İsviçre ileri teknolojide aynen cadde üstü dükkân

İsviçre, kendi vatandaşlarını en çok dışarıya veren, dışarıdan da oran olarak en çok araştırmacıyı çeken ülkedir.

Dünyada ülkeler ikiye ayrılır: Ana cadde üstünde olanlar ile çıkmaz sokakta olanlar. İsviçre ilk kategoride, Türkiye ise aralarda bir yerde. Cadde üstü dükkân iş hacmi açısından iyidir. Geleni geçeni bol olur. Önünden geçen çok olduğu için, vitrini göz alıcı yapmakta fayda vardır. Göz atanı çok olur, yakalanan içeri girer. Alışveriş ihtimali artar. Cadde üstü dükkân iyidir. Aynı cadde üstü dükkân gibi, İsviçre de göçmen bilim adamları için son derece çekicidir. Geçen yıl yapılan bir çalışmaya göre İsviçre’de kimya, biyoloji, malzeme bilimi alanlarında çalışan araştırmacıların yüzde 57’si İsviçre’de doğmamış. Ben Amerika’yı böyle bilirdim ama bakın İsviçre de öyleymiş. Sağlıklı bir göçmen politikası zenginleşme için önemlidir. Oysa Türkiye’nin bir göçmen politikası bile yoktur. Gelin bakın neler eksiktir.

Nitelikli bilim adamları yüksek teknolojili üretim ve ihracat için son derece önemlidir. Güney Kore’nin toplam ihracatının yüzde 20’si ileri teknoloji içeriyor. Türkiye’nin yüksek teknolojili ihracatı ise toplamın yalnızca yüzde 2’si kadardır.

Rakamlara bakın isterseniz: Toplam ihracat içinde yüksek teknolojili ihracatın payı arttıkça, o ülkenin kişi başına milli geliri göreli olarak yükseliyor. Türkiye’nin kişi başına milli geliri 1970’lerde Amerikan milli gelirinin yüzde 20’si kadardı. Şimdilerde gide gide yüzde 25’e çıktı. Türkiye, 1980’den beri ekonomisinin yapısını radikal bir biçimde değiştirdi ama daha milletini zengin edemedi.

Bu günlerde aklımı kurcalayan soru işte tam da budur: İleri teknoloji bizim buralara nasıl gelir? Onu getirecek olan, nitelikli bir araştırmacı kadrosudur. Ülkeniz onları kendisi yetiştirmiyorsa, dışarıdan ithal etmeniz gerekir. İsviçre’nin yaptığı işte tam da budur. İsviçre diğer ülkeler arasında kendi vatandaşlarını en çok dışarıya veren, dışarıdan da oran olarak en çok araştırmacıyı çeken ülkedir. İsviçre’de çalışan bilim adamları dünyanın her yerinde rahatlıkla çalışabilmektedirler. Konusunda uzman araştırmacılar için İsviçre şirketlerinin laboratuvarları bir nevi cadde üstü dükkân gibidir. Şirketler bu sayede en akıllı, en zeki, en uzman araştırmacıların enerjisinden yararlanmaktadır. İsviçre, yalnızca peyniri ile ünlü değildir. İsviçre, aynı zamanda ileri teknoloji işinde en ileride olanlardan biridir.

Öyleyse uzmanlık sorusu şudur: Araştırmacıları İsviçre’ye çeken nedir? Onları göçmen yapan nedir? Bu yılın mayıs ayında yayımlanan çalışma tam da bunu ortaya koyuyor (Foreign Born Scientists: Mobility Patterns for 16 countries). El cevap şöyle: Bilim adamlarını elde edecekleri yan kazançlar, aileleri için sağlanan olanaklar veya ülkenin yaşam koşulları değil, öncelikle içinde çalışılacak laboratuvarların kalitesi, birlikte çalışacakları arkadaşlarının niteliği ve buradan doğacak sinerji cezbediyor. Profesyonel fayda önde geliyor. Bu nedir? Bu işte yenilikçilik ekosistemidir, bana sorarsanız, bu husus bizim buralarda problemlidir.

Bizde neden yoktur? Ben ortada kültürle ilgili bir problem olduğunu düşünüyorum. Bakın mesela yeni YÖK Yasası taslağına. Her üniversiteye belli bir idari şablon giydiriliyor. Birileri 21. yüzyılda hâlâ “Bu işi en iyi ben bilirim, ancak böyle olur” diyor. Halbuki ne yapmalı? Hedef koyup, destek dağıtmalı, üniversiteyi o hedeflere ulaşmak için kullanacağı araçlarda serbest bırakmalı. Üniversitelere araç bağımsızlığı verecek bir düzenleme olmadan rekabet ve yenilik ortamı olmaz. Tek tip üniformadan zenginleşme çıkmaz.