Liseli stajyerlerin sayısı neden artıyor?

Liseli gençler bilgisayar kullanmaya daha yatkın oldukları için, artık pek çok üniversite mezunundan daha verimli olabiliyorlar. Nasıl? Dünya beceri seti açısından bakıldığında bir geçiş sürecinin tam ortasında. Yapılan bir çalışmaya göre önümüzdeki 20 yılda bildiğimiz mesleklerin yüzde 47'sini bilgisayarlar yapacak.

Haber, geçen gün Bloomberg Businessweek dergisindeydi (link). Facebook, geçen Kasım ayında, çalışanlarından Michael Sayman’ı şirketin kurucusu Mark Zuckerberg ile bir araya getirmişti. Sayman’ın 4 Snaps isimli oyun programı ilk 1 ayda tam 500 bin kullanıcıya ulaşmıştı. Michael Florida’ya giderken yanında annesi de vardı. Neden mi? Çünkü Nayman henüz 17 yaşında bir lise öğrencisiydi. Haberde ayrıca liseli stajyerlere ödenen yüksek tutarlardan da söz ediliyordu. Peki, neler oluyor? Şirketler neden liseli gençlerin peşine düşüyor?

Ona geçmeden önce size bizim buradan bir örnek vereyim. Zannetmeyin ki bu eğilim yalnızca gâvur ellerinde. Müjdeler olsun ki Sayman gibi örnekler burada da var. Ben bunun ciddiye alınması gereken yeni bir eğilim olduğu kanaatindeyim. Bana sorarsanız işgücü piyasasının yapısı değişiyor. Ve biz böyle bakarken Türkiye’nin üniversite mezunlarının pek çoğunu cebinden çıkartacak liseli gençleri oluyor. Ama liselilerin hepsi değil, yalnızca çok iyi eğitimli küçük bir grubu bu özelliklere sahip. Allah, Türkiye’nin normal okullarından çıkanlara yardım etsin. Zira bakanlık ne yaptığını bilmediğine göre, işimiz Allah’a kalmış gibi duruyor.

Bu yılın başlarında Radikal’in daha kâğıda basılı olduğu zamanlardı. “Lise çocukları internet üzerinden bitcoin kazanıyor” diye bir yazı yazmış ve Mert’i anlatmıştım. (link) Mert, babasına sağlam bir bilgisayar sistemi kurdurduktan sonra, ihtiyacı olan şirketlerin kendi bilgisayarını günlük hesapları için kullanmalarına imkân sağlıyordu. Bunun için yaptırılmak istenen işi ilanlardan buluyor, bir kod yazıyor ve bilgisayarını o şirketin hesaplarının yapılması için açıyordu. Şirketler dünyanın herhangi bir yerinde olabiliyordu. Veri bilgisayara geliyor, işlem tamamlanıyordu. Şirketler böylece bilgisayar donanım ve de yazılım programlarına para ödemiyor, yatırım yapmıyordu. Dünya artık böyle dönüyordu. Bilmem hatırladınız mı? İşte Bloomberg’de anlatılan hikaye de tam da o gün anlatmaya çalıştığımın bir nevi devamı niteliğinde.

Bizim Mert bugün 16 yaşında. Şimdilerde TEPAV’da staj yapıyor. Epeydir bir proje için Türkiye’deki yaklaşık 950 ilçenin birbirine uzaklığını gösteren bir matris hazırlamaya çalışıyoruz. Mert’e bu işi vermişler. Gitmiş. Sonra gelip, “yani şimdi 950X950 bir matrisin içini tek tek doldurmam mı gerekiyor?” diye sormuş. “Evet” demişler, “veriyi bir türlü Karayolları Genel Müdürlüğü’nden alamadık. Uzun ve meşakkatli bir iş ama çok lazım.” Oğlan, “peki” demiş. Ertesi gün sonuçları içeren matrisi teslim etmiş. Bir bilgisayar kodu yazıp, Google Earth’ten, ilçeler arası uzaklıkları bir matriste toplamış, işini bitirmiş. Stajın üçüncü günü, “şimdi başka ne yapayım?” diye sormuş. Yeni kuşak işte böyle. Hepsi değil, iyi eğitimli bölümü işte tam da böyle. İnsana umut veriyorlar.
Peki, meseleye nasıl bakmamız gerekiyor? Okuma yazma öğrenmeden önce iPad kullanmaya başlayan çocukların gençlik dönemlerini düşünmekle başlayın derim ben doğrusu. Hele onlar liseye gelsin, farkı asıl o zaman görürsünüz. Liseli gençler bilgisayar kullanmaya daha yatkın oldukları için, artık pek çok üniversite mezunundan daha verimli olabiliyorlar. Nasıl?
Dünya beceri seti açısından bakıldığında bir geçiş sürecinin tam ortasında. Yapılan bir çalışmaya göre önümüzdeki 20 yılda bildiğimiz mesleklerin yüzde 47’sini bilgisayarlar yapacak. Bu ne demek? Nasıl hallaçlık öldüyse, nasıl nalbantlık bittiyse, nasıl kimse eski usul yorgan yaptırmıyorsa, önümüzdeki dönemde de eskisi gibi muhasebecilere ihtiyacımız olmayacak mesela. Öyle, bir deftere güzel güzel bir şeyleri yazmak gerekmeyecek. Faturalar artık otomatik olarak kesiliverecek. Hesaptan hesaba para aktarmak eskisi gibi bir iş olmayacak. Aynı durum normal ülkeler arası dış ticaret işlerinde de geçerli olacak. Oluyor da. Bir bilgisayar algoritması yapabileceği işleri yapıveriyor. Elle iş yapma devri bitiyor. Nasıl Ankara’da Makro Market’te artık eskisi kadar çok kasiyere ihtiyaç duyulmuyorsa, kasalarda herkes kendi işini yapıyorsa, her yerde öyle olacak. Otoyol gişeleri gibi, otoparkları da artık bilgisayarlar idare edecek. İşte bugünlerde bu dönüşümün öyle 20 yıl falan sürmeyebileceğini görüyoruz, bana sorarsanız.

Ben milli eğitim sistemimizin çocuklarımızı bu değişime uygun becerilerle donatamadığı kanaatindeyim. Bu sistem, en asosyal olanların, eve gidip test çözenlerin, kimse ile iki kelam edemeyenlerin en başarılı çocuklar olduğu yanılsamasına dayalı olarak işliyor. Halbuki yeni dönemde, en sosyal olanlar, sosyal medyada en aktif olanlar, kendilerini en iyi anlatabilenler, derdini üç kelimede en iyi izah edebilenler başarılı olacak. Ben size söyleyeyim, üniversitelerimize “başarılıdır” diye gelen, sınavları geçen gençler çağın gerektirdiği özellikleri taşımıyorlar. Mesela matematik bilmiyorlar. İngilizce problemlerini aşamamış oluyorlar. Bu çağa kolaylıkla adapte olabilecek nitelikleri yok.

Önümüzdeki seçime odaklanmaktan memleketin geleceği üzerine beş dakika düşünmeye vakit kalmayınca işte tam da böyle oluyor. Ama dert değil. Buradaki hatanın ortaya çıkmasına daha bir on yıl var. Halbuki seçim şimdi.