Erdoğan, Putin, Obama ve Merkel Antalya'da ne konuşacaklar?

Hemen aklınıza Suriye krizi ve IŞİD belası geliyor değil mi? Hayır öyle değil...

Bu yıl Kasım ayının ortasında G20 Türkiye’ye geliyor. Biliyorsunuz G20’nin başkanlığını bu yıl Türkiye yapıyor. Dünya liderleri üç hafta sonra Antalya’da buluşacak ama ben hala etrafta bir heyecan filan görmüyorum. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Amerikan Başkanı Barack Obama da Antalya’da olacak. Almanya Başbakanı Angela Merkel de üç hafta sonra Türkiye’ye yeniden gelecek. Onları Cumhurbaşkanı Erdoğan ağırlayacak. Peki, ne yapacaklar Türkiye’de? Ne konuşacaklar?

G20, küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı bir gereksinimden doğdu. Küreselleşme ile birlikte dünyanın her tarafı birbirine benzemeye başlayıp G7 ülkelerinin kendi aralarında gerçekleştirdikleri koordinasyon dünyayı idare etmeye yetmeyince ortaya G20 çıktı. G20 bir nevi G7 artı BRICS artı MIKTA’dan oluşuyor. G7, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve Amerika’dan oluşuyordu. Buna önce BRICS ekleyin. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika. Etti mi 12? Kalan ülkeler kendilerini bir garip hissedince onlar da MIKTA adı altında bir araya gelmeye başladılar. Bunlar da Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye ve Avustralya. Şimdilerde bu ülkeler de kendilerine bir işlev icat etmeye çalışıyorlar. Böylece ediyor 17 ülke. Bunlara Arjantin, Suudi Arabistan ve Avrupa Birliği’ni de eklerseniz 20 oluyorlar. Ağırlık milli gelirin büyüklüğünden değil, ülkenin sistem içindeki yerinden kaynaklanıyor doğrusu.

Peki, Erdoğan, Obama, Merkel ve Putin Antalya’da ne konuşacaklar?

Hemen aklınıza Suriye krizi ve IŞİD belası geliyor değil mi? Aslında hep böyle oluyor. Geçen yıl Avustralya G20 başkanıydı. Toplantı Brisbane’deydi. Ukrayna krizi zirvedeydi. Ruslar o vakit Kırımı daha yeni işgal etmişlerdi. Ondan önce Rusya G20 başkanıydı. Toplantı St. Petersburg’daydı. Suriye iç savaşı elbette gündemi işgal etmişti. Dünya liderleri bir araya geldiklerinde, güncel bir dizi hadise elbette zorla kapıdan içeri giriyor. Mülteci krizinin, Erdoğan’ın iki gün önce Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele 12. Taraflar Konferansı’nda (COP12) yaptığı konuşmaya da girmiş olması, G20 tartışma gündemi konusunda güncel bir sinyal. Ama G20’nin aslında güncel hadiselerin ötesinde daha derin bir gündemi zaten var. İsterseniz önce biraz o gündemden bahsedeyim. Sonra da G20 gündeminin geçerliliği üzerine bir kaç tespit yapayım.

Bugünlerde dünyayı ilgilendiren üç temel mesele var. Bakınca öyle görünüyor. Birincisi, dünyanın büyüme hızı yeniden tekliyor. 2008 krizi sonrası tempolu bir büyüme trendi hala göremedik. G20 geçen yıl bu konuya odaklandı. Ama ortada hala bir sonuç yok doğrusu. Altyapı yatırımları ile küresel ekonomi canlanacaktı. Daha ortada altyapı yatırım programı bile yok. Bu zirvede çıkar mı? Bekliyoruz.

Ama ortadaki resme bir bakın. Amerikan ekonomisi oksijen çadırından hala çıkamadı. Kendi kendine nefes alamayan bir hasta gibi. Petrol fiyatlarının düşmesi, Rusya’yı vurdu. Daha da vuracak. Rusya sağa sola gücünden değil, güçsüzlüğünden saldırıyor. Bu arada, Çin artık kişi başı geliri 7500 dolar olan kocaman bir ekonomi oldu. Baz etkisiyle büyüme oranı düşüyor. Amerikan ekonomisi kendi kendine nefes almaya başlayınca bizim gibi ülkelerin bundan nasıl etkileneceği konusunda derin şüpheler var. Neden? Amerikan ekonomisi daha önce hiç oksijen çadırına alınmamıştı. Ama orayı yaşadık, şimdi çadırdan çıkınca neler olacağını ilk kez göreceğiz. Olası senaryolar gelişmekte olan ülkeler için iyi değil. Türkiye gibi sınava çalışmamış öğrenciler içinse hiç iyi değil. Peki, buradan bir küresel korunma ağı tartışması ve bir koordinasyon çabası çıkar mı? Çıkarsa bize iyi gelir doğrusu.

İkinci temel konu, iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma meselesi olacak gibi duruyor bu yıl. G20 bu konuya çok yakından eğildiği için değil, üç hafta sonra yapılacak Antalya Zirvesi’nden bir üç hafta sonra Paris’te Birleşmiş Milletler’in COP 21 toplantısı yapılacağı için. Paris’te iklim değişikliği konusunda tarihi bir anlaşmanın çıkması bekleniyor. Kalkınma meselesi Suriyeli göçmenler krizi nedeniyle de özel bir önem kazandı. Bu yıl Birleşmiş Milletler’in New York’taki açılış toplantısına katılan Almanya Başbakanı Angela Merkel, Suriyeli göçmenler sorununun çözümünün, bu insanların kendi ülkelerindeki yaşam koşullarını iyileştirmekle, kalkınmayla alakalı olduğunun altını çizdi. Göçmen istemeyen, küresel kalkınma meselelerine ilgi göstersin dedi bir nevi. Almanya’nın 2017 yılında G20 Başkanı olmasını beklediğimize göre, Türkiye’nin başlattığı, ötekilerin problemlerini de dikkate alan, kalkınma konularına daha bir duyarlı G20 gündemi oluşturma sürecinin, 2016’da Çin ve 2017’de Almanya ile devam etmesini ve G20’nin gelişmekte olan ülkeler için daha geçerli bir gündeme sahip olmasını bekleyebiliriz gibi geliyor bana.

Üçüncü mesele ise teknolojik değişimin öneminin G20 tarafından kabul edilmesi olacak gibi duruyor. Bugüne kadar hiçbir G20 bildirgesinde “internet” kelimesi yoktu. Bu yıl bir tarafından girecekmiş gibi duruyor. Güvenli internet ve siber güvenlik tedbirleri artık ciddi bir milli güvenlik meselesi haline geldi doğrusu. İnternet ve dijitalleşmenin ekonomiye, sağlıklı bir şekilde ölçmekte bile zorlandığımız doğrudan ve dolaylı etkilerine girmiyorum bile. Artık güvenlik tarafından mı olur, iktisadi büyüme için öneminden mi olur bilmiyorum ama bir tarafından tartışmaların içinde olacak gibi gözüküyor.

Peki, ne eksik? Ben teknolojik değişim bahsinde en önemli meselenin teknoloji transferi ile bilgi ve teknolojinin difüzyonu olduğunu düşünüyorum.  Teknoloji transferi konusunda uluslar arası bir mekanizma üzerinde anlaşma sağlansa sürdürülebilirlik ile ilgili temel problemlerin bir çoğuna çözüm üretilmiş olacak. Karbon emisyonunu azaltan yeni teknolojilerin transferi kolaylaşsa, bizim gibi ülkelerin tüm sektörlerinde bir teknolojik yenilenme olsa herkes kazanacak. Dünya o kadar hızlı değişmiyor ama.

Suriyeli göçmenler, sürdürülebilir kalkınma, internet ve küresel büyümedeki yavaşlama bu yılın konuları olacak gibi duruyor doğrusu. Bekleyip göreceğiz.