Bize çılgın değil, akıllı projeler lazım

Revizyonda selamet vardır. Çılgın değil akıllı projeler devrindeyiz. Artık kaybedeceğimiz çok şey var.

Sinop’un kadim projesi yine hortladı. Evvelki günkü gazete haberlerine göre, Sinop Valiliği, Boztepe Burnu’nu bir ada haline getirecekmiş. Diyeceksiniz ki, getirip de ne yapacakmış? Benim haberlerden anladığım, sonra da bir köprü vasıtasıyla yeni yaptıkları adayı tekrar anakaraya bağlayacaklarmış. “Madem yeniden bağlayacaksın, o vakit niye koparıyorsun?” diyebilirsiniz. Ben şimdi demeyeyim. Onun yerine şöyle diyeyim: Bu memlekette en zor iş öncelikleri belirlemektir. Sinop’un ‘çılgın’ yani hesapsız projesi budur. Bana kalırsa zorunlu eğitim süresini on iki yıla çıkarma hamlesi de çılgın projeler listesine dahil edilebilir. Ben, sekiz yıllık zorunlu eğitim süresini, on iki yıla çıkarma hamlesinin de öncelikler dikkatle gözden geçirilerek yapıldığını sanmıyorum. Ben Türkiye’nin artık çılgın değil, üzerinde, hiç değilse on beş dakika kadar, düşünülmüş, ne getirip, ne götüreceği belli olan akıllı (smart) projelere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Gelin bakın eğitimle ilgili bu son kanun teklifi konusunda ne düşünüyorum.
Sinop’un çılgın projesi aslında kadim bir proje, önce oradan başlayayım. Rivayete göre Selçuklular zaten ada olan Boztepe’yi aradaki kanalı kapatarak zamanında anakaraya bağlamışlar. Uzunca bir zamandır, Sinop’ta “Hadi burayı yine bir ada yapalım” fikri esas olarak var zaten. Bunun turizm için yararları sayılıyor. Ama ne yapılmıyor? Turizme hazırlananın önce heybesinde satacak pamuğunun olması gerekir. Tesis, lokanta, yol, İngilizce bilen personel yoksa, olsa olsa projeyi duyup gelen turistlere bakkaldan Coca Cola satabilirsiniz. Onun da kârını başkası alır. Turizmden para kazanmanın yolu, şehri duyurmaktan, bir halkla ilişkiler projesinden geçmez. Turizmle ilgili değer zincirinin her aşamasında kenti etkin kılmakla olur. Yoksa, görünürlük sağlarsınız ama gelen turist yan ilçeye gidiverir. Öncelikleri doğru belirlemezseniz, dansa yanlış adımla başlarsınız, bir türlü ritmi yakalayamazsınız. İyi olmaz.
8 yıllık eğitimden 12 yıllık eğitime geçmek elbette iyi bir fikirdir. Ne zaman iyi bir fikirdir? 8 yıllık eğitimin getirdiği bütün o kalite artışından sonuna kadar yararlandıysanız iyi fikirdir. Gelin adını koyayım: Türkiye’nin eğitim kalitesi ile ilgili problemi vardır. 8 yıllık zorunlu eğitimin altı tam olarak doldurulamamıştır. 8 yıllık zorunlu eğitim kararı ile birlikte, ilköğretimde okullaşma oranı, 1997’de yüzde 85 iken, 2010’da yüzde 98’e yükselmiştir. Ortaöğretimde ise oran aynı dönemde yüzde 38’den yüzde 69’a yükselmiştir. Bu artış, hükümetimizin, 8 yıllık zorunlu eğitim nedeniyle derslik sayısını başarılı bir biçimde arttırmasıyla mümkün olabilmiştir. Sonunda 8 yıllık zorunlu eğitimin gerektirdiği fiziki ihtiyaçlar karşılanabildiği için okullaşma oranı yükselmiştir. Ancak fizikteki başarılı performans kimyada elde edilememiştir. Eğitimin kalitesi aynı hızla yükselmiş değildir. OECD’nin PISA testleri böyle demektedir. Kimya işinde daha gidecek yolumuz vardır. Şimdi zorunlu eğitim süresini 12 yıla çıkarmak demek, fiziki ihtiyaçların yeniden artması demektir. Liseler için yüz binlerce yeni öğretmen ve binlerce derslik gerekecektir. En azından ilk bakışta görünen budur. Tam kimyayı düzeltmeye eğilecekken, fizik yeniden kaynak isteyecektir. Eğer eğitim için bütçeden ayrılan kaynak ciddi biçimde büyütülmeyecekse 12 yıllık zorunlu eğitim, eğitimde kaliteyi arttırmaya harcaması gereken kaynakları yeniden fiziki ihtiyaçlara doğru kaydıracaktır. Yaklaşan seçimler için iyi ve fakat memleketin geleceği için yanlış olacaktır. Çevreye bakınca gördüğüm ise şudur: Finlandiya, Avustralya, Yeni Zelanda, Danimarka, İngiltere ve ABD’de zorunlu eğitim süresi halen on iki yıldan azdır. Bu ülkelerin eğitim kalitesi Türkiye’den daha yüksektir. Demek ki, eğitim süresi ile kalitesi birbirine o kadar da sıkıca bağlı değildir. Hatırlayın; bu teklif ilk keresinde revize edilmiş ve kızlarımızın okuması önüne getirilen açık öğretim engeli kaldırılmıştı. Şimdi yeniden üzerinde, en azından bir on beş dakika kadar, düşünülüp revize edilmesinde fayda vardır. Revizyonda selamet vardır. Çılgın değil akıllı projeler devrindeyiz. Artık kaybedeceğimiz çok şey var. Unutmasak iyi olur.