Türkiye bir ergen çocuk gibidir

Dönüştürücü olabilmenin yolu, öncelikle farklı olduğunuzun farkına varabilmektir.

Geçenlerde Tunus’ta bir işadamı, “Sizin bakanların yanlarında yüzlerce iş -adamı ile ziyarete gelmeleri tüylerimi diken diken ediyor” dedi. Ona göre, kendi yaptığına benzer iş yapanların Tunus’a mal satayım diye gelmesi son derece rahatsız ediciydi. Rakiplerini ordular halinde etrafta dolaşırken görmek, moralini bozmuştu. Tunus bugüne kadar dışa kapalı bir ülkeydi, hatırlatayım. Bizim 1980’lerdeki halimize benziyorlar. Ama bakın onlar daha bizim geçtiğimiz yolları bilmiyorlar. Türkiye’nin bu bölgeye yönelik dönüştürücü bir dış ekonomik ilişkiler stratejisine ihtiyacı vardır. 1980’de lazım değildi. Bugün lazımdır. Artık bakanlarımızın her ülkeye giderken, yanlarına bir uçak dolusu işadamı götürme stratejisini gözden geçirme zamanıdır. Gelin bakın neden?
Ben Türkiye’nin dış ekonomik ilişkiler stratejisinin artık çağdışı kaldığını düşünüyorum. Turgut Bey zamanında mana ifade eden bu strateji artık antikadır. Nedir Türkiye’nin antika dış ekonomik ilişkiler stratejisinin özü? Stratejimizin özü, “numuneleri al, git malı sat, parayı kap ve koşarak memlekete geri dön” biçiminde özetlenebilir. O vakit anlamı vardı ama artık yoktur. Artık yeni şeyler yapma zamanı gelmiştir.
Birincisi, artık karşımızdaki pazarlar, Türkiye’nin gelişme alanları değişmiştir. Değişiklik hem nicelikle hem de nitelikle alakalıdır. Nicelik açısından bakarsanız, Avrupa pazarları dışındaki pazarların mal talebi son derece küçüktür. Ayrıca bu yeni pazarları hedefleyen malların hem teknolojisi, hem de kalitesi daha düşüktür. Nitelik açısından bakıldığında ise, bu yeni hedef ülkelerin hemen hepsi kendi içine kapalı ve kurumsal altyapısı halen gelişmekte olan ülkelerdir. Bu ülkelere yönelik olarak tasarlanacak, dış ekonomik ilişkiler stratejisinin, hedef ülkeyi dönüştürücü özellikler taşıması gerekmektedir. Halbuki dün, “parayı kap ve gel” stratejisi ilk tasarlandığında, hedefimizde Avrupa pazarları vardı. O günün politika çerçevesinin ilgili ülke açısından dönüştürücü olması gerekmiyordu. Bugün gerekiyor.
Malınızın kalitesi iyiyse, Avrupa’ya mal satmak kolaydır. Hal böyle olunca, Türkiye ihracatının yüzde 60’ını Avrupa’ya doğru yapmaktadır. Avrupa pazarını Türkiye’ye bağlayan yol, patika değil, otoyoldur. Bizim strateji bu ortama göre tasarlanmıştır. Türkiye’nin doğusu ve güneyi ile ticaret yapmak ise arabayı otoyoldan değil, taşlı tarladan geçirmeye çalışmak gibidir. Yorucu ve risklidir. Küçük küçük fimaların ayaklarını sağlam yere basarak yapabilecekleri bir iş değildir. Ne olur? Olsa olsa iflas eden bir sürü firmanız ve de bölgede kötü bir şanınız olur. Bu iyi midir? Kötüdür. Merak eden, mesela, Erbil’e gidip, Kürdistan Bölgesel Yönetimi yetkilileri ile konuşabilir. Bu ilk noktadır: Türkiye’nin dış ekonomik ilişkiler stratejisinin ilgili ülke için dönüştürücü olacak bir biçimde tasarlanmasında fayda vardır.
Dönüştürücü olmak demek, ilgili ülkenin iktisadi politika seti dahil iş yapma ortamını veri olarak kabul etmemek demektir. Türkiye, bundan sonra, ancak kendi bölgesi ile birlikte zenginleşecektir. Coğrafyamız prangamızdır. Mal satacaklarınız fakirse, siz de sıradan bir tacir olursunuz. Türkiye’nin dönüştürücü bir dış ekonomik ilişkiler stratejisine sahip olabilmesi için, bölgede yapılacak Türk yatırımlarının önünün açılmasına odaklanmak gerekmektedir. Türkiye bunu düzenli bir biçimde yapabilmekte midir? Hayır. ABD’nin, yurtdışı yatırımları sigortalayan bir devlet kurumu vardır. İsrail’in vardır. Türkiye’nin yoktur. Neden yoktur? Kimsenin aklına gelmediği için elbette.
Geleyim üçüncü noktaya, dönüştürücü bir dış ekonomik ilişkiler stratejisine sahip olabilmenin yolu, bir hedef ülkeye, “şimdi ben iki gün içinde buradan nasıl kâr ederim” diye bakmayı bırakmaktan geçmektedir. Türkiye artık uzun vadeli stratejilere sahip olmalıdır. Ancak, hâlâ kısa vadeciyiz. Strateji aynı uçağa doldurma stratejisi. Yüzlerce iş adamını bir uçağa doldurup, hafta sonu gezisi yaptırmanın adı dış ekonomik ilişki değildir.
Dönüştürücü olabilmenin yolu, öncelikle farklı olduğunuzun farkına varabilmektir. Türkiye kendi potansiyelinin farkında olmayan bir ergen çocuk gibidir.