Çalışacak erkek bulamayınca kadınları işe alıyoruz

Beğenseler de beğenmeseler de nüfusun yarısının enerjisini eve hapsederek zenginleşilemeyeceğini öğreniyorlar.

OECD ülkeleri arasında kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 30’un altında kaldığı tek ülke Türkiye’dir. Hani iyidir ya da kötüdür diye söylemiyorum. Böyledir diye söylüyorum. Memlekette çalıştığını söyleyen kadın sayısı, ev kadını olduğunu söyleyenlerin sayısından az. Çalışanların sayısı 8 milyon, ev kadınlarının sayısı ise 12 milyon. Bu ne demek? Kadınlarımızın yüzde 60’ı evde oturup, dolma sarıyor ve televizyonların sabah kuşağını izliyorlar. Türkiye İstatistik Kurumu’nun anketlerine göre, evde oturmanın da kendi tercihleri olduğunu söylüyorlar. Acaba öyle mi? İşverenlerin, vaziyetin böyleyken böyle olmasında hiç mi günahı yok? Var. Ama artık değişiyor.

Geçenlerde Konya’dan bir sanayici dostumla konuşuyordum. Bana “Biz Konya’da bugüne kadar hep erkek çalışanı tercih ederdik. Sonra merkezde çalışacak erkek bulamamaya başladık. İlçelere servis koyup, oradan istihdama başladık. Şimdilerde kadın çalışanlarımızın sayısı artıyor” dedi. Konya, Türkiye’de 2004 ile 2011 yılları arasında kadın istihdamı artış oranının yüzde 100’ün üzerinde olduğu ilk on il içinde yer alıyor. TEPAV’ın hesaplamalarına göre tarım sektörü hariç kadınların işgücüne katılım oranı, Türkiye genelinde yüzde 20, Konya’da ise yüzde 15. Ama Konya’da aynı oran 2004 yılında yüzde 7 civarındaymış. İşgücüne katılım oranında son yedi yılda gözlemlenen artışı da bir kenara yazmakta fayda var. Ne oluyor? Kadın istihdamı konusunda Türkiye değişiyor.

Müsaadenizle yukarıya aktardığım sohbetten birkaç sonuç çıkartayım. Birincisi, sanayinin Anadolu’ya doğru yayılması Anadolu’yu değiştiriyor. 1980’li yıllarda herkes zenginleşmenin dışarıya açılma ile geleceğini bellemişti. Şimdilerde ise beğenseler de beğenmeseler de nüfusun yarısının enerjisini eve hapsederek zenginleşilemeyeceğini öğreniyorlar. Sanayi öğretiyor. Özal reformları sayesinde Anadolu’da açılan o fabrikalar, şimdi yalnızca ihtiyaçtan kadınları da işe almaya başlıyorlar. 2004’ten 2011 yılına kadın istihdamındaki il bazında artışlar bunu gösteriyor. Piyasa reformları, otuzuncu yılında, Anadolu’yu dönüştürmeye hâlâ devam ediyor. Öncelikle bunu bir kenara yazalım.

İkincisi, ildeki büyümeyle kadın istihdamı arasında aynı yönlü kuvvetli bir ilişki göze çarpıyor. İl bazında büyüme verisi daha yok. Ama TÜİK tamamen veya kısmen biten işyeri amaçlı kullanılacak binaların yüzölçümünü yayımlıyor. Kentte iktisadi hayat canlandıkça, yeni yapılan ofis yüzölçümü artıyor. TEPAV iktisatçılarından Güneş Aşık’ın çalışmasına göre, yeni ofis binaları, özellikle de perakende amaçlı bina yüzölçümüyle kadın istihdamı birlikte artıyor. Önce bir altını çizeyim; iktisadi büyüme süreci, kadınların işgücüne katılımını arttırıyor. İşveren daha fazla, daha nitelikli eleman aramaya başladığında, erkekler kadar kadınları da çalıştırmaya artık daha yakın duruyor. Büyüme ve yapısal dönüşümle beraber kadınların daha kolay istihdam edilebildiği hizmet sektörünün önemi de gitgide artıyor. Ayrıca ihtiyaç arttıkça, ücretler de yukarıya doğru hareket ediyor.

Üçüncüsü, yine Güneş Aşık çalışmasından, kentte yeni ofis alanı yüzölçümü artışı sadece kadın istihdamını arttırmakla kalmıyor, kadın istihdamını erkek istihdamına göre daha fazla arttırıyor. Buradan belki, yeni çalışma mekânları kadınların da işgücüne daha rahat katılımını sağlıyor diye bir sonuç çıkarmak mümkün olabilir. Ben, Anayasa Vatandaş Toplantıları sırasında, kadınlara “Kentte kadınlar için en önemli hizmet hangisidir” diye sorunca, toplu taşıma ve sokak aydınlatması diye cevap vermelerini hâlâ unutmuş değilim. Çalışma mekânı da önem taşıyor elbette. İnsan kendisini güvende hissetmek istiyor. Kadınlarımız sokakta kendilerini yeterince güvende hissetmiyorlar.

Bunu da not etmiş olayım.