Bu hâlâ eğitim reformu teklifi değildir

Yapısal sorunlara yapısal çözümler bulmak ve de karnından konuşmayı bırakmak gerekir.

Bu hafta, Ankara’ya yıllardır yağmadığı kadar kar yağdı. Kar yağışının başladığı salı günü, ben TBMM’deydim. Milli Eğitim ve Kültür Alt Komisyonu, sivil toplum kuruluşlarının ‘İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ hakkında neler düşündüğünü dinliyordu. Aslında ortada bir değil, iki teklif vardı. İlk teklifin çok tartışma yaratan, ilk dört yılın sonundan itibaren zorunlu eğitim süresini açık öğretim ile evde oturarak tamamlamaya imkân veren ifadeleri daha sonra tekliften çıkarıldı. Kızlar eve kapanmaktan kurtuldu. Hatadan dönüldü. Benim anladığım, TBMM başta olmak üzere, memleketin bütün sorumlularının telefonları kilitlenince teklifte bir değişiklik yapmak zorunlu hale geldi.
Peki, yenilenmiş kanun teklifi hepimizin beklediği eğitim reformu paketi midir? Hayır, hâlâ değildir. Tartışılan teklif eğitim sistemimizde kısmi bir ileri adım anlamına gelmektedir. Ancak beklenen kapsamlı eğitim reformu paketi bu değildir. Alt komisyona yaptığım sunum TEPAV sitesindedir. Başlığı da bu nedenle “Yeni kanun teklifi neden yeterli değildir?” olarak seçilmiştir. Gelin bakın yenilenmiş kanun teklifi, eğitim reformu olarak anılmak için neden yeterli değildir?
Birincisi, bu tasarıyla ülkemizde zorunlu eğitim süresi sekiz yıldan on iki yıla yükseltilmektedir. Ortalamada hâlâ 6.5 yıl eğitim görüp, orta ikiden okulu terk ettiğimize göre on iki yıl, ileri bir adım olarak kabul edilmelidir. Zorunlu eğitim süresi bir Almanya’da on iki yıldır, bir de bu teklifle Türkiye’de böyle olacaktır. Bu hakikaten ileri bir adımdır. Türkiye, zorunlu eğitim süresi on iki yıl olan az sayıdaki ülke arasına girecektir.
İkinci olarak, bu yeni teklifle on iki yıllık zorunlu eğitim süresinin kesintisiz tek bir okulda geçirilmesi zorunluluğu kaldırılmaktadır. Teklif bu süreleri 4+4+4 olarak saptamaktadır. Farklı Avrupa ülkelerinde bu konu ile ilgili farklı düzenlemeler vardır. Zorunlu eğitim süresini tek okula indiren başarılı Finlandiya örneği yanında, Almanya’da zorunlu sürenin farklı okullarda geçirilmesine imkân veren düzenlemeler de vardır. Avustralya’da ikisi de mümkün olabilmektedir. Söz konusu olan eğitim ise tarihten gelen imkânlar da dikkate alınarak, öyle ya da böyle bir düzenleme yapılabilmektedir.
Üçüncü olarak, mesleki eğitime başlangıç yaşı bu teklifle ilk dört yılın sonuna kadar düşürülmektedir. On yaşında mesleki eğitime başlangıç imkânı bir tek bazı Alman eyaletlerinde, mesela Berlin’de kalmıştır. OECD’nin öğrencilerin analitik düşünme becerilerini ölçen PISA testi sonuçları bu açıdan öğreticidir. On yaşında mesleki eğitime başlamaya imkân veren düzenlemelere sahip Alman eyaletlerinde yetişen gençlerin PISA testi skorları, mesleki eğitime 13 yaşında başlamaya imkân veren düzenlemelere sahip Alman eyaletlerinde eğitim görenlere kıyasla daha kötüdür. Mesleki eğitim iyidir. Ama erken yaşta mesleki eğitim, çocukların analitik becerilerini köreltmektedir. Test sonuçları böyle göstermektedir.
Peki, eksikler nelerdir? Birincisi okul öncesi eğitim tasarıda hiç yer almamaktadır. İkincisi, kaliteden de hiç bahsedilmemektedir. Kaliteyi arttırması beklenen FATİH projesinin adı geçmektedir. Ancak orada da yapılan, proje için gerçekleştirilecek alımların, kamu ihale mevzuatının dışına çıkarılmasıdır. Nicelik vardır, nitelik yoktur. Görünür olanlar vardır, ilk seçimde satılamayacak olanlar yoktur. Üçüncüsü, maliyet hesabı ve de fayda/maliyet analizi yoktur. On iki yıllık zorunlu eğitim kaç yeni derslik, kaç yeni öğretmen demektir? El cevap: Çoktur.
Teklif aceleye gelmiştir ama bakın 28 Şubat’ın yıldönümüne yetişmiştir. Baas usulü parti grup toplantılarına sakız olmuştur. Siyasi işlevini yerine getirmiştir.
Çıkardığım temel sonuç ise şudur: Türkiye’nin, kadim ‘mış gibi’ yapma, karnından konuşma politikaları aynen devam etmektedir. Bu politikaların eğitime yansıması olan imam hatip liseleri ve bu liselerin orta bölümlerini mesleki eğitim olarak görmeye devam etmek, eğitim sisteminin tasarımını bir bütün olarak olumsuz etkilemektedir. Yapısal sorunlara, yapısal çözümler bulmak ve de karnından konuşmayı bırakmak gerekir.
1 PISA skorunu arttırmada en başarılı ülkelerde uygulanan politikaları anlatan The Economist makalesine http://www.economist.com/node/21529014 adresinden ulaşabilirsiniz.