Yetmez ama evet

Kore'de bana anlatılan teşvik sistemi tematikti, bir ruhu vardı. Bizimkinin daha ne yazık ki ruhu yok.

Sanayi yatırımlarına ilişkin yeni teşvik sistemi açıklandı. Şimdi bu teşvik sistemi faydalı mıdır? İş dünyası, yeni teşvik sisteminden memnun gözüküyor. Herkes yeni teşvik sisteminin ne kadar iyi olduğunu vurguluyor. Bana kalırsa vaziyet, yetmez ama evet. Daha Kore kadar olamadığımızı görüyorum. Gelin bakın, neden yetmez ama evet diyorum?
Teşvik sistemi ile ilgili ilk açıklama yapıldığından beri, ben, hani şöyle bir okuyup da üzerinde biraz daha ayrıntılı düşünmek için, arıyorum ama konuyla ilgili ayrıntılı bir yazılı metin ya da analiz çerçevesi bulamadım. Teşvik sisteminin faydalarına ilişkin medyadaki olumlu yorumların tamamı, Sayın Başbakanımızın konuyla ilgili tanıtım konuşmasının tam metni ile Ekonomi Bakanlığımızın konuyla ilgili 52 sayfalık sunum metnine dayanıyor. Eldeki metinlere bakınca 2004’ten beri teşvik sistemi tasarımı açısından aldığımız mesafe etkileyici. Ama örneğin ne yapıyoruz da cari işlemler açığı düşüyor, bakın onu bu ortadaki açıklama demeti ile daha anlayabilmiş değilim. Bana kalırsa, Türkiye’nin teşvik politikası tasarımında, Kore kadar olabilmesi için mesafe kat etmesi gerekiyor.
Kore ile Türkiye karşılaştırmasına gitmeden, öncelikli tespitim şudur: Teşvik sisteminin her türü iş dünyası için iyidir. İşadamları, teşvik almayı severler. Normal şartlar altında yapacakları bir iş için ayrıca destek almayı kim sevmez? Önemli olan, işadamlarına fazladan sağlanan bu özel desteklerin, bir sosyal faydaya da vesile olabilmesidir. Teşvik politikası tam da bunun için tasarlanır. Buradaki amaç fonksiyonu da “..cari açığın azaltılması, üretimin katma değerinin arttırılması, en az gelişmiş bölgelerde kalkınmanın sağlanması, destek araçlarının etkinliğinin arttırılması, bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi, kümelenmeleri ve ileri teknoloji yatırımlarını destekleyerek küresel rekabet gücünün arttırılması..” olarak ifade edilmektedir. Önemli olan örneğin, bu açıklanan iktisadi politika araç setinin, amaç fonksiyonun da ifade edilen sonuçlara ya da hedeflere bizi nasıl götüreceğinin ortaya konulmasıdır. Örneğin, amaç, cari işlemler açığının azaltılması ise bu açıklanan iktisadi politika araçlarının etkin kullanımı bizi o noktaya nasıl götürecektir? Ben ortadaki metinleri okuduğumda, işadamlarının bu teşvikleri neden kişisel olarak seveceklerini çıkartabiliyorum ama o söylenen hedeflere nasıl gideceğimizi doğrusu ya açıklıkla göremiyorum. Bu ilk nokta. İkincisi: Teşvik sistemimizin 2004’ten 2012’ye geçirdiği evrim ve aldığı mesafeyi, TEPAV iktisatçıları Esen Çağlar ve Ozan Acar ortaya koydular. Çalışma TEPAV web sitesinde. Teşvik sistemi ile çalışmaları başladığında, TOBB bünyesindeki toplantılarda ortaya konulan birkaç önemli noktanın dikkate alındığı görülüyor. Bunlardan biri, yatırım döneminde nakit destek olmasının faydalarıydı. Şimdi özellikle desteğe mazhar bölgelerde yapılan yatırımlar için, işletmenin tüm aktiviteleri üzerinden vergi indirimine hak kazanması özellikle rahatlatıcı olmuş durumda. Ayrıca desteklerin NUTS bölgelerine dayalı olmaması, il bazına hatta ilçe bazına inilmesi yolundaki talepler kısmen de olsa dikkate alınmış durumda. Bundan başka, stratejik yatırımlar adı altında yeni bir kategorinin belirlenmesi de çok iyi bir adım. 2004 yılından 2012 yılına teşvik sisteminin kullanabileceği araçlar çeşitlendirilmiş ve uygulama ilkeleri ise daha ayrıntılandırılmış durumda. Bunların hepsi ileriye yönelik adımlar demek.
Ancak Türkiye hâlâ Kore kadar olamamış durumda. Kore’ye neden taktığımı biliyorsunuz artık. 1980’de, Kore’nin iktisadi göstergeleri Türkiye ile aynıydı. Şimdi onlar bize tur bindirmiş durumdalar. Biz hâlâ orta gelirli bir gelişmekte olan ülkeyiz. Onlar artık yüksek gelirli bir gelişmiş ülke oldular. 12 Eylül iddianamesine bir şey konacaksa asıl bunu koyup, hesabını sormak lazım. Birkaç hafta önce Seul’deydim. Strateji ve Maliye Bakanlığı’nda bana Kore’nin en son teşvik sistemini anlattılar. Sunumun başlığı ‘Yeşil Büyüme’ydi. Alt başlık “Kore’nin sürdürülebilir büyümeye ulaşmak için pratik patikası” diyordu. Bütün teşvik araçları sisteminin, belli sektörler etrafında, belli makro hedeflere ulaşmak için nasıl tasarlandığı anlatılıyor ve işadamları göreve çağrılıyordu. Ev ödevimizi ihmal ettiğimiz nokta tam burası. Biz sektörel ve yerel düzeyde önceliklerimizi bir türlü tam olarak belirleyemiyoruz. Ama onlar yapıyorlar.
Kore’de anlatılan teşvik sistemi tematikti. Teşvik sisteminin bir ruhu vardı. Bizimkinin daha ‘ne yazık ki ruhu yok.’ İşte ondan “Yetmez ama evet” diyorum.