İşyerinin değeri arsasından gelirse işin bereketi kalmaz

Arsa rantına dayalı rekabet, kapalı kapılar ardında yapılır. Anketlerde, belediyelerle ilgili yolsuzluk algısının artıyor olması boşuna değil.

Perakende zincirlerinden birinin mağaza yöneticisi, sohbet esnasında, “Zamanımın önemli bir bölümü neyle uğraşmakla geçiyor tahmin edebilir misin?” diye sordu. Benim aklımdan, “Çevrede oturanların alışveriş davranışları üzerine analiz yapmak”, “Mağazanın en az stokla dönmesi için gereken tedbirleri almak”, “Mağazayı en az masrafla nasıl döndürürüm diye düşünmek” filan gibi alternatifler geçerken o, “Benim zamanım, bizim mağaza yakınlarındaki arsaların imar düzenlemelerini yakından takip etmekle geçiyor” dedi. “Neden?” diye bir parmak çocuk sorusu sordum.

O da döküldü, “Yandaki arsaya da bir perakende zincir mağazası ruhsatı verirlerse, vaziyetimi düşünebiliyor musun?” diye sordu. “O vakit, eski performans rakamlarını tutturabilmek için harikalar yaratmam gerekir” diye cevapladı.

Söylenenleri aklımda sıkı bir yere kaydettim. Hiç unutmadım. Duyduğumdan beri, söylenenleri aklımda evirip çeviriyorum. Bu söyleşiden daha başlangıçta üç tespit yapmak isterim: Birincisi, işyerinin değeri arsasından kaynaklanıyorsa o işin bizatihi kendisinin fazla bir bereketi olmaz. Çünkü yapılan iş üzerine düşünen kimse olmaz.

İkincisi, öyle bir ülkede sanayiden ticarete hiçbir işin fazla bir bereketi olmaz. Verimlilik artışları önem taşımaz.

Üçüncüsü, arsa rantını ağır bir biçimde vergilendirmeyi başaramayan, ne ileri teknolojiye ne de yüksek gelirli ülke statüsüne ulaşabilir.

Eğer içinde yaşadığınız kentin imar düzenlemeleri kesin ve bağlayıcı değilse, kimse asıl işi ile ilgilenmez. Herkes o değiştirilebilir imar düzenlemeleri ya değişsin ya da değişmesin diye uğraşır. Arsa rantı herkesi büyüler. Kimse bizatihi kendi işi ile ilgilenmez. Şirket yöneticileri, bir fazla mühendisi ya da temel bilimciyi işe alıp ne tür yenilikler yapalım diye etrafa bakmazlar. Kısa vadede hızlı getiri arzusu bir virüs gibi herkesi etkiler. Uzun vadeli iş olmaz. Şimdi kendinizi bir fabrika sahibinin yerine koyun, isterseniz. Fabrikanın üzerine kurulu olduğu arazide petrol bulunsa, o fabrikada yapılan işin kendisinin bir önemi kalır mı? Sürekli imar değişiklikleri de, fabrikanın üzerine kurulu olduğu arsada petrol bulunmasıyla aynı sonucu doğurur. Sahip olduğunuz fabrikanın değerindeki artışın önemli bir bölümü, o fabrikanın üzerine kurulu olduğu arsanın değerindeki artıştan kaynaklanıyorsa, o fabrikadan yenilik filan çıkmaz.

Küresel Rekabetçilik Endeksi’nde Türkiye bu yıl 144 ülke arasında 43’üncü oldu. Daha önceleri 60’lardaydık. Hareket doğru yönde ama çok yavaş. O endekste ülkeler üçe ayrılıyor. Birincisi, faktör ve doğal kaynağa dayalı ekonomiler.

İkincisi, verimliliğe dayalı ekonomiler. Üçüncüsü ise inovasyona-yeniliğe dayalı ekonomiler. İlkinde, Allah’ın verdiğine dayalı bir rekabet gücü vardır. İkincisi ve üçüncüsünde, Allah’ın verdiklerinden daha iyi faydalanmak için hem iyi bir organizasyon hem de insana yatırım gerekir. Rekabet artık kaliteye dayalıdır. Türkiye, bir türlü ikinciden üçüncüye geçememektedir. Ben bunu son dönemde arsa rantını abartmamızla alakalı buluyorum. Türkiye, ileri teknolojili mamul ihracatı kapasitesini arttırmak istiyorsa, yüksek gelirli bir ülke olmak istiyorsa, insan gücüne yatırım yapmak zorundadır. Arsa rantına dayalı rekabet, kaliteye dayalı rekabeti engeller. Arsa rantına dayalı rekabet, kapalı kapılar ardında yapılır. Anketlerde, belediyelerle ilgili yolsuzluk algısının artıyor olması boşuna değildir.

Türkiye, arsa rantına dayalı rekabeti engellemek zorundadır. Bu rekabetin birinci kaynağı, kamusal kararla yaratılan rantın çok yüksek olabilmesi, ikincisi ve daha önemlisi ise bu rantın olduğu gibi bireysel kazanç hanesine yazılabilmesidir. Birinciyi ortadan kaldırmak mümkün değildir ama ikincisi kontrol altına alınabilir.

Biliyordun da niye söylemedin diye soramasınlar diye yazdım.