Gösterici, polisin velinimetidir

Polis teşkilatında zihinsel dönüşümün en önemli aşamalarından birinin göstericilere yaklaşım olduğunu da düşünüyorum.

Şimdi Orta Doğu Teknik Üniversitesi‘nde ne oldu? Bana kalırsa, 29 Ekim’de Ankara’da Cumhuriyet Bayramı törenleri sırasında ne olduysa, ODTÜ’de de o oldu. Sayısı binlerle ifade edilen sayıda polis birkaç yüz gösterici ile demokratik teamüllere uygun bir biçimde baş etmeyi beceremedi. Türk mühendisliğinin eseri olan Göktürk-2 uydusunun atılmasını izlemek için ODTÜ’ye gelen Sayın Başbakan bir grup öğrenci tarafından her zamanki gibi protesto edildi.

Hatırlayın bir süre önce yine böyle olmuştu. Sonra polis her zamanki gibi göstericileri medeni ülkelerde gördüğümüz biçimlerdeki normal yollarla kontrol altında tutamadı. Eline geçirdiğini göstericilere atmaya başladı. Ben şimdilerde acaba polis teşkilatımıza ne tür bir hizmet içi eğitim programı uygulamak gerekir diye düşünmeye başladım.

Bu arada, şöyle göğsümüzü gere gere, “Türkiye’de tasarım yapmayı bilen mühendisler vardır” diyemedik. En çok ona yanarım doğrusu. Ben olayların seyrini, ODTÜ Rektörü Prof.Dr. Ahmet Acar’dan dinledim. Onun dediklerine tereddütsüz inanırım. Bu çerçevede, ODTÜ hadisesinin polis teşkilatının demokratik gözetimi açısından bir merhale olmasını sağlamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu hep böyle oluyor. Polis teşkilatımız, yine, 25 bin kişilik bir kampüsün içinde gösteri yapan yaklaşık 200 öğrenciyi şiddete başvurmadan, sağa sola gaz bombası atmadan kontrol edemedi. Benim, ODTÜ olaylarından çıkardığım temel ders şudur: “Güvenlik sektörünün son teknolojik gelişmelere uyarlanarak iyileştirilmesi, yani modernizasyonu, sadece fiziksel şartlar ile sınırlı kalmamalıdır. Fiziksel modernizasyonun (düşünce ve anlayış bağlamında) zihinsel modernizasyon ile tamamlanması gereklidir.”

Polisin zihinsel modernizasyonu ile ilgili yukarıdaki alıntıyı, TESEV’in bir süre önce yayımladığı bir çalışmadan aldım. ‘Güvenlik Sektörünün Yönetişimi: Türkiye ve Avrupa’ başlıklı çalışmanın editörleri Prof.Dr. Ümit Cizre ve Prof.Dr. İbrahim Cerrah’tı. Alıntı, Polis Akademisi öğretim üyesi de olan Sayın Cerrah’ın çalışmasından alınmadır. Bu çerçevede, polisin bir hizmet ifa ettiğini anlayabiliyorum. Bu hizmeti yerine getirirken, sivil otoriteye bağlı olunması gerektiğini de anlıyorum. Faaliyetin halkın mutluluğu için yerine getirildiği konusunda da hemfikirim. Ancak burada polis teşkilatında zihinsel dönüşümün en önemli aşamalarından birinin göstericilere yaklaşım olduğunu da düşünüyorum. Polisimiz, göstericilerin velinimeti olduğunu bilmelidir. Göstericinin polisin velinimeti olduğu fikrinin bütün polislerimizin zihnine nakşedilmesi gerekmektedir.

2013 bütçesinde polis teşkilatımıza ayrılan tutar yaklaşık 16 milyar liradır. Silahlı kuvvetlere ise 20 milyar ayrılmıştır.

Şimdi gösteriler konusunda polis teşkilatına kaynak aktarıyor olmamızın temel nedeni üçtür. Birincisi, barışçıl biçimde gösteri yapmak isteyenler, özgürce fikirlerini ifade edebilmelidirler. Ödenen kaynaklarda onların da payı vardır.

Göstericilerin birkaç kişi bile olsa koruma altında protestolarını gerçekleştirmeleri gerekir. İkincisi, gösterilere katılmayanlar göstericilerin protestolarından minimum düzeyde etkilenmelidir. Üçüncüsü, göstericilerin arasına karışma ihtimali olan kötü niyetli, barışçı olmayan kişilerin her iki tarafı da rahatsız etmemelerinin sağlanması da polis teşkilatımızın görevleri arasında olmalıdır.

Geçenlerde bir dostum anlatıyordu. “Polis Kolejleri, kent dışında yer alıyor. Öğrenciler hafta sonu iznine çıkarken, ‘aman birlikte dolaşın, milletin arasına karışmayın’ diyoruz. Aynı seyir, Polis Akademisi’nde de devam ediyor. Mezun olup, göreve başladıklarında ise, ‘Şimdi halkın içinde yer alın’ diyoruz. O kadar kolay olmuyor.” Gerçekten o kadar kolay olmuyor. Zihinsel dönüşüm birden olmuyor.