıllık cirosu yaklaşık 127 milyar dolardır. Dünyanın en büyük ülkeleri arasına koysak ilk altmış içinde kalır. Biz burnumuzu kıvırsak da içinden küresel değer zinciri geçen ülke olmak, taşeronluk yapacak çaplı firmalar gerektirir. Şampiyon üreten bir sanayi politikası gerektirir.

Bu çağda, ülkenize iktisadi olarak yapabileceğiniz en büyük kötülük nedir? Ülke politikalarını “içinden boru hattı geçen bir ülke olmak” üzere tasarlamaktır. Ben uzunca bir süredir Türkiye’nin enerjisini bu şekilde heba ettiğini düşünüyorum. Bunun için harcadığımız zihinsel ve fiziksel enerjinin yüzde ellisini içinden küresel değer zinciri geçen ülke olmaya harcasak şimdi çok daha iyi bir yerde olurduk. Neden? Birincisini söyledim. Altını bir daha çizeyim. İçinden boru hattı geçen ülke olma hayali yirmi birinci yüzyıla değil, on dokuzuncu yüzyıla aittir.

Hemen geleyim ikincisine: İçinden boru hattı geçen ülke olmak, içinden küresel değer zinciri geçen ülke olmaktan kolaydır. İlki için beşeri sermaye ve iktisadi imkanlar setinin zenginleşmesi gibi şeyler gerekmez. Altı üstü bir boruyu ülkenin bir tarafından öteki tarafına döşemeniz gerekir. Bir de o borunun güvenliğini sağlayacak bir orduya ihtiyaç duyarsanız. Borunun yerli malı filan olması da gerekmez. Etrafına ne kadar kenar süsü koyarsanız koyun içinden boru hattı geçen ülke olmak bu kadardır. On dokuzuncu yüzyıl emperyalizmi de budur.

İçinden küresel değer zinciri geçen bir ülke olmak için ise, belli bir üretim kapasitesine, iş gücüne, beceri setine, ulaşım olanaklarına, iletişim bağlantılarına ihtiyacınız vardır. Ucuz işgücü ile işe başlayan Güney Kore’ye bir bakın isterseniz. Üretimini her geçen gün çeşitlendirdi ve zenginleşti. Son model bir Apple ürününü açtığınızda, içinden bir Samsung parçası çıkması işte tam da budur. O parçayı en iyi kalitede ve en düşük fiyata Samsung ürettiği için Apple aynı zamanda rakibi olan Samsung’dan parça satın alıyor. Apple’ın Apple olması için için bir Samsung gerekiyor.

Üçüncüsü ise şudur: Bu çağda içinden boru hattı geçen ülke olmaya bu kadar takılıp, içinden küresel değer zinciri geçen ülke olmayı ıskalamanın, köyden şehre gelince arsa kapatıp köşeyi dönmekten farkı yoktur. Not edeyim: Artık o çağ bitmiştir. Artık arsanızın yeri kadar, arsa sahibinin kim olduğunun da önemli olduğu bir çağda yaşıyoruz.

Küresel değer zincirlerinin parçası olursanız küresel pazarda hem üretir hem de tüketirsiniz. Küresel değer zincirini ülkenizden geçiremezseniz yalnızca tüketmekle kalırsınız. Becerebilenler küresel sisteme ortak olurken, beceriksizler yalnızca pazar olarak kalıyor. Rahmetli Erbakan Hoca “onlar ortak, biz pazar” derken galiba bunu anlatıyordu. O sırada yaramazlık yapanlara bari bir de ben söyleyeyim.