Ben Erdem Başçı'nın sunumunu beğendim

Sayın Başçı'nın Sayın Cumhurbaşkanımıza yaptığı sunumu ben beğendim. Aklıma hemen Melih Cevdet Anday'ın "Telgrafhane" şiiri geldi. Orada "Uyumayacaksın/ Bir sis çanı gibi gecenin içinde/ Ta gün ışıyıncaya kadar/ Vakur metin sade/ Çalacaksın" diyordu. Ben eskiden beri merkez bankalarının yaptığı işle sis çanının işlevini birbirine benzetirim. Neden mi?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası guvernörü Sayın Erdem Başçı, 11 Mart Çarşamba günü Sayın Cumhurbaşkanımıza ekonomideki gelişmeleri değerlendiren bir sunum yaptı. Ben o sunumu beğendim. Anlatılması gerekeni vakur, metin ve sade bir şekilde anlattığı kanaatine vardım. Memnun oldum. Aklıma hemen Melih Cevdet Anday’ın “Telgrafhane” şiiri geldi. Orada “Uyumayacaksın/ Bir sis çanı gibi gecenin içinde/ Ta gün ışıyıncaya kadar/ Vakur metin sade/ Çalacaksın” diyordu. Ben eskiden beri merkez bankalarının yaptığı işle sis çanının işlevini birbirine benzetirim. Yapılan sunumu bu açıdan Merkez Bankasının işlevine son derece uygun buldum. Öncelikle memnuniyetimi belirteyim. Sonra da gördüğüm temel bir eksikliğin altını çizeyim. Şu sis çanı işinden başlayayım, müsaadenizle. Sis çanları yüzyıllardan beri denizlerde seyir emniyetini sağlamak için çalıyor. Denizin üstünü kaplayan sis yoğunlaştığında, kaptan deniz fenerinin ışığını da göremez oluyor. İşte o vakit, kıyının, kayalıkların yakında olduğunu kaptanlara iletebilmek için deniz fenerlerinde sis çanı ya da sis düdüğü kullanılıyor. Aynı şeyi arlar uçurumlar arasında bir patikada da yapabilirsiniz elbette. Yine buralarda da kesif sisin içinde iki geminin birbiri ile çarpışmasını önlemek için sis çanından yararlanılıyor. İşte merkez bankalarının ekonomideki temel işlevi de tam burada yatıyor. İşi bilmeyenler başka işler yaptıklarını düşünüyor olabilir. Fakat yapılan iş budur. Not edeyim.

Nedir? Hayatımızın en temel özelliği belirsizliktir. Hayattaki tüm kararlar gibi, iktisadi kararlar da belirsizlik altında alınır. Buradaki belirsizlik, aynı sis gibi bir kesif belirsizliktir. Gerçek hayatta öyle oturup da, değişik vakıalara bir olasılık atfedemeyiz. Yüzde 35 olasılıkla şöyle olur, yüzde 65 olasılıkla böyle olur diyemeyiz. Bir bakarsınız hiç hesaba katmadığınız başka bir sonuç çıkar. Üstadımız Keynes’in bize öğrettiği belirsizlik, işte böyle bir belirsizliktir. Gerçek hayattaki belirsizlik yoğun bir sisin içinde ileriye bakmaya benzer. Hiç bir şey göremezsiniz. Bugünden yarını göremezsiniz. İşte merkez bankalarının işlevi bu kesif sisin içinde, tıpkı sis çanları gibi iktisadi aktörlere yol göstermektir. Kolay değildir. Teknik bir iş olarak son derece zordur. Öncelikle bir bunu tespit edelim derim ben. Merkez bankaları yol göstericidir. Zaten piyasa ekonomilerinde “kalkınmacı” merkez bankası olmaz, yol gösterici merkez bankası olur. Bilenler bilir.

Nasıl yol göstericidir? Yarının belirsizliğine doğru bakarken bir nevi referans noktasıdır. Karar almayı kolaylaştırır. İleride işlerin daha iyi olacağını düşünüyorsa herkes rahatlasın diye faizi indirir. Yoksa indirmez. Merkez bankalarının işi piyasaları yanıltmak değil, onlarla bir nevi dans etmektir. Yol göstermeyi de işte bu çerçevede anlamak gerekir. Peki, merkez bankalarının işlevi artık değişmiş midir? Hayır.

Şimdi gelin bir etrafımızda neler olduğuna bakalım ve bu ortamda ileride bizleri nelerin bekleyebileceği üzerine biraz konuşalım. Amerikan ekonomisi toparlanıyor ve artık yoğun bakımdan çıkartılması için gereken hazırlıklar yapılıyor. Şimdi, öncelikle bu hadisenin dünün konjonktüründen farklı olduğunu anlamak gerek. Dün Avrupa’da parasal genişleme varken Amerika’da da parasal genişleme vardı. Şimdi Amerikan ekonomisi toparlanırken Avrupa’da parasal genişleme olması ne anlama gelir? Dolar neden değer kazanmaktadır? Avrupa’da parasal genişlemeyle artan likidite, iktisadi toparlanmayla birlikte getiri oranı yükselen Amerika’ya doğru gitmektedir. Ne olmaktadır? İnsanlar parasal genişlemeyle aldıkları euroları dolarla değiştirmektedir. Artan Amerikan getirisinden yararlanmanın yolu, öncelikle dolar almaktır. Bu bir.

Peki, dolar euro karşısında böyle değerlenmeye devam eder mi? Evet. Amerikan milli geliri içinde Amerikan ihracatının payı yüzde 10’lar düzeyindedir. Dolayısıyla doların değerlenmesi Amerikan ekonomisine doğrudan zarar vermez. Hâlbuki Alman ekonomisi içinde ihracatın ağırlığı çok yüksektir. Alman milli gelirinde ihracatın payı yüzde 60’a yakındır. Bu durumda ne olur? Euro, dolar karşısında değer kaybederse Almanya’nın ihracatı hızla artar. Almanların satacak malı olduğuna göre Alman ekonomisinin büyüme oranı da artar. Ucuz Alman malları Amerikan tüketicisinin de işine gelir. Misal olarak Almanya diyorum ama sanayi ürünü üreten herkes için bu durum iyidir. O halde nedir? Euronun değer kaybı Avrupa’nın toparlanması için kötü değil, iyidir. Dolar değer kazandıkça Amerikan toparlanması olumsuz etkilenmez, Avrupa toparlanması hızlanır.

Peki, Türkiye’ye ne olur? Türkiye, 2008’deki parasal genişleme furyasında olduğu gibi bu işten olumlu yönde etkilenecek bir ülkeye benzememektedir ne yazık ki. Yakında IMF’nin küresel ekonomi ile ilgili yeni değerlendirmeleri çıkacak. Hep birlikte göreceğiz. Şimdi gelelim Sayın Başçı’nın sunumundaki temel eksiğe. Bana kalırsa, küresel görünüm bölümünde de baştaki gibi parmak çocuk slaytlarına ihtiyaç vardı. Hani şu, şöyle olursa faiz artar, böyle olursa düşer gibi slaytlara. Onlar eksik kalmıştır. Ben aklım erdiğince tamamlamaya çalıştım. Dün ile bugünün farkının altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekiyor bana sorarsanız. Yoksa ortalık Miki Maus iktisatçılarına kalıyor.