Yahu, nedir bu 4,5G muhabbeti?

bakın milletçe yalan söylüyoruz bu 4,5G işinde. Şimdi hakikati söyleyeyim: 4,5G bir tek Türkiye'de bulunuyor.

Son günlerde ortalığı saran 4,5G ihale furyasını izliyor musunuz? Ben bu 4,5G’nin ne olduğunu bilmiyorum. Bir şeyi bilmiyorsanız google’luyorsunuz artık. Eskiden ansiklopediye bakardık, şimdi malumatı internette arıyoruz. 4,5G’yi aradığınızda ilginç bir örüntü ortaya çıkıyor. Örüntü malum, “pattern”. 4,5G’yi Türkçe de sorsanız, İngilizce de sorsanız arama sonucu olarak yoğunlukla Türkçe 4,5G ihalesi sonucu haberleri geliyor. Nedir? 4,5G’yi en çok biz Türkler biliyoruz. Dünyanın kalan bölgeleri için 4,5G diye bir şey bulunmuyor. En azından İngilizce metinler böyle.

Oralarda 5G gelirse acaba nasıl gelir diye, 4G teknolojisindeki iyileştirmelerden bahsediliyor. İşte biz o iyileştirmeleri veri alıp sanki ona kendi kendimize 4,5G adını veriyoruz. Bazı bloglarda da o iyileştirmelere bakıp “bakın bu 4,5G denebilecek kadar ileri” diyenler var elbette. Ama orada herkesin 4,5G dediği birbirinden farklı. Lafın gelişi olarak 4,5G diyorlar. Bu ne demek? 4,5G diye bir şey yok demek. Bir tek biz varmış gibi yapıyoruz. Ben bunun bizi turistlere rezil ettiğini düşünüyorum doğrusu. Her seferinde bir yabancı bana, “yahu nedir sizin oradaki bu 4,5G muhabbeti?” diye istihza ile sorduğunda ben, “malum işte, Sayın Cumhurbaşkanımız…” diye mahcup bir hikaye anlatmak zorunda kalıyorum. Ayıp oluyor. Türkiye sanki dün kurulmuş, gelenekleri, görenekleri yokmuş gibi, ne desem pek sakil duruyor. Bazen yalan söylemekten başka çare kalmıyor. Yalan söylemek zorunda kalmak ise kanıma dokunuyor. Ama bakın milletçe yalan söylüyoruz bu 4,5G işinde. Şimdi hakikati söyleyeyim: 4,5G bir tek Türkiye’de bulunuyor. Dünyada rivayet muhtelif.

Bir memleketin internet altyapısının hızı ve veri aktarma kapasitesini iki temel faktör belirliyor bana sorarsanız. Bir tanesi, internet altyapısının dayandığı teknoloji, ikincisi ise memleketin fiber optik kablo altyapısı. Biz sağa sola beton dökerek zenginleşebileceğimiz gibi manasız bir hayale kapıldığımızdan, bunların ikisini de ihmal ettik. İnternetin teknolojik altyapısını 4G’ye bir türlü çıkaramadık. En son “4G zaten bitti, 5Gye doğrudan geçeriz” dendiğinde bile, “Hoppala paşam, Malkara Keşan” diyemedik. Hal böyle olunca da 4,5G kisvesi altında, 4G ihalesi açtık. Nasıl eskiden “Doğan görünümlü Şahin”ler vardı, bu da aynen “4,5G taklidi yapan, bildiğiniz 4G”. Peki ya 5G? Google’layın bakın, yok. Fiber optik kablo altyapısı derseniz, bakın biz orada da nal topluyoruz.

Oysa Amerikan örneğinde görüldüğü üzere, siz internet altyapısının teknolojisini 3G’den 4G’ye çıkarsanız bile, eğer kablo altyapısı o trafiği taşıyacak kapasitede değilse, millet sonuçta 4G’ye geçmiş olmuyor. Umduğu kadar veriyi, umduğu hızda aktaramıyor. Bir nevi, yolları delik deşik olan bir memlekette son model Mercedes satın almak gibi bir şey. Memleketin yolu olmazsa arabanızı yalnızca bahçenizde, garajınızda tutup millete gösterirsiniz ancak. Bir gösteriş değeri olabilir ama bir kullanım değeri olmaz. Burada şu noktanın altını çizmek isterim: O “4,5G” buralara geldiğinde, söylenen o veri aktarım hızına erişmek, bu kablo altyapısı ile asla mümkün olmaz. Ben şimdiden söylemiş olayım size. Nedir? Dibi olmayan iş çöker.

Halbuki internet altyapısının veri aktarma kapasitesi ve hızı son derece önemli. Yarın daha da önemli olacak. Çok uzakta değil, 2025 yılında tam 1 trilyon makine kendi aralarında doğrudan internet üzerinden konuşmaya başlayacaklar. Bilenler öyle diyor. Stok kontrolü artık otomatik olarak makineler arası iletişimle yapılacak. Teknolojik gelişme hayatımızı olduğu gibi değiştirecek.

Makineler kendi aralarında konuşmaya başladığında, eskiden bu işi yapan insanlar işsiz kalacak. Yapılan çalışmalar, işletmelerde artan robot kullanımının beceri uyumsuzluğunu daha da yoğunlaştıracağını gösteriyor. Zaten yüksek becerili olanlar için bir problem yok ama orta ve düşük becerili işlerde çalışanların yeniden becerilendirilmesi üzerine şimdiden düşünmeye başlamak gerekiyor. Mesleki eğitim sistemimizi, hatta bütün bir eğitim sistemimizi yeniden yapılandırmamız lazım. Biz ne yapıyoruz? On yılda beş milli eğitim bakanı değiştirerek zaman geçiriyoruz.

Peki, şirketlerimizi bu süreçten uzak tutmak mümkün mü? Hayır. O vakit işletmelerimizin rekabet gücünü olumsuz etkileyeceğiz. İşletmelerimizin bilgi işlem tabanlı yeni teknolojilerle bir an önce tanışması için bir adım atıyor muyuz? Hayır. Onu da yapmıyoruz. 2025 yılına on yıl kaldı ve biz hala uyuyoruz.

21’inci yüzyılın ilk çeyreği kapanıyor. Dünya değişiyor. Biz Türkiye’de hala 19’uncu yüzyıldan kalma ulus devletleşme hadiseleriyle uğraşıyoruz. 21’inci yüzyılda 19’uncu yüzyıldan kalma meseleleri olan bir memleketin başarılı olma şansı yoktur. Bakın açıklıkla söyleyeyim: Türkiye’nin en öncelikli meselesi, barış ve huzur ortamını bir an önce tesis etmektir.

Biz bu yolda gitmeye devam edersek kendi kendimize daha çok yalan söyleriz. Daha çok 4,5G ihalesi açarız. Şimdiden söylemiş ve ahiretimi bir kez daha kurtarmış olayım.