Siyasi kutuplaşma ekonomi için kötüdür

Ben siyasi kutuplaşmanın önümüzü tıkadığını, bahtımızı kararttığını düşünüyorum. Aynı sorun Amerika'da da var.

Siyasetçi siyasi kutuplaşmayı sever. Elinde değil, tanım gereği sever. Siyasi kutuplaşma, siyasetçinin, seçmen mobilizasyon kabiliyetini ve arkasından seçim kazanma şansını arttırır. Ama kazanılan seçimin millete bir hayrı olmaz. Olmamıştır. Olamaz. Ben siyasi kutuplaşmanın önümüzü tıkadığını, bahtımızı kararttığını düşünüyorum. Aynı sorun Amerika’da da var. Siyasi kutuplaşma, Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasını, Amerikan ekonomisinin ise kısa vadede canlanmasını zorlaştırıyor. Gelin bakın nasıl düşünüyorum? 

Önce Amerika’dan başlayayım müsaadenizle. Amerika’da yapılan bir çalışma, toplumun Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında yüzde elli yüzde elli bölünmüş olmasının, uygulanmakta olan talep arttırıcı politikalara güven duyulmasını engellediğine işaret ediyor. Amerika’da Kongre’yi Cumhuriyetçiler kontrol ediyor. Başkan Obama ise bir Demokrat. Obama ekonomiyi canlandırmak için adım atıyor. Kongre ertesi gün yapılanı tersine çevirmek için elinden geleni yapıyor. Günlük iktisadi politika kararları yoğun bir siyasi tartışmaya neden oluyor. Siyasi kutuplaşma, iktisadi politika belirsizliğini arttırıyor. Neden arttırıyor? Seçim var. Kongre’de Cumhuriyetçi bir çoğunluk var. Alınan kararlar sürdürülür mü? Herkes onu merak ediyor. Belirsizlik altında, kimse hareket etmek istemiyor. Kimse hareket etmeyince, ekonomi bir türlü tam olarak canlanamıyor. Siyasi kutuplaşma ekonomik canlanmayı zorlaştırıyor. Voxeu sitesindeki ‘Economic Recovery and Policy Uncertainty in the US’ başlıklı çalışma böyle diyor. 

Türkiye’de siyasi kutuplaşma, hükümetimizin, Meclisimizin alması gereken yapısal kararları engelliyor. Yapısal reform demek, kazananları kadar kaybedenleri de olacak bir süreç demek. Türkiye’de hiçbir siyasetçi, yüzde elli, yüzde elli bölünmüş bir toplumda statükoyu bozacak cesarete sahip değil. İstisnasız herkes “Ya elimdeki gider ve gelmesini beklediğim gelmezse” diyerek aşırı bir güvensizlikle davrandığı için, Türkiye, 2007 yılından beri, iktisadi reformlar bahsinde patinaj yapıyor. Siyasetçilerimiz kendi yarattıkları kutuplaşmayı bozmaya cesaret edemiyorlar. Kimse de “Usta, hani Kopenhag kriterleri, Ankara kriterleri olacaktı” diyemiyor. Türkiye kendi tarihi ve coğrafyası ile hesaplaşamıyor. Hep sermayeden yiyoruz.
Bakın Allah aşkına etrafınıza: 2007 yılından beri Türkiye’de siyasi kutuplaşma sürekli artıyor. 2007’den beri Türkiye’de hiç yapısal reform olmuyor. Sayın Başbakanımız, bu arada, üçüncü seçiminden yüzde 50’nin üzerinde oy alarak çıktı. Ama ülkemiz, Dünya Ekonomik Forumu’nun rekabetçilik göstergelerinde o zamandan beri onar onar geriledi. Vergi reformunu yapamadık. Sıralamada, 2006’dan 2012’ye 145 ülke arasında 97’den 124’e geriledik. Adalet reformunu yapamadık. Sıralamada 56’dan 83’e geriledik. Eğitimde 58’den 74’e geriledik. Ben bu alanlardaki gerilemenin siyasi kutuplaşmanın getirdiği ataletle alakalı olduğunu düşünüyorum. Kutuplaşmanın en olumsuz etkisi ise sivil Meclis’in sivil bir anayasa yapmayı becerememesi olabilir. O vakit, ne olur? Bence çok ayıp olur. Amerika’da kısa vadeli politika belirsizliği canlanmayı zorlaştırıyor. Türkiye’de siyasi kutuplaşma ile yoğunlaşan orta vadeli iktisadi politika belirsizliği ise memleketi orta gelir tuzağına doğru çekiyor. Cumhuriyet Bayramı törenlerini izlerken ben bunları düşündüm.