Şu nükleer enerji işini yeniden bir düşünsek?

Elektrik iletiminde neyi yapamadığını açıklayamayan bir bakanlığa zaten nükleer enerji konusunda rol vermemek gerekiyor.

Türkiye, enerji ihtiyacını karşılarken nükleer seçeneğini de unutmamak istiyor. Elektriklerin nedensiz olarak kesiliverdiği gün, Ankara’da her tarafta, billboardlar Akkuyu Nükleer Santrali ilanları ile doluydu. Sonra meclisten düzenleme çıktı. Arada temel atma törenini bile yaptık. Törene enerji bakanımız katıldı. Pişmiş aşa soğuk su katmak gibi olacak ama ben bu nükleer enerji işini bir kez daha düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim. Burada aklımda olan, hiç de öyle, bizatihi nükleer enerjiye karşı olmakla alakalı değil. Nükleer enerji üretimine karşı olmayı elbette son derece meşru buluyorum. Ama ben bizatihi, nükleer enerjiye karşı değilim. Ben, bizim Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın nükleer enerji işine hiç müdahil olmaması gerektiği kanaatindeyim.

Bu yazıyı yalnızca onun için yazıyorum.

Önce derdimi özetleyeyim: Ben, elektriklerin daha bu ay içinde tüm Türkiye’de neden kesildiğini doyurucu bir biçimde açıklayamamış olan bir bakanlığın, Türkiye’de nükleer enerji üretiminden kesinlikle sorumlu olmaması gerektiğini düşünüyorum. Maden işletme lisanslarını verdiği halde, o madenlerdeki iş kazalarının nedenleri konusunda hiç konuşmayan bir bakanlığın, nükleer enerjiden elektrik üretenlere lisans vermemesi gerektiğine inanıyorum. Peki, neden böyle düşünüyorum? Gelin anlatayım.

Daha bu ay içinde tüm Türkiye’de elektrikler 7 saatten uzun bir süre kesildi. Programsız bir biçimde kesildi. Üzerinden yaklaşık 1 ay geçti. Hala ne olduğuna dair doyurucu bir açıklama dinlemedik. Arada bir siber saldırı ihtimalinden bahsedildi. İlk duyduğumda, “keşke, öyle ciddi bir nedeni olsa” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ben olup bitenin doğrudan doğruya beceriksizlikle alakalı olduğu kanaatindeyim.

Elektrik düğmesine bastığınızda, lambaların yanıvermesini neye borçlu olduğumuzu biliyor musunuz? Gerisinde kocaman bir sistem işliyor. Elektrik, yurtiçinde ya da dışında bir yerlerde üretiliyor. Sonra bu üretilen elektrik, iletim hattı vasıtasıyla ülkenin değişik yerlerine iletiliyor. Belli bir bölgeye iletilen elektrik, oradan evlere ve işyerlerine dağıtılıyor. Eskiden bu üretim-iletim-dağıtım işlerinin tümünü tek bir kamu işletmesi yapardı. Şimdi işler değişti. Üretim özelleşti. Artık elektrik üreten özel şirketler de var. Kamu ve özel şirketler tarafından üretilen elektrik, bir kamu tekeli olan elektrik iletim hattı üzerinden memlekete dağılıyor. Dağıtım işinde de yoğun bir özel sektör katılımı söz konusu oluyor. Türkiye’de elektrik kesintisine yol açan problem nerede çıktı? Bir kamu tekeli olan elektrik ilettim hattını kötü yönetmiş olmamızdan çıktı. Orada herkes üzerine düşeni yapamadığı ve modern teknikler hala devreye sokulmamış olduğu için, tüm Türkiye’de elektrikler kesildi. Ben daha iletim hattını nasıl işleteceği konusunda ayrıntılı protokollere sahip olmayan bir bakanlığın, bir de oturup nükleer enerji işiyle hiç ilgilenmemesi gerektiği kanaatindeyim. İlk husus bu.

Geleyim ikincisine. Türkiye bir ara madencilikteki yoğun iş kazaları ile sarsılıyordu. Neden? Küçük madenlere çok kısa dönemli madencilik lisansları verildiği için. Neden? Önünü göremeyen şirkete, hele de küçükse, maden için gereken yatırımı yaptıramazsınız. Ama biz ne yaptık? Bize daha çok kömür lazım diye, küçük madenleri son derece kısa vadeli sözleşmelerle özel şirketlere dağıttık. Daha doğrusu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ilgili genel müdürlüğü lisansları verdi. Lisans alan şirketlerin denetlenme işini ise Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na devrettik. Ne oldu? Türkiye ton başına en yüksek can bedeli ile kömür çıkartan ülke oldu. Çin, kendi iş kazası ölümlerini hızla azalttı. Biz yükselttik. Kısa vadeli sözleşmeler ve küçük madenlerin yetersiz yatırım nedeniyle bu sonuca yol açacağını zaten Sosyal Güvenlik Bakanlığı denetçileri anlatıp duruyordu. Bekledikleri gibi de oldu. Şimdi kömür madenlerinde iş kazalarının nasıl önlenebileceği hakkında hiç düşünmeden kömür madeni işletme lisansı dağıtmış bir bakanlığın, nükleer enerji üretecek santralleri lisanslamaması gerektiğini düşünüyorum.

Ben merak ettim, Almanya’da, hani Japonya’daki nükleer santral kazasından sonra nükleer enerjiden vazgeçmeye karar veren Almanya’da bu lisanslama işinin nasıl yapıldığına bir baktım. Almanya’da bu işi, “Almanya Federal Cumhuriyeti Çevre, Doğa Koruma, İnşaat ve Nükleer Güvenlik Bakanlığı” (BMUB) yapıyor. (http://www.bmub.bund.de/en/) Bakanlık önce Çevre Bakanlığı olarak işe başlamış. Sonra inşaat ve nükleer güvenlik standartları işini de görev olarak üstlenmiş. Bana mantıklı geldi. Nükleer enerji gibi son derece yüksek güvenlik standartları gerektiren bir işe lisans verirken, vurgunun ne kadar enerji üretileceğinde değil, ne kadar güvenli bir biçimde enerji üretileceği üzerinde olması gerekiyor. Bu da üçüncü husus.

Ben, enerji güvenliği ile güvenli enerji üretimi işlerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na verilmemesi gerektiği kanaatindeyim. Bu iki işi aynı bakanlığın sırtına yüklerseniz, enerji güvenliğini sağlama bağlama hedefi, ne yazık ki güvenli enerji üretimi hedefinin bir kenara itilmesine neden oluyor. Kömür madenlerinde olanı, nükleer enerji işinde de beklemek gerekiyor. Bu çerçevede, elektrik iletiminde neyi yapamadığını açıklayamayan bir bakanlığa zaten nükleer enerji konusunda rol vermemek gerekiyor. Önümüzdeki dönemde bakanlıklar yeniden yapılandırılacaksa, bunun da dikkate alınması gerektiği hususunu bir yazayım istedim. Ne olur ne olmaz.