Nedir bu 49'un hikmeti?

Fransa'da 49 çalışanı olan şirketlerin bir bölümü bir tane daha çalışan edinip, çalışan sayısını elliye çıkarmamaya özen gösteriyor.

Haber geçenlerde Bloomberg Businessweek dergisindeydi. Buna göre, Fransa’da 49 çalışanı olan firmaların sayısı 50 çalışanı olanlardan 2,4 kat daha fazlaydı. Şirketlerin bir bölümü bir tane daha çalışan edinip, çalışan sayısını elliye çıkarmamaya özen gösteriyordu. Neden böyle yapıyorlardı? Elbette bir dizi işgücü piyasası düzenlemesinin yapılma biçimi nedeniyle böyle davranıyorlardı. Buna göre, elli çalışanı olan firmaların işçi konseyleri kurması gerekiyordu. Kurulan bu işçi konseylerine şirketin yönetimi ile ilgili konularda hesap vermek gerekiyordu. Kırk dokuz sayısının yasalardan kaynaklanan bir hikmeti vardı. Haberi okuduktan sonra bakın neler düşündüm? Siz hiç Türkiye’deki firmaların çalışan sayısına göre dağılımına baktınız mı? Gelin beraber bir bakalım ve birlikte birkaç sonuç çıkaralım. Memleketimizde, 2011 yılı sonu itibariyle 1,436,000 işletme bulunmaktadır. Bu şirketlerde, Sosyal Güvenlik Kurumu veri tabanına kayıtlı olarak çalışanların toplamı ise 11,031,000 kişidir. Şimdi sıkı durun: Kayıtlı firmaların yüzde 98’inde firma başına 49 veya daha az kişi çalışmaktadır. Toplam çalışanlarımızın yüzde 65’i bu tür işletmeler tarafından istihdam edilmektedir. Fransa ile kıyaslarsak, Türkiye’deki oran çok daha yüksek çıkmaktadır. Memleketimizde, 250’nin üzerinde çalışanı olan firma yaklaşık on bin kadardır. Toplam çalışanların yüzde 16’sını bunlar istihdam etmektedirler.
Önce isterseniz, Fransa ile Türkiye’nin benzerliğinden başlayalım. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Rekabetçilik Raporu’nda, işgücü piyasalarının esnekliği bahsinde, Fransa 113, Türkiye ise 133’üncü sıradadır. Düzenlemelerimizin Fransa’dan kopya olduğunu ortaya koyan hadiselerden biri de Bloomberg Business Week’in haberidir. Önce onu bir tespit edeyim. Fransa’dan aldığımız özellik nedir? Şudur: Devlet, birilerine bir hayır işlemeye karar verince, bunun için şirketi bu işe özendirecek bir müşevvik tasarlayacağına, o hayırlı işi şirkete ek bir yük olarak tasarlamayı sevmektedir. “Özürlü bir vatandaşımızı istihdam edersen, ödediğin vergilerde indirim yaparım” demek yerine “Çalışan sayısı 50’ye ulaşınca, özürlü bir vatandaşımızı istihdam etmen lazım” demeyi sevmektedir. Sonunda firmalar, çalışan sayılarını 49’dan 50’ye çıkartmamaya özel bir özen göstermeye başlamaktadırlar. Maazallah, o sihirli sayıya varırsanız, bir dizi ek yükümlülük sizi beklemektedir. Yoksa sihirli 50 sayısının şirket yönetim becerisi ile doğrudan bir alakası yoktur. Bu da ikinci nokta olsun, müsaadenizle.
Peki, işgücü piyasalarında Fransa ile Türkiye’nin durumu tıpatıp aynı mıdır? Hayır, zinhar değildir. Fransa’nın son derece iyi eğitimli işgücüne karşı, bizim işgücünün kalitesi yerlerde sürünmektedir. Fransa’nın, rekabetçilik sıralamasındaki yeri 18 iken, Türkiye 59’dadır. Fransa’nın fiziki altyapısı bizden daha iyidir. Mahkemeleri iyi işlemektedir. Ama bu arada temel eğitimde 28, eğitimin kalitesinde ise 34’üncü sıradadır. Türkiye’nin buralardaki yeri ise sırasıyla 100 ve 94’tür. Fransa için sınırlayıcı temel problem işgücü düzenlemelerinin katılığı ise Türkiye’de işgücünün eğitim düzeyi ve kalitesi daha bir önemlidir. Şimdi bana şöyle geliyor: İşgücü eğitimli hale geldikçe, aslında piyasa şartlarında kendisini daha iyi koruyacak bir pazarlık gücüne sahip olabilir. Türkiye’nin eğitimsiz işgücü ya da orta birinci sınıftan terk işgücü, kendisini sağlam bir biçimde koruyacak pazarlık gücüne de sahip değildir. Bu durumda, çözüm, işgücü piyasalarını daha katı hale getirmek midir? İşgücünü koruyacak olan, işgücünün sahip olduğu becerinin kalitesidir.
Şirket başına çalışan sayılarına baktığımızda aklıma gelen bir başka noktayı daha vurgulayayım: Çalışanların yüzde 60’tan fazlası 49 ve daha az işçi çalıştıran işletmelerde istihdam ediliyorsa, Türk Ticaret Kanunu vasıtasıyla şirketlere getirilen yeni yükleri taşımakta zorlanacak çok şirket olacak demektir. En azından işletme sayısı azaldıkça yük getirmek zorlaşacak demektir. Böyle bakarsanız, Türkiye’de canı yanacak çok sayıda şirket vardır. Ne bileyim aklıma geldi işte.