Karşılıksız çek tutarı ikiye katlandı

Türkiye ekonomisinin yavaşladığını en çok Anadolu'daki tüccar ve sanayici hissediyor.

İlginç bir dönemin içinden geçiyoruz. Türkiye ekonomisi yavaşlıyor. Türkiye ekonomisi kontrollü bir biçimde yavaşladığı için övgü alıyor. Neden? Türkiye ekonomisi yavaşladıkça zaman içinde biriken risk daha iyi kontrol edilebilir hale geliyor. İyi mi oluyor? Nerede oturduğunuza bağlı. Bir bütün olarak bakıldığında, ekonomi tıkırında görünüyor. Ama işletmeler düzeyinde baktığınızda, yavaşlamanın maliyeti ve zorlukları daha açıklıkla görünüyor.

Zaten hep öyle değil midir? Bir halden ötekine geçmek her zaman can acıtıcıdır. Hiç Türkiye ekonomisinin yüzde 9’luk bir büyüme hızından yüzde 3’e gerilemesinin manasını düşündünüz mü? İşte şimdi tam da bu oluyor. Gelin bugün birlikte bir düşünelim.

Türkiye ekonomisinin yavaşladığını en çok Anadolu’daki tüccar ve sanayici hissediyor. Nereden hissediyor? Mesela 2011’den 2012’ye, ikiye katlanan karşılıksız çek tutarından hissediyor. Ekonomi yavaşladıkça bazıları için iş yapmanın maliyeti artıyor. Zaten döner dediğiniz işletmeler, dönmekte zorlanıyor. Onlar zorlandıkça, onlara mal tedarik edenler de zorlanıyor. Onlar zorlandıkça, bankaların da zorlanmasını beklemek gerekiyor. Ekonomik büyümede yavaşlama dalga dalga işletmelerimizi de zorluyor. Bankalarımız, BDDK ile birlikte, 2008 yılında, Türkiye ekonomisinin en az hasarla uluslararası kriz dalgasını atlatması için kendileri tedbir almışlardı. Şimdilerde herkesin teyakkuzda olması gereken bir yeni dönemin içindeyiz. Not edeyim. 

2011 yılının ikinci ve üçüncü çeyreği ile 2012 yılının ikinci ve üçüncü çeyreğini kıyasladığınızda karşılıksız çek tutarının yaklaşık iki katına çıktığını görüyorsunuz. Aynı biçimde protestolu senet tutarı da yüzde 50 oranında artıyor. Benzer bir artışı bankalarımızın artan kötü kredilerinde de görmek mümkün oluyor. Başlangıçta karşılıksız çeklerdeki artışa bu tür suçlarda hapis cezasının kalkmasından kaynaklı gibi bakılıyordu.

Hem cezai yaptırımın hem de mahkemelerin işgücünün hafifletilmesi hedefleniyordu. Oysa ekimde mahkemeler tarafından Merkez Bankası’na yapılan bildirimlere göre duyurulan yasaklama kararı sayısı da geçen yılın aynı ayına göre yüzde 790 artışla 36 bin adet oldu. Bu da mahkemelerin üzerindeki iş yükünün içeriğinin değiştirildiğinin ama yükünün değişmediğinin bir başka göstergesi olarak karşımıza çıktı. Hepsi daha sınırlı birer gelişme gibi görülüyordu. Ama 2012 yılının ikinci yarısında artık bir eğilim oturmaya başladı. Türkiye ekonomisi daha yavaş bir büyüme patikasına oturdukça, ekonomimizde ödeme güçlüğü yaygınlaşıyor.

İşletmelerimiz düşen kâr marjlarına ve de hızlı büyüme döneminden sonra gelen yavaş büyüme döneminin dinamiklerine alışmaya çalışıyor. Bundan böyle ticaret yaptıkları partnerlerini belirlerken daha seçici davranmaları gerektiğini yaşayarak öğreniyorlar. Kayıt içinde olmanın giderek artan bir zorunluluk olacağı bir sürecin içinde olduklarını bizatihi görüyorlar. Şirketler kesiminde dönüşüm öyle kâğıt üzerinde plan yaparak, kanuni zorunluluklar getirerek zorla olmuyor. Hayatın içinde kendiliğinden gerçekleşiyor.

Peki, bu sürecin hemen tersine dönmesi, Türkiye ekonomisinin yeniden yüksek büyüme sürecine hemen girmesi mümkün müdür? Hayır. Kamunun bu dönemde alacağı önlemlerin bu kanuni zorunluluklara dayalı olmayan gönüllü yeniden yapılanma sürecine aykırı olması beklenebilir mi? Hayır.

Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ile zorla gerçekleştirilmeye çalışılan şirketlerde yeniden yapılanmanın bugün gönüllü olarak gerçekleştiği bir ortamdayız.