Bu teşvik sisteminden bir Samsung çıkar mı?

Biz onlar gibi gelecek nesillerin bekasına endeksli değil, gelecek seçimlere endeksli kamu politikası tasarlıyoruz.

Geçen gün bu teşvik sistemine baktığımda, ne yazık ki ruhunu göremediğimi yazmıştım. Müsaadenizle oradan devam edeyim. Nedir bu tasarının ruhu meselesi? Merak edenleri aşağıya beklerim efendim. Her kriz bir yenilenme fırsatıdır. Kore, 1997 krizini çok iyi kullandı. O krizden mesela bir Samsung Elektronik şirketi çıkarttı. Çıkarttı derken, kimseyi yanıltmayayım. Öyle Türkiye’den çok alışık olduğumuz “Şimdi yeme sırası bizde” anlayışı ile 1997’de iktidara yandaş olanlar tarafından, birdenbire kuruluvermedi Samsung Elektronik şirketi. Samsung Elektronik, 1969’dan beri, zaten vardı. Hatta şirketin kurucusu Samsung Holding, ta 1947’den beri faaliyetteydi. Samsung Elektronik, 2011 performansı ile dünyanın bir numaralı elektronik şirketi oldu. Nasıl oldu? 1997’de tasarlanan Kore usulü teşvik sistemi sayesinde. Peki, bizim pek beğenilen teşvik paketinden bir adet bile Türk ‘Samsung’ şirketi çıkar mı? Zannetmiyorum. Biz onlar gibi gelecek nesillerin bekasına endeksli değil, gelecek seçimlere endeksli kamu politikası tasarlıyoruz. İyi ya da kötü diye söylemiyorum. Vakıadan bahsediyorum.
Samsung şirketini bir bütün olarak ele alırsanız, 2010 toplam gelir akımı yaklaşık 258 milyar dolar civarındaydı. Bizim milli gelirin yaklaşık üçte biri demek bu. Finlandiya’nın milli gelirinden daha kocaman bir yıllık gelir akımından bahsediyorum. Samsung bir ülke olsaydı, bu milli gelirle, dünyanın 35. büyük ekonomisi olurdu. Hani biz öylesini severiz diye, size bir referans noktası veriyorum. Yukarıdaki rakamlara daha Samsung’un yurtdışındaki iştiraklerinden gelen gelir akımları dahil değil. Onu da ekleyeyim. Samsung’un inşaat şirketi Dubai’de Burç Halife’yi, Malezya’da Petronas kulelerini yaptı. Samsung Elektronik ise 2011 performansı ile dünyanın bir numaralı elektronik devi oldu. Kocaman şirketler bunlar yani. Ruh hadisesinde akılda ilk bunu tutmak gerekir diye düşünüyorum.
Ruh hadisesinde ikinci nokta ise şudur: Ülkenin şirketleri arasından bir dünya devi çıkartma hedefini ben bu teşvik sistemi tasarımı içinde bir yerlerde göremiyorum. Aslına bakarsanız, Türkiye’deki sanayi tartışmalarının hiçbir yerinde de göremiyorum. Bu ülkede öyle milli şampiyonlar oluşturma hedefi oldum olası hiç tartışılmaz. İyi mi yoksa kötü mü olduğu da pek tartışılmaz. Ama galiba Kore’nin sanayi politikası geleneğinde böyle bir özellik var. Biz, sanki daha bir konar-göçeriz. Onların ise bakın son derece büyük ve köklü şirketleri var. Bir tane de değil, birden fazla var. Kore’de elektronik deyince insan beş altı şirketi hatırlayabiliyor. Samsung var. Daewoo var. LG var. Var işte. Üstelik bu şirketlerin hepsinin rekabet gücü yüksek. Kendi alanında dünyanın sayılı firmalarından biri olmak demek ne demek? Başka ülkelerin şirketleri ile kıyasıya rekabet içinde olmak demek. Bizim buralarda meseleye “Hepimiz azıcık sebeplenelim de ziyanı yok şirketler ufak tefek olsun” diye bakılırken, bakın Kore’de farklı bir yaklaşım var. Beceri sahibi olan alıp başını gidebiliyor. O vakit ilk soru şudur: Ne istiyoruz? “Ufacık tefecik yerel şirketler mi? Büyük küresel oyuncular mı?” Bu teşvik sisteminde de bu sorunun bir cevabı yoktur.
Geleyim üçüncü noktaya: Samsung Elektronik, neden 2011’de dünyanın bir numaralı elektronik şirketi oldu? Bence bu sonuç, 1997’de, Kore’de Bilgi ve iletişim Üniversitesi açan aklın bir ürünüdür. Kalkınmanın topyekûn bir çaba olduğunu bilen bir akıl, 1997’de, krizin tam ortasında, yalnızca bilgi-işlem teknolojisi alanında kariyer sahibi mühendis ve işletmeciler yetiştirmek ve araştırma yapmak üzere bir üniversite açmıştır. Samsung ve diğer elektronik devlerinin laboratuvarlarında elektroniğin her alanında Koreli mühendis ve işletmecilerin çalışabiliyor olmalarının temel nedeni budur. Kore’nin bugünkü rekabetçi üstünlüğünün temelinde bu yetişmiş işgücü vardır. Ben bu çok yönlü bakış açısını da mevcut paketin içinde göremiyorum. Ama neyi görüyorum? Türkiye’nin her tarafında ufak tefek atölyeler görüyorum. Küresel şirketlerin mutlu yerli işbirlikçilerini görüyorum. Ne yapayım? Ötesini şimdilik daha göremiyorum.