Kuzey Kore: 5 Türkiye: 0

Dünyanın ilk yirmi ekonomisi arasında olimpiyatlarda halen madalya kazanamamış bir tek Türkiye kaldı.

Bu yıl Londra’daki Olimpiyat Oyunları’na 205 ülkeden 10 bin civarında atlet katılıyor. Oyunlar devam ediyor. Türkiye dünyanın en büyük ilk yirmi ekonomisi arasında yer alıyor. Dün dünyanın on yedinci büyük ekonomisiydik. Bu günlerde bir sıra aşağı indik. Artık on sekizinci sıradayız. Endonezya ekonomisinin büyüklüğü bizi bu yıl geçti. Dünyanın ilk yirmi ekonomisi arasında Londra Olimpiyat Oyunları’nda halen madalya kazanamamış bir tek Türkiye kaldı. Herhangi bir biçimde madalya kazanmış 56 ülke vardı ben dün akşamüstü baktığımda. Türkiye, spor söz konusu olduğunda, dünyanın ilk 56 ülkesi arasında yer almıyor.
Ama, doğrusu ya, beni asıl yıkan Kuzey Kore oldu. Dışa sımsıkı kapalı Kuzey Kore Londra’daki 2012 Olimpiyat Oyunları’nda dün akşamüstü itibariyle beş adet madalya kazanmış durumdaydı. Birincilik ise Çin Halk Cumhuriyeti ile ABD arasında gidip geliyor. Ben baktığımda Çin 62 madalya ile en öndeydi. Kuzey Kore devlet televizyonu, olimpiyatlar başladığında önce günlük on beş dakika özet yayın veriyormuş. Dört altın madalyadan sonra, günlük yayına başlamış. Londra’da ne olup bitiyorsa yayımlıyorlarmış artık.
Peki, Türkiye neden böyle? Neden biz sporda pek başarılı görünmüyoruz? Eskiden Naim Süleymanoğlu’ndan kalma bir halter efsanemiz vardı. Hatırlayın Bulgaristan’ın emek harcayarak yetiştirdiği bir dizi Türk kökenli atleti Turgut Bey, Jivkov döneminin ırkçı politikalarından yararlanarak, Türkiye’ye getirip bir ekol başlatmıştı. Türkiye’nin halter geleneği Bulgaristan’dan aktarmaydı. Oradan getirip, buraya implante ettik. İşin zaten dibi yoktu. Geçen yıl son derece başarılı spor yöneticilerimiz sayesinde, o gelenek şimdilerde Azerbaycan ve Kazakistan’da yaşamını devam ettiriyor mesela. O günlerden kalan antrenörlerimiz şimdi Azerbaycan ve Kazakistan’da çalışıyorlar. Madalya sıralamasında Kazakistan 7., Azerbaycan ise 41. sırada yer alıyor. Bu arada onu da not etmiş olayım.
Şimdi anlamadığım bölüme geleyim: Ben Türkiye’nin neden 2020 Olimpiyatları’nı İstanbul’a almak için çalıştığını anlamıyorum. Bana aynı “2023 yılında dünyanın ilk on ekonomisinden biri olacağız”. Ya da “Ortadoğu’ya nizam veriyoruz” lafı gibi geliyor. Nedense dibi olmayan işleri seviyoruz. Aslı yok yaylasındaki yüz bin koyunumuzu anlatmaktan garip bir haz duyuyoruz. 2020 Olimpiyatları için gayret gösterenin, birincisi, madalya toplamak için eğitilmiş sağlam bir ekibinin olması gerekiyor. Ne kadar çalışırsanız, o kadar başarılı oluyorsunuz. Herkes çalışıyor, en çok çalışan birinci oluyor. Madalya alıyor. Bizim atletlerimiz neden ötekilerden daha çok çalışamıyorlar? Onlara gereken yatırımı yapmadığımız için elbette. Biz çocuklarımızı yok ortaokul, yok üniversite sınavına girsinler diye, gece gündüz, her boş vakitlerinde, dershanelere gönderiyoruz. Millet onlara spor yapsınlar diye imkân tanıyor. Türkiye’nin eğitim sistemini baştan aşağı değiştirmeden, olimpiyatlarda başarılı olabilmesi zor görünüyor.
İkincisi, olimpiyatları ülkesine getirmek isteyenin, memleketi imar etmek ile ilgili bir planı oluyor. Alın Barselona Olimpiyatları’nı. Sene 1992. Faşist Franco sonrası Sosyalistlerin yönetimine geçen Barselona olimpiyatların getirdiği yatırım imkânlarını, Barselona’nın çehresini değiştirmek için kullanıyor. Barselona’yı araba ile dolaşılan bir kentten, yaya olarak dolaşılabilen bir kente dönüştürme planı Barselona Olimpiyatları ile uygulamaya konulabiliyor. Dikkatinizi çekeyim; adamların bir planı var. O planı uygulayabilmek için olimpiyatları ve olimpiyatların getirdiği yatırım olanaklarını bir araç olarak kullanıyorlar. Bizim İstanbul’la ilgili planımız nedir? Olsa olsa kentin kalanına bağlanamayan bir yeni uydu kent kurmak olabilir herhalde. Ben başka bir şey duyduğumu hatırlamıyorum.Üçüncüsü, Çin’in yaptığını yapmak olabilir elbette. “Bak biz Çinliler artık neler yapabiliyoruz?” diye millete göstermek olabilir. İngilizlerin böyle bir derdi yok ama Çinlilerin var. Böyle bir organizasyonun altından bakın nasıl da kalkabiliyoruz bir nevi. İşte bakın orada da daha antrenman yapmamız gerekiyor. Burası sonuçta yürüyen yayanın yerin içine düşüp öldüğü ve hesabının sorulmadığı bir ülke. Bu devletle öyle olimpiyat filan düzenlemek zor olur gibi geliyor bana.
Bu devletin başındakiler, bir seçim döneminden daha uzun vadeli düşünmeye başlarlarsa, işte o zaman belki spor muhabbetlerinde geyiğin ötesine geçeriz.