Hindistan'da araba kiralanmaz

Türkiye araba kiralanabilir ülkeler statüsünde, Hindistan değil ama ortada bazı ilginç paralellikler de var.

Dünyada ülkeler ikiye ayrılır: Ziyaret ettiğiniz kısa dönem içinde araba kiralayıp, ülkeyi dolaşmak isteyeceğiniz ülkeler ile bunu asla yapmayı düşünmeyeceğiniz ülkeler. Türkiye ilk, Hindistan ise kesinlikle ikinci grupta yer alıyor. Bence Hindistan’da araba kiralanmaz. Gelin bakın neden böyle?

Ben bu günlerde Hindistan’dayım. Doğrusunu isterseniz, kendimi bir Arap ülkesinde gibi hissediyorum. Üç nedenle. Birincisi, Delhi fazlasıyla Müslüman bir Hindistan gibi duruyor. Hindistan’da kendimi Arap ülkesinde gibi hissetmemin ikinci nedeni ise trafiğin aynı Arap ülkelerindekine benzemesi. Birkaç ay önce İskenderiye’de nasıl gece korna sesinden zor uyumuşsam, burası da aynen öyle. Trafikte hiçbir düzen yok. Yemen’in başkenti Sana da böyleydi, Mısır’ın başkenti Kahire de. Hindistan’ın ötekilerden tek farkı, kendi araba markası Tata’ya sahip olması. Üçüncü benzerlik ise Kapalıçarşı ve otel mafyası sayesinde kendinizi ilk gün mutlaka bir halıcıda, bir yandan çay içer, bir yandan da pazarlık ederken buluvermeniz. Bakın bu da bir hal. Eski hal ama hâlâ muhal değil. Alışverişin de bir düzeni yok.

Ben işte bu nedenlerle Hindistan’da araba kiralanmaz diyorum. Direksiyonun solda olması da bir faktör benim için ama ben bu Arabistan etkisinin daha önemli olduğunu düşünüyorum. En son on beş yıl kadar önce Tunus’ta bir araba kiralamaya kalkmıştım. Kiraladığım arabaya benzin koyarken “Yahu bu arabanın altına yayılan su ne böyle?” diye merak etmiştim. Meğer kiraladığım arabanın deposu delikmiş. Aslında “Peki bu arabanın neden dikiz aynası yok” diye sorduğumda, bana araba kiralayan kişinin, “Canım, Tunus’ta ona ihtiyaç yok” demesinden şüphelenmeliydim. Ama bazen insanın basireti bağlanıyor. Bazı ülkelerde hem trafiğin keşmekeşi hem de kurumsal altyapı eksikliği nedeniyle araba kiralamamak gerekiyor.

İlginç paralellik

Türkiye araba kiralanabilir ülkeler statüsünde, Hindistan değil. Ama gelin görün ki, ortada bazı ilginç paralellikler de var. Birincisi, her iki ülkede de ihracatın niteliği aynı düzeyde. Her iki ülkede de gelişmiş ülkelere doğru bir yakınsama söz konusu. Türkiye ne kadar ve ne nitelikte bir sanayi ülkesi ise Hindistan da tam öyle. Bu, dikkate alınması gereken ilk nokta.

İkinci dikkatimi çeken nokta ise mağazalarda, otellerde çalışan sayısının çokluğu oldu. İşgücü ucuz olunca, çalışan sayısı artıyor. Pakistan’da da aynı hisse kapılmıştım. İnsanlar çoktular. Buralara gelince, Türkiye’nin artık işgücünün ucuzluğu ile değil, niteliği ile uluslararası rekabete dahil olma zamanının geldiğini daha iyi görüyorsunuz.

Üçüncü dikkat çekici nokta, Hindistan’da kast sisteminin hâlâ ayakta ve sapasağlam duruyor olması oldu. Neden böyle diye baktığınızda açıklamalardan biri doğrudan doğruya iç göçler ve bu iç göç nedeniyle şehre gelenlerin dayanışma ihtiyacıydı. Aynı bizim iç göçler ve önemi birden artan cemaatler gibi yani. Buradan bir soru çıkartayım isterseniz: Sizce bu kurumsal olmayan (informal) destek mekanizmaları daha ne kadar ayakta kalır? Ben hayatın renkliliğinin kendi dışındaki her mekanizmayı grileştirdiğini düşünüyorum. Türkiye üzerine çok yönlü düşünmek için Hindistan’a da bakmakta fayda var derim.