Suriye, Gaziantep'i nasıl etkiler?

Şimdilerde etrafı saran dönüşüm alevi Türkiye için hayra alamet değildir. Gaziantep için hiç değildir.

Ben Suriye’nin yatırım iklimi ile ilgili bir broşürü ilk kez Gaziantep’te görmüştüm. O vakitler, Suriye Antep’e daha yenilerde bir konsolosluk açmıştı. “Suriye’ye yatırım yapın” çağrıları ile dolu broşür oradan dağıtılıyordu. Bu arada, elbette, broşür Türkçe yazılmıştı. O zamanlar, Suriye, Antep için iyiydi. Peki, Suriye ile komşu olmak, bu günlerde Antep için kötü müdür? Cevap ilk bakışta “evet” gibi dursa da, tam olarak öyle değildir. Daha yakından bakmak gerekir. Doğrudur. Suriye krizi, Türkiye’nin her tarafını aynı biçimde etkilemeyecektir. Türkiye’nin ağırlıkla Ortadoğu pazarlarına üretim yapan sanayi merkezleri, Suriye krizinden daha fazla etkilenecektir. Geçenlerde “Anadolu, Gümrük Birliği’ne hala girememiştir” demiştim. Bugün buradan çıkarak, Suriye krizi ile ilgili bir yorum yapayım, müsaadenizle. Gelin bakın, Suriye bu günlerde Antep’i nasıl etkileyebilir?
Türkiye’nin illeri ikiye ayrılır: Gümrük Birliği’ne girebilmiş iller ile Gümrük Birliği’ne girememiş iller. İllerimizdeki beceri ve imkânlar setlerinin farklı zenginlikte olmasının temel nedeni, Türkiye’nin bir bölümünü Avrupa pazarlarına bağlayacak lojistik altyapının yeterince gelişmemiş olmasıdır. Bağlantısı zayıf olanın, uzaktaki pazarlarda, rekabet gücü de zayıf olmaktadır. Hal böyle olunca, bağlantıyı artıracak tedbir ortada yoksa, iş, coğrafyanın himmetine kalmaktadır. Coğrafya o ilin imkanlar kümesinin ne kadar gelişeceğine kendisi karar vermektedir. Bu, esasen, işi, Allah’a havale etmenin bir başka biçimde ifadesidir yalnızca. İçinde yaşadığınız il, hangi pazara, doğal olarak, daha yakınsa, o pazarın taleplerine cevap verecek bir sanayi ve hizmetler altyapısı geliştirmek zorunda kalmaktadır. Bir bakarsınız, Suriye, Antep’in kaderi oluverir.
Geleyim konuya, Gaziantep’in ticaret partnerlerine hiç baktınız mı? Doğrudur, Antep’in ihracatının yüzde 56’sı Orta- doğu ve Kuzey Afrika’ya yöneliktir. Ancak ticaret partnerleri sıralamasında birinciliği Irak, ikinciliği Suudi Arabistan ve üçüncülüğü ise Amerikan pazarı almaktadır. Irak’ın ihracat payı yüzde 37 iken ikinci Suudi Arabistan’ın payı yüzde 5’e inmektedir. ABD’nin payı ise yüzde 4 dolaylarındadır. Irak pazarı hariç, kalan pazarları toplam içindeki ağırlığı düşüktür. Irak hariç, Antep’in ihracatı çeşitlenmiştir. Vakti zamanında Mersin’den Gaziantep’e yapılan ve Türkiye’nin pek ender otoyollarından olan yol, Gaziantep’in kaderini değiştirebilmiştir. Antep’i dünyaya bağlamıştır. 

Mal geçişi de sorunlu
Antep için önemli olan Habur’un işlemeye devam etmesidir. Amerikan kuvvetlerinin çekilmesinden sonra, ortalığın karışmaya başlaması Antep için kötüye alamettir. Tek başına, Suriye değil. Suriye, aşağıya Suudi Arabistan’a ve Körfez’e mal göndermek için önemlidir. Suriye krizi ile birlikte, güneye inen, mal yüklü kamyonlarımız için hayat zorlaşmaya başlamıştır. Suriye kapısı artık zordur. Geçen gün Today’s Zaman’da yer alan bir habere göre şimdilerde benzer bir problem İran geçişi için de söz konusudur. Bunlar iyi haberler değildir. Türkiye, doğusunda, piyasa mekanizmasına sahip olmayan, gelişmemiş ülkelerle ticaret yapmaktadır. Türkiye ile bağlantı o ülkeler için dönüşüm sürecidir. Bizim için ise ihracatta çeşitlenme demektir. Başlangıç noktasında, bu bölgede iş yapmanın yolu, başkentlerle iyi geçinmektir. Bu nedenle, sıfır sorun politikası, Türkiye için son derece doğal bir politika çerçevesidir. Sıfır sorun politikası, “Ben yalnızca ticaretle ilgiliyim” diyen sabır sahibi bir ülkenin üstlenmesi gereken bir politika çerçevesidir.
Şimdilerde etrafı saran dönüşüm alevi Türkiye için hayra alamet değildir. Antep için hiç değildir. Ticaret, karışıklığı sevmez. Huzur için düzen ister. Suriye’de düzenin bozulması iyi değildir. Ayrıca dış politikada ideolojinin artan önemi de bu açıdan bakıldığında hiç iyi değildir. Sen onun için iyi olduğuna inandığını ona yapmaya kalkarsan, ona da senin için iyi olduğuna inandığını sana yapma hakkı verirsin. Bu kötüdür.