Yeni problemimiz, düşük büyüme ve yüksek cari açıktır

Dünün yüksek büyüme ve yüksek cari işlemler açığı döneminde, hiç değilse, neyle karşı karşıya olduğumuzu çok iyi biliyorduk.

Dün yüksek büyüme, yüksek cari işlemler açığı ikilisini gördüğümüzde tedirgin olurduk. Üzerine az mürekkep harcamadık. Buyurun, bugün de düşük büyüme, yüksek cari işlemler açığı acaba ne getirir diye yaman meraklanıyoruz. TEPAV Finans Enstitüsü’nün Ekonomide Durum Raporu’nun ikincisi yayımlandı. Ben içinde en çok bu yeni birleşimle ilgili uyarıyı sevdim. Neden? Gayet basit bir nedenle, biz daha önce bunu bilmezdik. Şimdi bir geçiş dönemi fenomeni olup olmadığını, sonra da nasıl yönetilebileceğini merak ediyoruz. Şimdi daha iyi biliyoruz ki, iktisat politikası yönetimi bir nevi jonglorlüktür. Havada en azından beş topu aynı anda idare edebiliyor olmanız gerekir. Gelin bakın nasıl?

İnsanoğlu işte böyledir. Anlamadığından korkar. Dünün yüksek büyüme ve yüksek cari işlemler açığı döneminde, hiç değilse, neyle karşı karşıya olduğumuzu çok iyi biliyorduk. Pek çok kez yüksek büyüme, yüksek cari işlemler açığı iğreti dengesi ile karşılaşmış, birlikte nasıl geçindiklerini gözlemlemiştik. Nerede patlayacağını tahmin edebiliyorduk. Ama daha önce hiç bu yeni ikiliyi yan yana getirememiştik. Düşük büyümeye karşın yüksek kalan cari işlemler açığı ile hiç tanışmamıştık. Şimdi bu yeni ikilinin nelere yol açabileceğini izleyebileceğimiz bir dönemden geçiyoruz. İktisatçılar için iyi, iktisat politikasını yönetenler için zor, siyasetçiler için ise sonuçları belirsiz bir süreçten geçiyoruz. Öncelikle bu noktayı tespit etmekte fayda var galiba.

İkinci olarak, müsaadenizle, neden bahsettiğimi bir somutlaştırayım: Türkiye ekonomisi yavaşlıyor. Ekonomimiz, bir süredir Çin’e taş çıkartacak bir hızla büyüyordu. Şimdi 2012 yılında büyüme hızımız yavaşlıyor. Türkiye ekonomisi yıllık yüzde 9’lardan yüzde 3’lere doğru geriliyor. Türkiye’nin büyüme hızı 2011’den 2012’ye yaklaşık yüzde 70 azalmış olacak. 2012 yılında Türkiye’nin cari işlemler açığı da azalıyor. Hatırlayın milli gelirimizin yüzde 10’una ulaşarak, rekor kırmıştı, cari işlemler açığı. Hep zamanında almadığımız tedbirler yüzündendi başımıza gelen. Ancak şimdi, büyümedeki yavaşlama ile birlikte cari işlemler açığı da yavaşlıyor. Ancak oradaki yavaşlama daha düşük bir hızda gerçekleşiyor. İlk yedi ay rakamlarına bakarsanız, cari işlemler açığımız yüzde 30 civarında azalmış görünüyor. Büyüme yüzde 70 azalırken, dış finansman ihtiyacımız yalnızca yüzde 30 küçülüyor. Kabul edelim büyümedeki keskin düşüşe rağmen cari işlemler açığımız küçülemiyor.

Türkiye ekonomisinin yavaşlaması kötü mü? Değil. Hastalığa bir teşhis koyduk, bir ilaç yazdık. İlacı içiyoruz. Ama bakın hastalığın semptomu hızla azalmıyor. İşte bu kötüdür. Cari işlemler açığının, büyümedeki azalmaya rağmen hâlâ yüksek kalması ne demek? Türkiye ekonomisi hâlâ dış finansmana ihtiyaç duyuyor demek. Peki, bugüne kadar bize dışarıdan fon sağlayanlar neye bakıyorlardı? Türkiye’nin hızla büyüyor olmasına. Ama bakın, Türkiye ekonomisi artık eskisi kadar hızla büyümüyor ve bir süre daha büyümeyecek. O zaman, herkes açısından kritik bir eşikte bulunuyoruz. Bunu tanıdığınız bir yatırım bankacısına anlatıp bir test edin isterseniz.

Türkiye’nin şimdi dönüp de, yeniden büyümeyi ateşleyebilmesi mümkün müdür? Hayır değildir. Bugünkü yavaşlama, iradi tercihlerin eseridir ve doğrudur. Bugün cari işlemler açığındaki düşüşü hızlandırmak mümkün müdür? Hayır değildir. Sorun neresinden bakarsanız bakın yapısaldır. O vakit, Türkiye’nin orta vadede hızlı büyüyebilmesi için yapısal reformların kapısını aralamakta fayda vardır. Türkiye’nin bir yeni hikâyeye ihtiyacı vardır. Ben pazar günkü kongrenin ortaya pazarlanabilir yeni bir hikâye çıkarmadığını düşünüyorum.

Şimdi yapılması gereken, reformların adını ve adımlarını bir yerlere yazmak değildir. Tek tek reformların adını koymak ve reform adımlarını tasarlayıp, tartışmak bizi ayırır, siyasi istikrarı bozar. Zaman ayrıntı değil, genel bir demokratikleşme niyetinin varlığını bir yeni anayasa ile bütün paydaşlara kabul ettirmektir. Bugün mesele öncelikle her tür reformun kilidinin nasıl yeni bir anayasada olduğunun altını çizmektir. Bu bir. İkincisi, yeni bir anayasa yapma sürecini sağlıklı bir biçimde işletebilmektir. Üçüncüsü, içinde çok ayrıntı olmayan, bireylerin özgürlüklerine odaklanmış yeni bir anayasayı yapabilmektir.

Bu konularda atılacak adımlar, iktisat politikası yönetiminin konjonktürel meseleleri yönetebilmesini kolaylaştıracaktır. Aksi takdirde, düşük büyüme-yüksek cari açık meselesi, canımızı sıkacaktır.