Neden Gao Ka işlemektedir de, ÖSYM aha böyledir?

Burası Türkiye'dir. Bu yüzden Gao Ka 19.5 milyona sınav yaparken ÖSYM 1.5 milyona sağlıklı hizmet verememektedir.

Dünya ekonomileri ikiye ayrılır. Yalnızca herkesin ürettiği malları üretebilecek imkanlara sahip vasat ekonomiler ile kendine özgü malları da üretebilen potansiyeli yüksek ekonomiler. Bir ekonomi ne kadar vasatsa, o ülkede kişi başına düşen gelir de o kadar düşük olur. Türkiye ekonomisi ihracat pazarlarını çeşitlendirdikçe vasatlaşıyor. Ama bakın Çin’e, orada öyle olmuyor. Hem onların Gao Ka’sı, bizim ÖSYM gibi üniversite seçme sınavı işini eline yüzüne bulaştırmıyor, hem de ülkelerinde ürettikleri mal sepetinin kalitesi her daim yükseliyor. Çinlilerin becerip de bizim beceremediğimiz acaba nedir? Merak edenleri aşağıya beklerim, efendim.
Bir ülkenin dış ticaret ürünleri sepeti o ülkenin üretim kapasitesinin aynasıdır. Ülkenin hangi malları ihraç ettiğine şöyle bir bakın, mesela, orada nasıl bir eğitim sistemi olduğu üzerinde konuşabilirsiniz. Şimdi gelin aşağıdaki grafiğe bir bakalım. Grafik iki ülkenin, Türkiye ve Çin’in, ihraç malları sepetinin gelişmişlik düzeyinin seyrini göstermektedir. Grafikler esasen, Türkiye ve Çin’in ihracat sepetlerinin, gelişmiş ülkelerin ihracat sepetlerine ne kadar yakınsadığını göstermektedir. Grafikler yükseliyorsa, Türkiye ve Çin’in ihracat malları sepetleri gelişmiş ülkelerin ihracat malları sepetine benziyor demektir. Bu ne demektir? Örneğin, Türkiye’nin ihraç ettiği mal türleri giderek gelişmiş ülkelerin ihraç etiği mal cinslerine benziyor demektir. Bu da iyidir. Ürettiğiniz mallar, gelişmiş ülkelerin ürettiği mallara artan bir biçimde benziyorsa, kişi başına düşen gelir açısından da onlar gibi olursunuz.
İşte problemimiz tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. 2008 küresel krizi ile birlikte, Çin’in ve Hindistan’ın ihraç malları sepeti gelişmiş ülkelere yakınsamaya devam ederken, Türkiye’ninki gelişmiş ülkelerden uzaklaşmaya başlamıştır. Bu da iyi değil kötüdür. Küresel kriz ile birlikte Avrupa pazarlarında aradığını bulamayan Türkiye, Doğu pazarlarına açılmaya başlamıştır. İhracatımız çeşitlenirken, üretim malları sepetimiz gelişmiş ülkelerinkinden uzaklaşmaya başlamış ve vasatlaşma eğilimine girmiştir. 

Avrupa pazarı şart
Peki, neden bu iş bir tek Türkiye’de olmaktadır? Birincisi, mesele küresel üretim ağları ile sağlam entegrasyon meselesidir. Çin, küresel kriz ile birlikte hızla büyümeye başlayan ay-fon (iPhone) üretim sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Onlar Batı pazarlarına entegre oldukça, ihracatları ve üretim yapıları gelişmektedir. Benim bu aralar Türkiye ile ilgili olarak en komik bulduğum laflardan bir tanesi de “Afrika açılımı” hakkında olanlardır. Afrika açılımından kasıt, Afrika ülkelerine mal satıp zenginleşmekse, ortadaki esasen hoş bir şakadır. İkinci nokta birincinin hemen devamıdır. Avrupa pazarı Türkiye için olmazsa olmaz bir koşuldur. Böyle bakıldığında, sanayileşme bulaşıcıdır. Bir sınırdan ötekine atlar. Türkiye’nin bugünkü sanayi üretim kapasitesinin kaynağı Avrupa ile olan yakın bağlarıdır. Gelelim üçüncü hususa, Hindistan’ın ve Çin’in performansı uyguladıkları sanayi politikaları yakından alakalıdır. Mesele nedir? Mesele ülkenin zenginleşmesi için on beş dakikadan fazla düşünmüş becerikli yöneticilere sahip olabilme meselesidir. Onların vardır. Bizim yoktur. Burası Türkiye’dir, burada beceri açığı vardır. İşte bundan, Gao Ka tam 9.5 milyon öğrenciye sınav yaparken, ÖSYM 1.5 milyona sağlıklı hizmet verememektedir. 



İhracat Sofistikasyon Endeksi (EXPY) Çin, Hindistan ve Türkiye (1995-2009)
Kaynak: Birleşmiş Milletler COMTRADE ve TEPAV hesaplamaları

.