Türkiye'yi kadınlar kurtaracak

Kadınlar bir an önce evden çıkıp çalışmaya da zaman ayırırlarsa Türkiye'yi kurtarabilirler.

Haberi bu yıl Bloomberg’de görmüştüm: Japonya’da yetişkinler için bez satışları ilk kez bu yıl bebek bezi satışlarını geçti. Haberde, 60 yaşın üstündekilerin artan ağırlığının tüketici davranışlarını nasıl değiştirdiği anlatılıyordu. 2050’de Japonya’da nüfusun %36’sı 60 yaşın üstünde olacak. Şimdilerde yüzde 9 civarında. 2050’de 15-64 yaşları arasında olan çalışabilir nüfus, 1995’teki tepe noktası olan 87 milyondan 1945’lerdeki düzeyine, 54 milyona gerileyecekmiş. Bu durumda, Japonya önümüzdeki dönemde nasıl büyüyebilir? Çalışan sayısı azalacağına göre, normal şartlar altında milli gelirin küçülmesini beklemek gerekiyor. Ya azalan çalışanların verimlilikleri artacak ya da bir yol bulup -göç politikası ile mesela- çalışan sayısını arttıracaklar. IMF’de yapılan yeni bir çalışma, bu çerçevede Japonya’yı kadınların kurtarıp kurtaramayacağını tartışıyordu. Japonya’da kadınların işgücüne katılma oranı diğer ülkelerle kıyaslandığında düşük kaldığı için artmasının getireceği olumlu etki hesaplanıp bunun nasıl yapılabileceği tartışılıyordu.

Şimdi Japonya’da kadınların işgücüne katılım oranı düşük deyince, “Hah işte, bizim gibi olanlar varmış” diye kulaklarınızı dikmeyin: Japonya’da kadınların işgücüne katılım oranı %63. Kore’nin %55’inden bile daha iyi yani. Bizim %28,8 ise listelere düşük oran olarak bile alınmıyor. Yapılan çalışmada, Türkiye hariç OECD verileri temel alınmış.

Şimdi IMF çalışmasında üzerinde durulan hadise şöyle: Japonya’nın düşük olan kadın işgücüne katılım oranı %63’ten %70’e yükselse acaba ne olur diye uzun bir rapor yazmışlar. Ben buradan şu sonucu çıkarıyorum: Bizim %28’lik kadınların işgücüne katılımı oranını %70’e değil, şöyle Japonya’nın şu andaki hali gibi yüzde 63’e çıkarsak, Türkiye ekonomisi daha hızlı büyümeye başlar.

Türkiye, bugüne kadar esas olarak kırdan kente göç sayesinde büyüdü. Bakın rakamlara, 1960’ların başında, yani ben doğduğumda, bu ülkede yaşayanların %70’i kırlarda yaşıyordu. Şimdi rakam %25’lere düştü. Bu arada kırdan kente gelenlerin verimlilik düzeyleri yaklaşık 3 kat arttı. Türkiye bugüne kadar esas olarak iç göçle büyüdü. Ama geldik büyük iç göçün sonuna. Bugün Türkiye’nin tempolu büyümesi, her sektörün kendi içinde verimliliğini arttıracak tedbirleri almaya ve yeni sektörler yaratmaya bağlı. TEPAV’daki çalışmalar, son 8 yılda, verimliliğin %15,9 arttığını, verimlilik artışının %84’ünün ise, istendiği gibi, sektör içi verimlilik artışından geldiğini gösteriyor. İç göçün verimlilik etkisi azalmış yani. Peki, bu sektör içi verimlilik artışının kaynağı ne? Hizmetler sektörü. Sanayi, verimlilik artışlarında yok.

Boşuna dünya sanayi devleri liginden düşmedik yani. Yapılan çalışmalar, gelişmiş ülkelere yakınsamanın yolunun sanayileşme olduğunu gösteriyor. Biz öyle yapmıyoruz. Sürdürülebilir verimlilik artışları için yatırım ortamını ve teşvikleri doğru tasarlamıyoruz. Arsa rantının muazzam çekim gücünü kamunun üç kuruşluk desteğiyle telafi edebilmek, ne yazık ki mümkün değil.

1990’ların 1. rant ekonomisi döneminde uykuya dalıp yapısal tedbir almamış ve sonra karşımızda Çin’i görünce çok şaşırmıştık. Aynı şekilde 2000’li yıllarda 2. rant ekonomisi döneminde de zamanımızı boşa geçirdik. Arsa rantını paylaşmaya daldık ve 2007’den beri, nitel dönüşümü sağlayacak ve ekonomimizi sıçratacak yapısal tedbir alamadık.

Adalet, eğitim ve vergide halimiz ortada. Bu durumda, ben Türkiye’yi de kadınların kurtaracağını düşünüyorum. Her işe karışan 1930 model devletçiler gibi kaç çocuk yapacaklarına karışamam; ama kadınlar bir an önce evden çıkıp çalışmaya da zaman ayırırlarsa Türkiye’yi kurtarabilirler. 2. rant ekonomisi döneminde kaybedilen zamanın bir bölümünü telafi edebilirler. Kadınlar evde oturursa 2023 hedefleri hayaldir. Şimdiden söylemiş olayım.