Nereden çıktı bu Boğaziçi zombileri?

Taslak göstermektedir ki YÖK cephesinde kurulduğundan bu yana, esasen, yeni bir şey yoktur.

Radikal’de geçen haftaki haberin başlığı “Boğaziçi’nde bin zombi”ydi. Göz alıcı bir başlıktı. Meğer Boğaziçi zombileri, İngilizce hazırlık sınıfını bir türlü geçemeyen Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriymiş. Sayıları da az değilmiş. Haberde kullanılan resimdeki pankartlardan biri, “Şartlı geçiş hakkı tanınsın” diyordu. Ben bunun kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum. Ayrıca tam da Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Yasa Taslağı’nın tartışmaya açıldığı bu günlerde, İngilizce hazırlık okulu meselesinin, bürokrasinin şahikası sevgili YÖK’ümüzün, nelere bulaşmaması gerektiği konusuna değinmek için önemli olduğunu da düşünüyorum. Gelin bakın nasıl düşünüyorum.

Öncelikle Boğaziçi Üniversitesi’nin hazırlık beklemeli öğrencileri, bunun bir tek kendi dertleri olduğunu zannediyor olabilirler. Öyle değildir. Yalnızca Boğaziçi Üniversitesi’nin değil, Türkiye’de bugün ciddi her üniversitenin kendi zombileri vardır. Gelin Ankara’ya TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’ne bizimkileri de görün. Türkiye’de bir türlü İngilizce konuşamayanların sayısı artmaktadır. Problemi bu hale getiren ise bizatihi 28 Şubat sürecidir. Sekiz yıllık zorunlu eğitimin kesintisiz yapılması talebi, sonunda İngilizce öğretmeyi beceren elit okulların hazırlık sınıflarını kapattırmıştır. O kapanan hazırlık sınıfları, bugün ciddi üniversitelerimizdeki zombi sayısını arttırmıştır. İroniktir ama işte böyledir. Bu ilk tespit.

Geleyim ikincisine.. Şartlı geçiş hakkı demek, “Ben şimdi İngilizceyi konuşamadan, bölüm derslerini izlemeye bir başlayayım. Arada fırsat bulunca, İngilizce konuşmayı da öğrenirim. Hele bir bölüme geçeyim” demektir. Eğitim dilinin Türkçe olduğu okullar için bile bu kötü bir fikirdir. Neden öyledir? Bugün her alandaki literatürü izleyebilmenin yolu İngilizce bilmektir. Artık internet sayesinde, dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir konudaki yeniliği anında izleyebilmek mümkündür. Düzelteyim. Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir konudaki yeniliği izleyebilmek, İngilizce bilenler için mümkündür. İngilizceyi doğru dürüst bilmeden dünyaya malınızı satamaz, sattığınız malın bakım ve servisini yapamaz, 2023 yılında 500 milyar ihracat hedefini de tutturamazsınız. Eğitim dili Türkçe bile olsa, bir dersi sınıfta izleyip okuma listesindeki yabancı dilden eserleri okuyamamak, konuyla ilgili internet üzerindeki güncel tartışmaları izleyememek, o dersi takip edememek demektir. Şartlı geçiş talebi, amacınız diploma dağıtmak değilse, eğitim açısından manasızdır.

Üçüncü nokta ise YÖK’ün bu sorun karşısında bu güne kadar takındığı tavırla alakalıdır. YÖK, işin temeli ile uğraşmak yerine her zamanki gibi idare etmeyi tercih etmiştir ve herkesi aynı kalıba sığdıracak bir dizi sözde çözüm bulmuştur. Önce, “Eğitim dili Türkçe olan üniversiteler İngilizce hazırlık sınıfını zorunlu tutamaz” diye her zamanki tek tipçi kararlarından birini almıştır. Sonra ise “İngilizceyi bir türlü öğrenemeyen öğrenciler beklemek yerine isterlerse Türkçe eğitim yapan bir başka bölüme yerleştirilebilirler” diye bir karar almıştır. Bu karar, efektif olarak “Ciddi üniversitelerde eğitim dili Türkçe olamaz” demektir. YÖK’e göre, üniversite dediğiniz yerde derslerde İngilizce konuşmak gerekir. Külliyen yanlıştır. Ama YÖK’tür. Son YÖK yasa taslağı da benzer bir tek tipçi nizam verme anlayışının derin izlerini hâlâ taşımaktadır. Taslak göstermektedir ki YÖK cephesinde kurulduğundan bu yana, esasen, yeni bir şey yoktur.