Otoriter olunca da madalya alınabilmektedir

Beşeri sermaye yatırımının başlangıcı insana, onun her düşündüğüne, her ne olursa olsun inandıklarına önem vermektir.

Memlekette iyi şeyler de oluyor. Ankara Belediyesi ilk kez beni şaşırttı. Kaldırımlar değişiyor. Ne var bunda, hep oluyor demeyin. Çankaya’da görme özürlü vatandaşlarımızın bastonları ile rahatça gezinebilmeleri için kaldırımları elden geçirmeye başlamışlar. Sadece 30 metre için olsa da Bülten Sokak’ta sanırım pilot uygulama yapmışlar. Kaldırımlara sarı oluklu ve de kabartmalı, görme özürlülerin izleyebileceği taşlar döşemişler. Aynı tür taşlardan oluşan kulvarlar Esenboğa ve İstanbul Atatürk havaalanlarının içinde de görülmeye başlandı. Ben bunun insana ve yayaya değer verme yolunda ilk adım olduğunu düşünmek istiyorum. Türkiye’nin orta gelir tuzağından kurtulmak için politika tasarlaması gereken bir dönemin içindeyiz. Müsaadenizle derdimi anlatayım.
Şimdi diyeceksiniz ki memleket elden gidiyor, sen neden bahsediyorsun. Şemdinli’de endişe ile izlediğimiz gelişmelerden, neyin mabet olup neyin olmadığına inananların değil yöneticilerimizin karar verdiği, memleketin her tarafının ayrı oynadığı bir dönemin içinden geçiyoruz. Ne yapalım? Biz geç kaldık ve Türkiye’nin bütün kadim sorunları aynı anda çözüm istemeye başladılar. Ortada karamsar olmak için yeterince neden var diyorsanız size hak veririm. Ancak görme özürlü ve de yaya odaklı bir yeni anlayış ortaya çıkıyorsa gözden kaçırmamakta da fayda olduğunu düşünürüm. Peki, bu 30 metrelik yeni kaldırım yatırımını neden önemsiyorum? Türkiye artık 10 bin dolar kişi başı gelire sahip ülke haline geldi. Türkiye gibi bir ülkenin 10 bin dolarlık kişi başına gelirden 25 bin dolarlık kişi başına gelire ulaşması, 10 bin dolara ulaşmasından daha zordur. Hele bunu 2023’e kadar 11 sene içinde yapmak daha da zordur. Güney Kore’nin aynı yolu alması on dokuz yıl sürmüştü. TEPAV iktisatçılarından Esen Çağlar’ın konuyla ilgili notu TEPAV web sitesinde duruyor. Bunun için Türkiye’nin beşeri sermayesini güçlendirecek bir kurumsal altyapı kurması ve bireyin önündeki engelleri kaldırması ve insana yatırım yapması gerekiyor. On bin dolardan 25 bin dolara başka türlü ulaşılamıyor.
Çankaya’da görme özürlülere özgü kaldırım taşlarından kulvarları en son Güney Kore’nin başkenti Seul’de görmüştüm. Hatta o kadar imrenmiştim ki yürünmek üzere tasarlanmış kaldırımları görünce, birkaç ay önce “Seul’de kendimi çok ezik hissettim” diyen bir Radikal yazısı bile yazmıştım. Şimdi aynı insan odaklı, yayayı düşünen kaldırımların başlangıcını Ankara’da görünce elbette çok sevindim. On bin dolardan 25 bin dolara çıkacaksak insana değer vererek, insana yatırım yaparak çıkacağız. Başka türlü değil. O nedenle umutsuzca şaşırtılmayı bekliyorum. 30 metrelik ilk adımdan bile destan çıkarma eğilimindeyim. Bu aralar MÜSİAD ve TÜSİAD’ın açıklamalarına konu olan ‘orta gelir tuzağı’ işte tam da budur: Görme özürlü yayaların da olduğunun farkına varamayan bir körlüktür. Beşeri sermaye yatırımının başlangıcı insana, onun her ne olursa olsun düşündüklerine, her ne olursa olsun inandıklarına önem vermektir. Yaptığı işe, imzaladığı kontratlara hürmet etmektir. Her alanda bireyin hakkını teslim etmektir. Birey huzurlu olursa kendi işine odaklanır, inovasyon olur. Kendini özgürce gerçekleştiren insan huzurlu olur. Orta gelir tuzağını aşacak nitel değişim tam da budur.
Hiç Kore Yarımadası’nın karanlıkta gökyüzünden çekilmiş bir fotoğrafını gördünüz mü? Güneyi ışıl ışıl, kuzeyi kapkaranlıktır. Bir okyanuslar geceleyin o kadar karanlık olur, bir de Kuzey Kore. Güneyde bireye değer verilir. Kuzeyde verilmez. Güneyin kişi başına geliri o sayede 25 bin doların üstüne çıkmıştır. Kuzeyin ise daha 2 bindir. İkisi de aynı kültürden gelen aynı disiplinli halktır. Bir farkları yoktur. Nitekim Kore Yarımadası’na Londra Olimpiyatları’ndan çok sayıda madalya gelmektedir. Kuzey beş madalyada takılmıştır. Güney ise yirmi üçe ulaşmıştır. Madalya sıralamasında dördüncü sıradadır.
Fark, Kore’de beşeri sermaye birikimini destekleyen kurumsal altyapıdadır. Otoriter olunca da madalya alınmaktadır. Ama kopkoyu bir karanlıkta yaşayınca madalya sayısı daha az, insanlar daha yoksul olmaktadır.
Neme lazım, ben bu günlerde söylemiş olayım. Hiç değilse ahretimi kurtarayım.