Mühendisler için tek başına kurtuluş yoktur

Üniversitelerden mezun olan mühendislerin sayısı öyle az filan değildir. Çoktur. Peki, bu mühendisler neden kendi şirketlerinde neyin bozuk olduğunu gösterememektedirler? Neden bozukluğu düzeltmek için bir değişim ajanı, bir bilgi taşıyıcısı rolü üstlenememektedirler?

Son günlerde, 2013 yılında kabul edilen 10.Kalkınma Planı ile 2014 yılında yayımlanan OECD Türkiye Araştırması (Economic Survey of Turkey 2014)’nda gözüme çarpan şirketler arası verimlilik farklarına bakıyorum. Görünen hal şudur: Birincisi, Türkiye’de küçük işletmelerle büyük işletmeler arasında bir verimlilik uçurumu vardır. Bu uçurum başka ülkelerde bizdeki kadar derin değildir. Küçük işletmelerimizde çalışanların emeği sanki daha az bereketli gibi durmaktadır. İkincisi, yabancı sermayeli işletmelerde çalışanlar, yerli sermayeli işletmelerde çalışanlara göre daha verimlidir. Bakın bu da gariptir. Hepsi aynı toprağın mahsulüdür. Ama ortada sistematik bir bozukluk vardır.

Ben bu rakamlara baktığımda, Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB)’nin memleket meseleleri ile bir bütün olarak ve yakından ilgilenmesinin ne kadar haklı olduğunu düşündüm. TMMOB’un hakikaten mühendisler için bir şeyler yapması gerekiyor. Benim gördüğüm, burada yaşamak isteyen mühendisler için öyle tek başına bir kurtuluş yolu bulunmuyor. Kurtuluş, bir nevi, ya hepsi için olur ya da hiçbiri için olmaz. Zira meselenin kökü derinde yer alıyor. Derdimi anlatmak isterim.

Rakamların anlattıklarından başlayayım önce. Grafik 1, OECD çalışmasından alınma. Çalışmanın ikinci bölümünü okumanızı öneririm. Nedir? Türkiye’de işletmelerin yaklaşık yüzde 93’ünde 1 ila 9 arasında kişi çalışmaktadır. Toplam istihdamın yüzde 55’i de buradadır. Bunlara küçük işletmeler diyelim. 250’den fazla kişiyi istihdam eden işletmelerin sayısı ise 10 bin civarındadır. Toplam işletmelerin yüzde 1’i bile değildir. Buradaki istihdam ise toplamın yüzde 12’si civarındadır. Şimdi bu büyük işletmelerdeki çalışılan saat başına katma değeri, küçük işletmelerdeki çalışılan saat başına katma değere bölerseniz, çıkan sonuç 4,29 olmaktadır. Nedir? Büyük işletmelerde çalışan yüzde 12’nin saat başına ürettiği değer, küçük işletmelerde çalışan yüzde 55’in saat başına ürettiği değerden 4,29 kat daha fazladır. Bu oran Meksika ve Polonya’da 3 iken, İngiltere’de yaklaşık 1’dir. Danimarka’da ise 1’in bile altındadır. Yani Danimarka’da küçük işletmeler daha verimlidir. Buna göre yaptığım ilk tespiti söyleyeyim. İnsan aynı insandır. Bu toprakların mahsulüdür. Küçük işletmede çalıştığında neden saat başına verimi bu kadar düşmektedir? Sonuç neden normal ülkelerdeki gibi aşağı yukarı birbirinin aynı çıkmamaktadır?

Geleyim ikincisine. Türkiye’de yabancı sermayeli şirketlerde çalışan işçilerin aynı saat başı verimliliği, yerli sermayeli şirketlerde çalışanlara göre 2 kat daha fazladır. Yerli sermayeli şirkette çalışan işçinin emeğinin bereketi daha azdır. Şimdi bu size garip gelmiyor mu? Çalışanlar aynı çalışanlardır. Hepsi bu toprakların mahsulüdür. Ama yabancı sermayeli şirketin organizasyon yapısında daha iyi iş çıkarmaktadırlar. Bakın yabancı sermayeli şirketlerde en küçükler ile en büyükler arasında öyle belirgin bir verimlilik farkı da bulunmamaktadır. Buyurun, buradan yakın bakalım.

Üçüncüsü, tüm bunlardan daha da vahim olarak, küçükler büyüklerden, yerliler yabancılardan ne yapmaları gerektiğini öğrenememektedirler. Türkiye bu çerçevede bakarsanız, öğrenen, hatalarından ders çıkarabilen bir toplum değildir. Nedir bizim bu uğursuz talihimiz? Bir şirket diğer bir şirketten daha verimli olmak için ne yapması gerektiğini neden öğrenememektedir? Hepsi aynı ortamda çalışmaktadır. Hepsinde benzer mühendisler şöyle ya da böyle istihdam edilmektedir. Benim aklıma takılan soru şudur: Mühendisler neden şirketler arası verimlilik farklarını azaltabilecek, bir nevi bilgi aktarıcı bir işlev görememektedirler? Tüm mühendisler benzer bir mühendislik eğitimi almaktadırlar. En azından ben şimdi öyle varsaymak durumundayım.

Üniversitelerden mezun olan mühendislerin sayısı öyle az filan değildir. Çoktur. Peki, bu mühendisler neden kendi şirketlerinde neyin bozuk olduğunu gösterememektedirler? Neden bozukluğu düzeltmek için bir değişim ajanı, bir bilgi taşıyıcısı rolü üstlenememektedirler? Yukarıdaki rakamlar işletmelerimizde bir şeylerin bozuk olduğunu ayan beyan göstermektedir.
Türkiye’de mühendislerin mühendislik yapmaya başlamalarının yolu, kötü performans gösteren şirketin, yandaki daha iyi performans gösterenden neyi nasıl yaptığını öğrenerek bir üst aşamaya geçmesi ile olabilir ancak. Türkiye’nin eskisinden daha iyi olmasının yolu da budur. Öğrenen ve ders çıkaran bir toplum olmanın yolu buradan, en temelden başlamaktadır. Unutmayın ancak teknolojik yenilenme ile beklenen sıçramayı yapabiliriz. İşletmelerimizin böyle bir evrim sürecine girmesinde, teknolojiyi bilen mühendisler önemli bir rol oynayabilirler. TMMOB’un ve özel sektör temsilcilerinin bu çerçevede işletmelerimizde bozuk olanın ne olduğu ve mühendislerin bu tamir sürecinde nasıl bir işlev görebileceği konusu üzerine eğilmesinde bence fayda vardır.

İşletmeler arası verimlilik farkları, mühendislerin tek başlarına değiştirebilecekleri bir mesele değildir. Zira ilk etapta o mühendisleri firmalarında çalıştıracak ve onları dinleyecek vizyonu olan firma yöneticilerine ihtiyaç vardır. Bir genel farkındalık kampanyası içerisinde, hep birlikte ele alınması gereken bir meseledir.
Not edeyim istedim.