İnci Pastanesi'ni koruyamayan sanayiini de koruyamaz

İnci Pastanesi'ni savunmayı akıl etmeyen muhafazakâr olamaz. Geleneksiz muhafazakâr; etsiz sucuk, sütsüz yoğurt gibidir.

Ben 1960’ların ilk yarısında Bursa’da doğdum. Arada bir Bursa’dan İstanbul’a ailece dolaşmaya gidilirdi. Kısa gezi esnasında mutlaka bir İnci Pastanesi’ne de uğranılırdı. Bu durumda hayatımın ilk profiterolünü de İnci’de, 1970’lerin ilk yarısında yemiş olmalıyım. Şimdi İnci Pastanesi kapanmış. Bu günlerde hükümetimiz, Beyoğlu’nda kentsel dönüşüm yapıyormuş. Ben İnci Pastanesi’ni korumayı beceremeyen bir ülkenin, sanayiini de koruyamayacağını düşünüyorum. Bir ülkede, ağır bir biçimde vergilendirilmeyen kentsel rant, o ülkenin sanayiini yutar. Türkiye, 2000 yılından 2010 yılına dünyanın sanayi devleri listesinden neden düşmüş ise İnci Pastanesi de aynı nedenden kapanmıştır. Türkiye’nin en büyük sanayicileri neden artık inşaat işine giriyor ise İnci Pastanesi de aynı nedenle kaybedilmiştir.

Mc Kinsey Global Institute geçenlerde bir rapor yayımladı. Raporda, imalat sanayi brüt katma değerinin toplam milli gelir içindeki payını hesaplamışlar. Bu payın en yüksek olduğu on beş ülke, bir nevi, dünyanın sanayi devleri listesini oluşturuyor. Türkiye, 1980 yılında bu listede değilmiş. 1990 yılında merhum Özal sayesinde listeye on üçüncü sıradan girmiş. 2000 yılında azıcık gerilemişiz ama on beşinci sıradan yine de dünya sanayi devleri listesine girmişiz. 2010 yılında ise listeden düşmüşüz. Neden düşmüşüz? İnci Pastanesi neden kapanıyorsa, ondan düşmüşüz. Şimdi geleyim Güney Kore’ye. Kore de aynı bizim gibi 1980 yılında dünya sanayi devleri listesinde değilmiş. 1990 yılında listeye on birinci sıradan girmişler. 2000 yılında sekizinci sıraya yükselmişler. 2010 yılında ise dünyanın yedinci sanayi devi olmuşlar. Onlar imalat sanayi brüt katma değerinin milli gelir içindeki payını arttırmışlar, biz azaltmışız. Onlar inşaat şirketlerinden küresel sanayi devleri çıkarmışlar, biz küresel sanayi şirketlerini inşaat şirketine çevirmişiz. Onlar şirketlerine doğru müşevvikleri vermişler. Biz yanlış yapmışız. Gelmişiz bugüne.

Şimdi ben size sorayım: Güney Kore ile Türkiye arasında ne fark vardır? El Cevap: Güney Kore’de kentsel rant ağır bir biçimde vergilendirilmektedir. Seul, kentsel rant açısından, tanımlanmış bir spekülasyon bölgesidir. Burada sermaye kazançları vergisi, yüksek değil, çok yüksektir. Türkiye’de ise böyle bir kavram yoktur. Belediye imar değişikliklerinin arsa sahiplerine, bir anda, havadan çok para kazandırdığı bir ülkede sanayi olmaz. Olan sanayi de yenilik yapmakla, ileri teknoloji ile filan ilgilenmez. Ülkenin parlayan yıldızı olsa olsa demir çelik ve çimento sektörleri olur. Onlardan da hepimize zenginlik çıkmaz.

Peki, bütün bunların İnci Pastanesi ile ne alakası vardır? İnci Pastanesi’nin içinde olduğu, Beyoğlu tarihinin yıldızı Cercle d’Orient binası, Emek Sineması ile birleştirilip alışveriş merkezi yapılacaktır. Yani bir nevi yıkılıp, yeniden inşa edilecektir. Belediye imar düzenlemeleri, kentsel dönüşüm adı altında buna imkân vermektedir. İçinde kiracı olduğu mülkün değeri, belediye kararı ile havadan birdenbire arttığı için İnci Pastanesi kapanmaktadır. Sanayicilerimiz neden inşaatçı oluyorsa İnci Pastanesi de aynı nedenle kapanmaktadır.

İki sonuçla bitireyim: Birincisi, havadan kazançları ağır bir biçimde vergilendirmeden kentsel dönüşüm projesi olmaz. İkincisi, İnci Pastanesi’ni savunmayı akıl etmeyen muhafazakâr olamaz. Geleneksiz muhafazakâr; etsiz sucuk, sütsüz yoğurt gibidir.

Türkiye’de hal böyledir.