Tarım politikasını artık kentlileştirelim

Bizde tarım politikası yapılan işin verimliliğini değil, hâlâ kırsal kalkınmayı temel alıyor. Halbuki seçmenin çoğu artık kentlerde.

Türkiye, 1980’lerde ekonomisini başarılı bir biçimde serbestleştirdi ve işte o serbestleştirme bir büyük yapısal dönüşüme yol açtı. Türkiye sakin bir tarım ülkesi iken, şimdi orta teknolojili ürünler ihraç eden bir sanayi ülkesi haline dönüştü. Türkiye’yi anlatırken ben genellikle böyle diyorum. Ama bana kalırsa eksik söylüyorum. Türkiye, tarım sektörü hariç olmak üzere, 1980’lerde ekonomisini serbestleştirdi. Tarım ve hayvancılık hâlâ olduğu yerde kalmış duruyor.

Tarım ve hayvancılıkla ilgili politika tasarımı hâlâ kırsal kesimi kalkındırma programı gibi düşünülüyor. İyi mi oluyor? Bana hiç de öyle gelmiyor.

1960’ların başında Türkiye’de milletin yüzde 70’i kırlarda yaşıyordu. Şimdi yüzde 75’i kentlerde yaşıyor. Dün, tarım politikalarının kırsal kesimdeki üreticilerin gelir akımlarına istikrar kazandırmak üzere tasarlanmasını, demokrasi ile açıklayabilirdim. Ama bugün önceliğin kentlerdeki tüketicilere verilmesi gerekiyor. Türkiye’nin tarım ve hayvancılık politikalarını kentlileştirmesi gerekiyor. Otomotiv sanayiinde Anadol devrini iktisat politikası kararları ile sona erdiren Türkiye’nin artık kent ve tüketici öncelikli bir tarım ve hayvancılık politikasına ihtiyacı bulunuyor.

Türkiye’nin et üretimindeki verimliliğine baktınız mı hiç? Hayvan başına et üretiminde Türkiye nal topluyor. 2010 yılında memlekette ortalama sığır karkas ağırlığı 217 kilo geliyor. Ortalama sığır karkas ağırlığı demek, kesilen hayvan başına üretilen kemikli et miktarı demek. Biz de 217 kilo olan sığır karkas ağırlığı, Amerika’da 341, Almanya’da 317, Fransa’da ise 302 kilo oluyor. Aynı durum koyun karkas ağırlığında da fazlasıyla geçerli. Onlar bize fark atıyor.

Sığırları besleme gerekçemiz onlardan et üretmek. Böyle bakarsanız, gelişmiş ülkelerde bir sığır kestiklerinde bizden yüzde 50 daha fazla et üretebiliyorlar. Kesilen hayvan başına et üretimi düşük olursa ne olur? Sizin vatandaşlarınız hep daha pahalıya et yerler. Nitekim bakın rakamlara, aynen öyle oluyor. Türkiye’de az et yiyoruz. Neden? Et fiyatları pahalı da ondan. Yeni pahalılaşmıyor, hep pahalıydı zaten.

“Canım, bizde hayvanın türü farklı!” deyip verimsizlikle ilgili konuyu kapatmak, Türkiye zaten bu aradaki farkı hiç kapatamaz demektir ki bu kabul edilemez. Peki, neden bizim hayvanlar daha kara kuru kalıyor? Bana öyle geliyor ki, bunun en temel sebeplerinin başında, bizim memlekette yem pahalı olduğu için hayvanlarımızı iyi besleyemememiz geliyor. İçeride üretilen yemin fiyatı pahalı diye dışarıdan zinhar yem de ithal etmiyoruz. Neden ithal etmiyoruz? Bitkisel üretim ve yem sanayii gelişsin diye etmiyoruz. Aynı ithal ikamesi dönemi gibi yani. Zaten işletmeler de küçük ve verimsiz mi verimsiz. Sonuçta ne oluyor? Et fiyatı pahalı oluyor.

Ben son dönemde alınan politika önlemlerinin işin aslına değinmediğini düşünme eğilimindeyim. Nedir işin aslı? Dün seçmenlerin çoğu kırsal kesimde yaşarken tasarlanmış bir tarım politikası çerçevemiz var. Bizde tarım politikası dediğiniz, yapılan işin verimliliğini değil, hâlâ kırsal kalkınmayı temel alıyor. Halbuki seçmenin çoğu artık kırlarda ve köylerde değil kentlerde yaşıyor.

Türkiye’nin tarım ve hayvancılık politikasını artık kentlileştirip tüketici odaklı yapabilir miyiz? Verimi arttırıp, fiyatları düşürebilir miyiz? Tarımsal üretimde ithal ikameciliğini artık aşabilir miyiz? Gelin biraz düşünelim.