Türklerin yarısı, bir önceki gün hiç gülmemiş

20 Mart Pazar günü Dünya Mutluluk Günü. Gallup, Küresel Duygular anketini bu mutluluk günü için yapıyor. Bakın dünyada tablo nasıl?

Amerikan kamuoyu araştırma şirketi Gallup, her yıl bir Küresel Duygular Raporu (Global Emotions Report) yayımlıyor. Araştırmanın 2016 yılı sonuçları daha yeni açıklandı. Gallup araştırmacıları 140 ülkeden 147 bin kişiye sormuşlar: “Dün hiç gülümsediniz mi ya da doya doya güldünüz mü?” İyi haber şu: Bu soruya cevap verenlerin yüzde 72’si 2015 yılında anketin yapıldığı günden 1 gün önce gülümsemiş ya da doya doya gülmüş. Bu oran yalnızca 7 ülkede yüzde 50 ya da daha düşük çıkmış: Ukrayna, Irak, Türkmenistan, Nepal, Sırbistan, Suriye ve de Türkiye’de. Bu soruya Türklerin yalnızca yüzde 50’si, “Evet, bir gün önce gülümsedim ya da doya doya güldüm” diye cevap vermiş. Ne diyeyim? Türklerin yarısı, bir önceki gün hiç gülmemiş. Gallup anketi böyle diyor.

İsterseniz önce Gallup ne yapıyor onu anlatayım. 20 Mart Pazar günü Dünya Mutluluk Günü. Birleşmiş Milletler, 20 Mart’ı 2012 yılında Dünya Mutluluk Günü ilan etmiş. Doğrusu ya, ben de bilmiyordum. Ben 20 Mart’ı Nevruz diye biliyordum. Son 5 ayda Ankara’da 3 patlama olunca ufaklıkların ısrarı ile biz, bu pazarı evde geçirmeye hazırlanıyorduk. Meğer 20 Mart, Dünya Mutluluk Günüymüş. Gallup, Küresel Duygular anketini bu mutluluk günü için yapıyormuş.

Çalışmayı yapanlar, insanlara “Hayatınızdan mutlu musunuz?” diye sorduklarında aldıkları cevapların, gelir düzeyi ile yakından bağlantılı olduğunu görmüşler. Soruyu böyle sorarsanız mutluların tamamı Danimarka’dan, İsveç’ten filan çıkıyormuş. Bunun üzerine, insanlara o an içinde bulundukları ruh hali ile ilgili sorular sormaya karar vermişler. Pozitif ruh halini tanımlayan 5 adet soruları var bu çerçevede: “Bir gün önce hiç gülümsediniz mi?”, “Dün kendinizi iyi dinlenmiş hissediyor muydunuz?”, “Dün bütün gün kendinizi saygın hissettiniz mi?”, “Dün ilginç bir iş yaptınız mı ya da bilmediğiniz ilginç bir şey öğrendiniz mi?”, “Dün kendinizi mutlu hissettiniz mi?” Bu soruları sorunca genellikle Latin Amerika ülkelerindeki insanlar hayatlarından daha memnun çıkıyorlar. Memnun demeyeyim ama hiç değilse eğleniyorlar. O manada memnunlar. Bir önceki günkü deneyimleri en çok pozitif olan ilk 10 ülke ile en az pozitif olan son 10 ülke listesi yanda. Siz bakın. Bu nedir? Bir nevi, hayattan zevk alanlar ile hayattan zevk almayanlar ayrımı gibi. Bizim yerimiz ortada: Biz hayattan zevk almıyoruz.

Benim gördüğüm şudur: Birincisi, Türkler gülümsemedikleri gibi bir gün önceki deneyimleri açısından bakıldığında da en az pozitif olan ilk 10 millet arasında yer alıyorlar. Hayattan zevk almıyorlar. En çok Suriyeliler hiç de eğlenceli bir hayat sürmüyorlar. İkinci olarak ise Türkler vaziyetten pek memnun görünmüyorlar. Üçüncüsü, anket sonuçlarının açıklandığı bültende Türkiye’nin içinde olduğu lig, çatışma içindeki ülkeler grubu olarak nitelendiriliyor. Önce ben bir “yok artık” dedim ama hakikaten öyle. Ukrayna, Suriye, Yemen, Bosna, Sırbistan. Hepsi de travma geçirmiş ülkeler. Türkiye de bir nevi travma geçiren ülke konumunda. Yaşanılan travmalardan, zevk almaya vakit kalmıyor sanırım. Dördüncüsü, bu durumun Ankara’da daha yeni patlayan bombalarla doğrudan alakası yok. Türkiye, 2015’te de böyle, 2014 yılında da böyle. Biz hep hayattan kâm almayan ülkeler grubu içinde bulunuyoruz listede.

Peki, bundan ne çıkar?

Ben Türkiye’nin büyüyebilmek için bir yeni reform sürecine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Reform süreci coşku gerektiriyor. Türkiye’deki coşku eksikliği, yapmamız gereken işleri gereken titizlikte ele almamızı imkânsız kılıyor. Doğrusu ya, ben bu anketten çıkan sonucu o coşku eksikliğinin göstergesi olarak aldım. Yarısı bir gün önce gülümsememiş, hayatı eğlenceli bulmayan insanlardan oluşan bir toplumla geleceği inşa etmenin son derece zor olduğu kanaatindeyim.

Peki, biz neden böyleyiz? Kendimizi neden böyle hissediyoruz?

Sorulara bir bakın. Ortalama bir dünyalıya göre daha az gülümsüyor, kendimizi daha az saygın, daha fazla yorgun, daha fazla mutsuz hissediyoruz. Ve hayatımızı ilginç bulmuyoruz. Şimdi ben size sorayım: Böyle bir toplumda reform ateşi nasıl yakılır? Aslında size sormayayım, siyasetçilere sorayım. Zira görev onların. Siyasetin artık siyaset üretmeye odaklanması gerekiyor. Ben bu Gallup anketlerine bakarken bu karara vardım.

Bu arada Dünya Mutluluk Gününüz kutlu olsun. Tabii, Nevruz'unuz da..