Oldu, gözlerim doldu

1970'li yıllarda Kore ile Türkiye aynı seviyedeydi. Bugün bizden çok daha ileri bir sanayi ülkesi.

Geçen gün ülkeleri ikiye ayırmıştım. Ortada ‘yalnızca herkesin ürettiği malları üretebilecek imkânlara sahip vasat ekonomiler ile kendine özgü malları da üretebilen potansiyeli yüksek ekonomiler’ vardı. Hatırladınız mı? Bir ekonomi ne kadar vasatsa o ülkede kişi başına düşen gelir de o kadar düşük oluyordu. Kendine özgü malları üretebilecek kapasiteyi geliştirmeyi başarmış olan ülkeler, aynı zamanda, mesela üniversite seçme sınavlarında da daha az saçmalıyorlar. Bir ülkenin hastanesi neyse postanesi de öyle oluyor. Askeriyesi ne kadar beceri sahibiyse siyasi partileri de o kadar beceri deposu oluyor. Gelin bakın nasıl oluyor?
Kore, benim yaşam sürem içinde ekonomik imkânlar setini genişletti. Kendine özgü malları da üretebilen, potansiyeli yüksek bir ekonomiye dönüştü. Bu arada Kore’nin kişi başına düşen milli geliri de arttı. 1960’ların başında, Kore’de kişi başına düşen gelir, Türkiye ile benzerdi. Ama şimdilerde bizim iki katımızın üzerine çıktı. Bitmedi. Bundan birkaç yıl önce, elektronik sanayimizin devlerinden birinin yöneticisi, “Eskiden Japonya’da elektronik şirketlerinin düzenlediği hizmet içi eğitim seminerlerine biz Koreli mühendislerle birlikte katılırdık. Sonra onlar gelmemeye başladı. Aranınca da bulunmaz oldular” demişti. Şimdi insan merak etmez mi? “Nasıl oldu da oldu?” demez mi? Der.
Kore, son dönemde, sanayi politikasını maharetle kullanabilen bir ülke oldu. Bunu yalnızca dün, bizler, mışıl mışıl uyurken yapmadılar. Halen de biz mışıl mışıl uyumaya devam ederken yapıyorlar. Biz, “Dünyanın en iyi ekonomik performansını gerçekleştirdik” diye ortalarda dolaşırken onlar çaktırmadan çalışıyorlar. Nedense biz konuşa konuşa ortalarda dolaşmayı pek seviyoruz. Nedir bu, Ortadoğululuk mudur? Yoksa Akdenizlilik böyle bir şey midir?
Neyse, biz böyle geniş geniş ortalarda dolaşıp kendimizi kendimize överken, Kore geçen yıl Apple firmasının çıkardığı ay-ped’in (i-Pad) Kore’ye girişini yaklaşık dokuz ay geciktirdi. TEPAV araştırmacısı İrem Kızılca’nın konu ile ilgili politika notu TEPAV sitesinde. Sudan bahanelerle, tarife dışı engellerle geciktirdi. Nereye kadar geciktirdi? Bir Kore elektronik devi haline gelmiş olan Samsung Electronics ay-ped’e rakip olabilecek kendi tablet bilgisayarını, Galaxy’yi çıkarana kadar geciktirdi. Kore benzer bir uygulamayı bundan birkaç yıl önce ay-fon (i-Phone) için de zaten yapmıştı. Ay-fon, Kore’ye iki yıl gecikmeyle girmişti.
Nedir bu? Bu, sanayi politikasının, bu çağda, son derece güncel olduğuna dair bir delildir. İthalatı engelleyecek tedbir almak lazım diyenin, samimi ise bunu gerçekleştirebilecek altyapıyı kendi ülkesinde inşa etmesi gerekir. Yoksa gerisi boş laftır. Geçen gün, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Washington’da Brookings Kurumu’nda konuşurken, “Arap ülkeleri 1970’lerde, 2008’e kıyasla daha fazla sanayileşmiş ülkelerdi” dedi. 1970’lerle kıyaslandığında Kore, bugüne göre daha az sanayileşmiş bir ülkeydi. O yıllarda Türkiye de bugüne göre daha az sanayileşmiş bir ülkeydi. 1970’lerde Kore ile Türkiye birbirine benzerdi. Bugün Kore bizden çok daha ileri bir sanayi ülkesi. Onlar bariyeri kırdı. Biz burada kaldık. Durumumuz öyle “Gitti kervan, kaldık dağlar başında” kadar vahim değil. Ama iyi de değil. Vasat yani.
Biz neden böyleyiz? Onlar neden öyle? Ben yönetici katındaki beceri açığının önemli bir neden olduğunu düşünüyorum. Sayın Başbakan bu arada ÖSYM’nin açıklamalarından tatmin olduğunu söylemiş. Oldu. Gözlerim doldu. Biz Kore’nin ardından daha çok bakakalırız.

.