TÜBA'da öyle yapan, CERN'de de böyle yapar

TÜBA, bu hükümet döneminde özerklik alanını kaybederek idari teşkilatın unsurlarından biri olmuştur.

Bilim, siyaseti sevmez. Pozitif bilim siyaseti hiç sevmez ve ideolojisi yoktur. Neden? Bilim insanı, mesele edindiği her neyse, deneylere, mevcut kanıtlara bakıp bir dizi sonuç çıkarır. Çıkan sonuçlara göre etrafındaki tartışmalarda taraf olur. Siyasetçi ise tanımı gereği etrafındaki tartışmalarda daha başlangıçta taraftır. Kendi tarafından mesele edindiği her neyse oraya bakıp bir dizi kanıt imal eder. Bilim araştırır; siyaset, münazara malzemesi imal eder. İşte bu nedenle bir ülkenin bilim politikasını, araştırma geliştirme harcamaları ile ilgili kararları yalnızca siyasete bırakmak iyi bir fikir değildir. Siyaset, politikaya dayalı kanıt imal etmeyi severken bilim, kanıta dayalı politika tasarlamayı sever. Birinin seçeceği öncelikler listesiyle ötekinin ağırlık vereceği öncelikler listesi birbirine uymayabilir. Dedim ya, bilim siyaseti sevmez. Bilim insanları, siyasetin ağırlığını hissettirdiği bir bilim politikası idaresinden hoşlanmazlar. Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’ne (CERN) tam üyelikle ilgili tartışma esasen tam da bu bilim politikasının idaresi meselesi ile yakından alakalıdır. Bu hükümet döneminde, bilim politikasının idaresi bir nevi siyasi vesayete bağlanmıştır. Türkiye Bilimler Akademisi’nde (TÜBA) yapılanlar bu dönemin bilim politikası alanında alametifarikası olmuştur. TÜBA, bu hükümet döneminde özerklik alanını kaybederek idari teşkilatın unsurlarından biri olmuştur. İyi mi yoksa kötü mü olmuştur, tartışılır. Ama böyle olmuştur.

Önce altı çizilmesi gereken nokta şudur: Bilim politikasının idaresinde, bilim insanlarından oluşan özerk kurulların önemine karşı siyasetin artan ağırlığı dünyanın her tarafında tartışılmaktadır. Yani konu bir tek bizimkilerin aklına gelmiş değildir. Aynı bizim Türkiye Bilimsel Araştırma ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) yeni kurulan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na yine bu hükümet döneminde bağlanması gibi, Şili’de de bu günlerde Şili TÜBİTAK’ı tartışılmaktadır. Şili’de Ulusal Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Komisyonu (CONICYT) bugüne kadar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlıydı. Sonra Ekonomi Bakanlığı ile ilişkilendirildi. Bilim insanları çok kızdı. Dedim ya, bilim siyaseti sevmez. Bilim, siyasetin dilinden anlamaz.

Peki, siyasetin derdi nedir? Siyasetin bulduğu çözüm yolu tartışılır ama bilim üzerinde artan devlet vesayetinin bence bir nedeni vardır. O neden, Türkiye’nin giderek sanayisizleşmekte olmasıdır. Orta gelir tuzağına takılıp kalmış olmasıdır. Günün sorusu şudur: Türkiye’nin 2000 yılından 2010 yılına dünyanın sanayi devleri listesinden çıkması, bilim politikasının kendi başına buyruk olmasından mı kaynaklanmıştır? Türkiye, 1980 yılında küresel imalat sanayii brüt katma değeri içindeki payı açısından baktığınızda dünyanın ilk 15 sanayi devi arasında değildi. Sonra Turgut Özal geldi. Türkiye dünya sanayi devleri listesine girdi. 1990’da oradaydık. 2000’de de oradaydık. 2010 yılında Türkiye dünya sanayi devleri listesinde yok. McKinsey’nin ‘Manufacturing the future: The next era of global growth and innovation’ raporundaki bu bulgu, TEPAV iktisatçılarının hesaplamaları ile de uyuşuyor. Türkiye, sanayisizleşiyor. Peki, bilim politikasında artan devlet vesayeti Türkiye’nin beceri erozyonunu önlemek için doğru tedbir midir? Bana pek öyle gelmiyor.

CERN tartışması ve bu tartışmada siyasetin sesinin çok çıkması hayra alamet değildir. Bu yol, doğru yol değildir.
Söyledim ve ahiretimi kurtardım.