Şoförsüz otomobil Türkiye'ye ne zaman gelir?

Yeni çağı algılayabiliyor musunuz? Diyelim ki şoförsüz otomobil almaya karar verdik. Şimdi ehliyeti kimin üzerine alacağız? Kaliforniya'da o araçları yola salmışlar. Burada bir polis, böyle bir aracı durdursa ne diyecek? Kim bu araçlara ehliyet verecek?

Amerika’nın Kaliforniya eyaleti, 2014 yılında dünyanın 8’inci büyük ekonomisi oldu. Kaliforniya’nın 2014 yılı milli geliri yaklaşık 2,3 trilyon dolar. Brezilya’nın 7’nciliğini almasına da az kaldı doğrusu. Büyüklük farkları artık küsuratta. Mesela Kore 1,4 trilyon dolarlık milli geliri ile daha aşağılarda yer alıyor. Türkiye’yi saymıyorum bile. Biz henüz bu ligde değiliz. Trilyon dolarlık ülkeler liginde ancak sıfırdan sonraki rakamlarla anılıyoruz. Kaliforniya’nın problemleri de doğrusu ya, bizim problemlerimize benzemiyor. Amerika’nın inovasyon merkezi, Silikon Vadisi de Kaliforniya eyaleti sınırları içindeki San Francisco’da bulunuyor.

Google şirketinin şoförsüz araçlarını biz, bizim bakanlarımız Kaliforniya’ya gidip Silikon Vadisi’nde Google şirketini ziyaret ettikçe görüyoruz. Her giden mutlaka bir uğruyor. Her giden bu arabalarla bir fotoğraf çektiriyor. Bu araçların Türkiye’ye de gelmesi için nelerin değişmesi gerektiğini hiç düşündünüz mü? O arabaların fotoğraflarını görünce hiç aklınıza bu geliyor mu? Bence gelmeli. Gelmeli ki biz de değişmeyi akıl edelim. Gelin bakın nasıl?

Kaliforniya eyaleti yollarındaki şoförsüz otomobiller geçen Eylül ayından beri tam 4 adet hafif trafik kazasına karışmışlar. Şimdi bu kazalar Sanayi 4.0’ı geciktirir mi? Kazaya karışan bu araçlar inovasyon sürecinin geleceği açısından ne anlama geliyor? Doğrusu ya, bu hafta Berlin’de yapılan teknoloji ve inovasyon odaklı bölgesel T20 toplantısında Silikon Vadisi girişimcisi Magdalena Yesil konuyu gündeme getirmese ben de bilmeyecektim. O bahsedince merak ettim, benim gibi Sanayi 4.0’ı merak edenler için birkaç not yazayım dedim. Bakın dünyanın 8’inci büyük ekonomisinde yaşayınca insan nelere dertleniyor?

Geçen Eylül ayından beri araçları 4 adet trafik kazasına karışan Google yetkilileri, hemen televizyon kanallarına çıkıp konuyu değiştirmeye çabalamışlar elbette. Şoförsüz araba projesi tam 6 yıllık bir proje. Düşünün, bir bilgisayar, bir insan gibi diğer şoförlerin niyetlerini de öngörmeye çalışarak yolda ilerliyor. Açık ki ortada yalnızca şoförsüz arabalar olsa o kadar da problem olmayacak. Ama ne yapalım ki arabaların çoğunu bir metre sonra ne yapacağı belli olmayan insanlar sürüyor. Google yöneticilerinin anlattıklarından ben bunları çıkardım. Buna göre, 6 yılda yola çıkan 48 şoförsüz otomobil, 3 milyon kilometre civarında yol kat etmiş ve tam 11 kazaya karışmış. Kazaların hiçbirinde bir insan yaralanmamış. Ama kaza olmuş. Google yöneticilerine göre trafik kazalarının yüzde 94’ünün şoför hatasından kaynaklandığı düşünülürse, bu otomobiller ile trafik kazası problemini minimuma indirebilmek mümkün. Bu arada Google otomobilli kazaların hiçbirinde kusur şoförsüz aracın değilmiş. Öyle diyorlar.

Şimdi böyle derken, başlayan yeni çağı algılayabiliyor musunuz? Diyelim ki şoförsüz otomobil almaya karar verdik. Şimdi ehliyeti kimin üzerine alacağız? Kaliforniya’da o araçları yola salmışlar. Burada bir polis, böyle bir aracı durdursa ne diyecek? Kim bu araçlara ehliyet verecek? Biz ehliyet vermek deyince bildiğiniz sınavı yapıyoruz. Bu araçları nasıl bir sınavdan geçireceğiz? Yazılım sürümü değiştikçe ehliyet de değişecek mi? Peki, bu araçları nasıl sigortalayacağız? Bilgisayar programının kaçıncı sürüm olduğuna göre mi sigorta primi belirlenecek? Peki, her ülkede aynı trafik kuralları, aynı işaretleme sistemi olmadığına göre yerel sürümler üzerine mi çalışmak gerekecek? O vakit, arabayı ülkeden ülkeye geçirirken hemen yerel bir sürüme mi geçmek gerekecek? Diyelim trafik polisi arabayı bağladı, hatayı belirledi. Hangi yargıç, kural ihlaline neye göre karar verecek? Programı yazan mı suçlu olacak, yanlış sürümü kullanan araba sahibi mi, yoksa aracı üreten firma mı? Buna karar verecek mahkeme o kadar teknik bilgiyi nasıl bilecek? Avukatlar bu konuda nasıl akıl yürütecek? Sistem bilirkişilerle mi işleyecek? Hâkim nasıl karar verecek? “Aman biz daha bu mahkemelerle normal adalet nasıl sağlanır derdindeyiz, dijital çağın adaletini düşünmeye daha vakit var” demeyin. O çağ gelirken herkesin ve özellikle de devletin hazırlıklı olmasında fayda var. Bu arada her şey kayıt altında olacağı için herhalde rüşvet alıp vermek de çok zor olacak. Ne yapacağız? Bilgisayar kayıtlarını mı imha edeceğiz? Biz tüketicilerin de büyük zihniyet devriminden geçmesi gerekecek sanki.

Buraya neden geliyoruz? Sanayi 4.0 adı altında bu sürece ayak uydurabilen şirketler artık tüketim malları endüstrisini dijitalleştiriyorlar. Tüketiciler artık birbirleri ile konuşan bilgisayarların arasında yaşayacaklar. Buzdolapları süpermarketle, otomobiller lastik bayileri ile kendileri konuşacaklar. Biz arkada oturacağız. Bu, içine girdiğimiz teknolojik değişimin yalnızca bilgi işlem teknolojisine dayalı bölümü. Bekleyin, bununla da kalmayacak. Bilgi işlem, biyoteknoloji ve nanoteknolojiye dayalı teknoloji platformları dünyayı değiştirecek.

Peki, bu değişim çok mu hızlı olacak? Yukarıdaki soru setine şimdi bir daha bakın bakalım. Bu teknolojilerin oturması için devlette, kamu politikalarında, insan davranışlarında ve alışkanlıklarında bir dizi kapsamlı değişim olması gerekecek. Yalnızca bir yerde değil, her yerde aslında. Silikon Vadisi’nin inovasyon sürecini devam ettirebilmek için hep devlete ihtiyacı oldu. Ama bir farkla: Dün, bir tek savunma sanayiinde kamu alımlarını yönetenlerle görüşüyorlardı. İnternet böyle doğdu. Dokunmatik ekranı böyle sevdik. Bu kadar bilgiyi bir çipin içine ondan depoladık. Şimdi ise bu buluşların tümünün tüketim malları üretimine uyarlandığı bir yeni süreçteyiz. Bu kez kamu güvenliği için tanımlanmış kuralların yeni duruma uyum sağlaması gerekiyor. Hem Amerika’da hem Türkiye’de.

Şimdi şöyle bir düşünün, şoförsüz otomobil bizim buraya acaba ne zaman gelir?