Şimdi bu serbest dalgalı kur rejimi midir?

Dalgalı kurda, kurun dalgalanması beklenir. Dalgalanamazsa, riski algılayamayan bir bankacılık sistemi, riski biriktirir.

Dünya ekonomisi alışılmadık bir dönemden geçiyor. Etrafta alışılmadık işler olurken, merkez bankaları da alışılmadık bir biçimde davranıyorlar. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da bir süreden beri alışılmadık bir biçimde davranıyor. Banka, en son, Rezerv Opsiyonu Mekanizması (ROM)’nı devreye soktu. Döviz piyasalarına acayip bir istikrar geldi. ROM ile birlikte, döviz piyasalarında işlemlerin önemli bir bölümü, fiyat belirleme sürecinin dışına çıktı. Şimdi ilk soru şudur: Türkiye halen serbest dalgalı kur rejiminde midir? İkincisi, bunun istenmeyen bir yan etkisi olur mu? Gelin bakın nasıl düşünüyorum.

Bankalar milletin parasını mevduat olarak toplayıp, sonra da bunu kredi olarak dağıtıyorlar. Mevduatı krediye dönüştürüyorlar. Bunu yaparken de milletin parası ile risk üstleniyorlar. Devlet, bu riski sınırlandırmak için mevduatın belli bir bölümünün güvenli bir yerde, merkez bankasında, zorunlu karşılık olarak, depo edilmesini istiyor.

Bunun karşılığında da devletimiz milletin mevduatına bir güvence veriyor. Millet de güvenle mevduatını bankaya yatırıyor. Sistemimiz böyle işliyor.

Merkez bankası, ROM ile birlikte, bir süre önce, mevduat zorunlu karşılıklarının, yabancı para ve altın biçiminde de tutulabileceğini açıkladı. Banka, zorunlu karşılıkların ne kadarının lira ne kadarının yabancı para cinsinden olacağını da ayrıca belirliyor. Bu aralar, zorunlu karşılıkları yüzde 90’a kadar yabancı para cinsinden tutabilmek mümkün. Zorunlu karşılık olarak tutulmak üzere, memlekete getirilen yabancı paralar, mevcut kur üzerinden değerlendirilerek, merkez bankasına yatırılıyor. Bu yabancı para arzı, ayrıca kur belirleme sürecine dahil olmuyor. Doğrudan memleketin döviz rezervini artırıyor.

Şimdi ilk nokta şudur: Bu mekanizma, hiç kimse için rahatsız edici değildir. Banka, daha ucuz olduğu sürece yabancı para ile zorunlu karşılık bedelini yatırmaktadır. Gelen yabancı para, piyasaya çıkmadığı için, Türk lirasının değer kazanmasını engellemekte, hatta kuru bir nevi sabitlemektedir. İhracatçılar ve de Ekonomi Bakanımız memnun olmaktadır. Memleketin döviz rezervi, sanki artmış gibi göründüğü için, Sayın Başbakanımız da memnun olmaktadır.

ROM, Alper-Kara-Yörükoğlu (2012)’de söylendiği gibi bir nevi otomatik stabilizatör olarak çalışmaktadır. Merkez ülkelerde krizle baş etmek için basılan dolar ve euro’ların ülkemizde döviz kurunun volatilitesini artırması bu yolla önlenmektedir. Ülkemiz bir yapay cennete dönmektedir.

Peki, herkes mutlu ise, sorun nedir? Şudur: ROM vasıtasıyla memlekete giren döviz, döviz kurunun değerini tanım gereği etkilememektedir. Döviz arzı, döviz talebine göre artarsa, Türk lirasının değer kazanması gerekir. Halbuki ROM ile birlikte, döviz kuru, döviz arzındaki değişiklikleri, tanım gereği, tam olarak yansıtmamaktadır.

Miktar hareketlerinin fiyat hareketlerine yol açması düzenleme ile engellenirse, sonunda mutlaka bazı bankaların risk algılaması uyuşturulmuş olur. Döviz kurundaki volatilite, artan döviz kuru riskinin göstergesidir. Dalgalı kurda, kurun dalgalanması beklenir. Dalgalanamazsa, riski algılayamayan bir bankacılık sistemi, riski biriktirir.

Şimdi ilk paragrafta sorduğum soruları cevaplayayım: 1.Hayır, 2. Evet.

Daha önce aynen böyle fiyat yerine miktar intibakına ağırlık verip, bir yapay cennet yarattığımızda kötü olmuştu. Hatırlatırım.