Türkiye, orta sınıfını güçlendirmelidir

En önemli mesele milletin zenginleşmesi, orta sınıfın güçlenmesidir. Güçlü bir orta sınıf olmadan, yüksek gelirli ülke olunamaz.

Ben doğduğumda evde bir buzdolabı vardı. Babam sonraları AEG buzdolabımızın ben doğunca alındığını söylemişti. Hâlâ da öyle diyor. Evde telefon vardı. Telefon uzun yıllar Türkiye’de nadide bir ihtiyaç maddesi olarak kaldı. Eve bir tane bağlatmak için uğraşılırdı. O yıllarda, şehirlerarası konuşmak için, santral vasıtasıyla, her bir konuşmayı ayrı ayrı bağlatmak gerekirdi. Öyle çevir numarayı anında konuş dönemi daha gelmemişti. Televizyon edinmek için 1970’lerin başını beklemek gerekti. Yayın öyle her saat, her zaman, değildi. Üstelik siyah beyazdı. Ama olunca pek keyiflenirdik. Uzay Yolu’nu ilk o vakit seyretmiştim. Buzdolabı ve televizyondan sonra, 1970’lerin ikinci yarısında, ilk arabayı aldığımızda pek kıvrandığımızı hayal meyal hatırlıyorum. Murat 124’ün hayatımıza eklenmesi epey olay olmuştu. İnternet yoktu. iPhone ve iPad ortada değildi. Hayatımızın statü sembollerinin nasıl değiştiğini görebiliyor musunuz? Bu günlerde bir ülkede orta sınıfın büyüklüğünün araba sahipliği ile ölçülebileceği fikrine kafayı takmış bulunuyorum. Gelin bakın neden bunu önemsiyorum?
Geçen gün Çin’in Şinhua Haber Ajansı’nın iPhone ve iPad almak için böbreğini satan çocuk ile ilgili haberini okurken bunları düşündüm. Çocuk daha 17 yaşındaydı. İnternette bir konuşma odasında anlaşmayı yapmıştı. Böbreğinin tekini 22.000 yuan, yaklaşık 3500 dolar karşılığında satmıştı. Şimdi böbrek yetmezliğinden hastanede yatıyordu. Çin’de yaklaşık 1,5 milyon kişi organ nakli için sıradaydı. Bu tür hadiseler oluyordu. Ameliyatı yapanlar tutuklanmıştı bu arada. iPhone ve iPad, Çin’de bu günlerde en önemli statü sembolleriydi. 1960’lar Türkiyesi’nde sabit telefon, 1970’lerde ise televizyon öyleydi. Ama bakın bir başka statü sembolü araba bana daha farklı gibi geliyor. Araba sayılarından, bir ülkedeki orta sınıfın nasıl gelişmekte olduğunu izlemek pek güzel oluyor. Araba almak için, iPhone ve iPad gibi diğer statü sembolleri ile kıyaslandığında daha önemli bir kaynağı bir kenara koymanız gerekiyor. Araba sahibi olmak iPhone ya da iPad kadar kolay değil. Hakikaten bir nevi yatırım. Onu alınca bir başka hareket kabiliyeti kazanıyorsunuz. Burada otomobil, minibüs ve otobüs gibi tüm araçlardan bahsediyorum.
1960’lı yıllarda, Türkiye’de 1000 kişiye yaklaşık 4 motorlu araç düşüyordu. 1970’lerde bu rakam yaklaşık 10 oldu. 2003 yılında memlekette her 1000 kişiye düşen motorlu araç sayısı 96’ydı. Aradaki Turgut Özal reformları dönemi her 1000 kişiye düşen motorlu araç sayısını sıçratmıştı. Ben en son 2009’a ilişkin bir rakam bulabildim, sayı 142’ye yükseldi. Türkiye şimdi nüfusa göre, motorlu araç sayısı açısından 146 ülke içinde 82. sırada yer alıyor. 1960’lı yıllarda, Kore’de bin kişiye 2, Tayland’da 4,Yunanistan’da 10 ve İspanya’da 14 araç düşüyordu. Bunlar milletlerini zenginleştirmekte, Türkiye’yi geçti. 2009’da, bu ülkelerde bin kişiye düşen araç sayısı Kore’de 379, Tayland’da 165, Yunanistan’da 451 ve İspanya’da 608 oldu. Polonya 1960’larda 6’dan 508’e çıktı. Bazıları milletlerini zenginleştirmekte bizden daha başarılı oldu. Aynı yerden başladığımız bazıları ise milletlerini zenginleştirmekte daha başarısız oldular. Bizden daha başarısız olanlar hep bizim buralardan çıktı. Mısır, 1960’larda 4’ten 2009’da 43’e çıktı. Suriye 6’dan başladı, 63’te kaldı. Pakistan 2’yle başlayıp, 13’te çakıldı kaldı. Son on yıldır hep orada. Geride kalanların hepsi demokratik olmayan bir biçimde yönetiliyorlar. İleriye gidenler arasında demokrasi ile yönetilenler çoğunlukta. Kore hep bir ayrı duruyor.
Ne diyeyim? Ülkeler ikiye ayrılır: Milletini zenginleştirenler ve zenginleştiremeyenler. Orta sınıfını güçlendirenler ve güçlendiremeyenler. Türkiye 1980’den 2009’a ekonomisinin yapısını radikal bir biçimde değiştirmeyi başardı. İçe kapalı bir tarım ülkesinden orta teknolojili ihracat yapan bir sanayi ülkesi haline dönüştü. Ama bakın biz ekonomimizin yapısını değiştirmekte gösterdiğimiz başarıyı, milleti zenginleştirmekte gösteremedik. Milletin beceri kapasitesini arttıramadık, zenginleşmesini sağlayamadık. Önümüzdeki on yılın en önemli meselesi milletin zenginleşmesi, orta sınıfın güçlenmesidir. Güçlü bir orta sınıf olmadan, yüksek gelirli ülke olunamaz. Türkiye beşeri sermayesini zenginleştirmek zorundadır. Ben şimdiden not edeyim.