CERN'de yerleri bile süpüremeyiz

Biz doğrudan şirket ve adam seçmeyi tercih ediyoruz. Böyle adam seçerek gidersek, CERN'de yerleri bile süpüremeyiz.

Eskiden bir tek diplomatlar için önemli olduğunu düşünüyordum. Şimdi CERN ile ilgili tartışmalar esnasında ufkum açıldı. Artık daha geniş düşünüyorum. Bence kamu görevlilerimiz, daha göreve başlarken Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ni mutlaka ziyaret etmeli. Bursa Organize’yi bir görmeli. Gebze Teknoparkı’nda dolaşıp, güzel bir yemek yemeli.

Önce şöyle bir “Yahu ben hangi memleketteyim” demeli. Ülkesinin potansiyelini bilmeyen kamu görevlisi kalmamalı. Asıl milletin değerlerine yabancı olma hali tam da budur. Ülkesinin potansiyelini bilmeyen kamu görevlisi ne yapar?

Kendi başına yanlış karar vermekle kalmaz, mesela karar vermesini beklediği başbakanını da yanıltır. Kötü niyetle değil, cehaletinden. Diyeceksiniz ki bitmedi mi bu CERN muhabbeti? Bitmedi.

Türkiye, Avrupa Araştırmalar Merkezi’ne (CERN) tam üye olmak yerine, şimdiki gibi asosiye üye olarak kalmak istiyor.

Benim enteresan bulduğum, bu konuda Radikal’de yazılan haberde birilerine atfen verilen bir bölüm. Şöyle deniyordu: “Türkiye’deki şirketlerin CERN’in ihalelerinde başarı sağlaması da mümkün görünmüyor. Ancak temizlik ve yemek gibi hizmet sektörü ihaleleri alınabilir.” Neden öyle? Çünkü şirketlerimizin kapasitesi böyle ileri teknolojili bir iş yapmak için yetersiz. Öyle ima ediliyor. Peki, öyle mi? Bir kere, öyle değil. İkincisi, nedir bu aşağılık duygusu? O aşağılık duygusu ki, sonunda başarısızlığı baştan kabul etmeye ve de “Bizden adam olmaz abi” yakınmasına doğru gidiyor. Milletin değerlerine yabancılık dediğim işte budur. Ben ki sabah akşam “Kore’nin ileri teknolojili ihracatı toplam ihracatının yüzde 20’si, biz yüzde 3’e takıldık kaldık” diye söyleyip duruyorum, ben öyle düşünmüyorum. Hatta ihracatın mal cinsinden dağılımına bakıp, “İhracatın sofistikasyonu geriliyor” diye dertleniyorum. Ama bir gün bile memleketin iktisadi potansiyelinden şüphe etmiyorum.

En son CERN’deki ‘yüzyılın deneyi’nde, iki Türk şirketi, İstanbul’dan EAE Makine Sanayi ile Bursa’dan Makine Freze Kalıp ihale almışlar. CERN’de tam üyeliğe başvuralım mı diye araştırma yapanlar bilmiyor olabilir ama Türkiye’nin gelişmeye açık, son derece güçlü bir makine sektörü altyapısı var. Üstelik sektör ülke sathına yayılmıştır. Bir yerde makine sektörüne bağlı alt sektörlerin olması, ülke çapında ileri teknolojili üretimi yaygınlaştırabilecek kapasitenin var olduğunu gösterir. İhracatın sofistikasyonunu arttıracak üretim ağı, tam da bu makine sektörünün imkânlar setine dayalı olarak gelişecektir. Başka ülkelerde aynen böyle olmuştur.

Bizim, memleketteki bu makine sektörü deneyimini zenginleştirmeye, derinleştirmeye odaklanmamız gerekiyor. Bir bütün olarak bakıldığında, şirketlerimizin, insanımızın beceri setini geliştirmeye odaklanmamız lazım. Peki, bu nasıl olacak? Kamu destekleri etrafında, şirketlerimizi, üniversitelerimizi ve bilim insanlarımızı yarıştırarak olacak elbette. Bunun iki yolu var. Ya kamu desteğini kamu görevlisi eliyle, kamu görevlisini seçici yaparak dağıtacaksınız ya da daha piyasa dostu bir mekanizma yoluyla, projeleri yarıştırarak başkalarına seçtireceksiniz. İlkini yapıyoruz, çokça yapıyoruz ve bence yanlış yapıyoruz. İkincisini yapacak fazla mekanizma yok. Mesela girişim sermayesi fonlarına üstlendikleri riskin yüzde 50’si kadar destek olan bir ‘Fonların Fonu’nu bırakın kurmayı daha zihnimize yerleştiremedik. CERN böyle bir yarışma mekanizmasıydı, şimdilik ondan da vazgeçmeyi düşünüyoruz.

Biz doğrudan şirket ve adam seçmeyi tercih ediyoruz. CERN hadisesine ben biraz da böyle bakma eğilimindeyim.

Bana öyle geliyor ki, biz böyle adam seçerek gidersek, CERN’de yerleri bile süpüremeyiz.