Halbuki özel araç sahiplerinin sayısı daha az

Belediyecilik anlayışımız, yolları yapmış ve sonra her koyun kendi bacağından asılır diye hepimizi sokağa salmıştır.

Ben bu yazılara okuyucuların yaptıkları yorumları okuyorum. Yazılanları her zaman sevmiyorum ama yine de okuyorum. Geri bildirim iyidir. Geçen salı günkü yazımın altına düşülen bir not beni yeniden düşündürdü. Bugün sizlerle bu çerçevede birkaç rakam paylaşmak istiyorum.
Not mealen şöyleydi: Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde bakım var, yol daralıyor. Belediye ve valilik tedbir alıyor. Televizyoncularımız, habercilerimiz köprü üstünde çile çekenlerle sohbet ediyor. Ama herkes esasen özel otomobil sahiplerinin problemleri üzerine odaklanıyor. Aynı o yazımın altına düşülen nottaki gibi, “Bir kişi dönüp otobüsün içinde sıcaktan bayılmış bir halde işten eve dönmeye çalışan insanları konu almıyor.” Halbuki, otobüs kullananların sayısı, özel araç sahiplerinden daha çoktur.
Bu ne menem bir şehircilik anlayışıdır ki, daha çok olanların meseleleri ile ilgilenmez, azınlıkta olan otomobil sahiplerinin yoldan uçar gibi geçmesi için, altgeçit, köprü, yan yol vs. açıp durur. Arabası olmayan insanların rahatına özen göstermez. Bakın bir garip hikâyedir. Araç merkezli kent tasarımının bizi getirdiği nokta tam da burasıdır. Daha çok olanlar daha bir garip haldedirler. Toplu taşımacılık cılızdır. Şehir içi otobüslerin içi bir nevi hamam gibidir. O nedenle “sıcaktan bayılmış halde” yol açılsın diye beklemek gerekir. Belediyecilik anlayışımız, yolları yapmış ve sonra her koyun kendi bacağından asılır diye hepimizi sokağa salmıştır. Bu araç merkezli hizmet anlayışında bazı vatandaşlar diğerlerinden daha fazla eşittir.
Dünyada yaklaşık 600 milyon araç var. Listeye otomobil, 4x4, hafif ticari araçları da eklerseniz sayı buralarda. Dünyada yaklaşık 7 milyar insan yaşıyor. Bu hesaba göre, araç sahibi olanlar yüzde 9 civarında. Kamuya ve özel sektöre ait araçların da bu listeye dahil olduğunu ve bazı kişilerin birden çok sayıda arabaya sahip olduğunu düşünürseniz, aslında oran daha da aşağıya iniyor.
Araç sahipliğiyle ilgili ilginç sonuçlar içeren bir çalışma yayımlandı geçenlerde. Shimelse Ali ve Uri Dadush’un Haziran 2012 tarihli çalışmalarının özetini Voxeu sitesinde bulabilirsiniz1. Buna göre, Türkiye’deki ortalama hane büyüklüğü 4,3 kişi, binek otomobil sayısı ise 7,5 milyon civarında. Böyle bakınca, en az bir özel arabaya sahip hanelerde yaşayanların toplam sayısı 32 milyon kişi kadar. 32 milyonun yarısının, evdeki özel araba “imkânından” yararlandığı varsayımına göre, 72 milyonluk Türkiye’de, özel araç kullananların oranı yüzde 22’ler civarında. Geriye kalan yüzde 78 toplutaşıma sistemini kullanıyor. Peki biz kentlerimizin ulaştırma sistemini kime göre tasarlıyoruz? Kent tasarımını yüzde 78’in değil, yüzde 22’nin rahatını düşünerek yapmaya özen gösteriyoruz. Yüzde 78’i düşünmeden yüzde 22’yi mutlu edecek politikalarla esasında herkesi mutsuz ediyoruz. Yüzde 78’i hamam gibi otobüslerin içinde saatlerce süren yolculuklara, yüzde 22’yi ise biraz daha konforlu özel araçlarında trafiğin açılmasını beklemek zorunlu bırakıyoruz.
Toplutaşımacılığı ihmal edince otomobil sahibi olmak iyi bir şey mi zannediyorsunuz siz? Değil. Ama bakın onların seslerini akşamları televizyonlarda daha bir sık duyuyoruz. Mikrofonlar bir tek onlara uzatılıyor. Otobüslerde balık istifi vaziyetinde bir yerden diğerine gitmeye çalışanların görüşlerini almak ise mümkün olmuyor. Özel araç sahibi olmak, bugün İstanbul’daysanız, yalnızca klimalı bir ortamda trafiğin açılmasını beklemenize imkân sağlıyor. Ama esas olan beklemek.
Toplutaşımacılık herkes için iyidir ama memleketimizde ihmal edilmiştir. http://bit.ly/Mu0Rld adresinden ilgili çalışmaya ulaşabilirsiniz.