Yunanistan nasıldı?

Ortada siyasetçi bolluğu var ama bir devlet adamı eksikliği fark ediliyor. Nitekim millet de bunun farkında.

Ben geçen pazartesi akşamı Atina’daydım. İstikrar paketi Elen meclisinden geçeli daha 24 saat olmuştu. Bir gece önce yakılan Starbucks’ın resmini, Brüksel’de yatmadan önce bilgisayarımdan görmüştüm. Ama bir gece sonra, Atina, akşam karanlığında pek sessizdi. Akropol, her zamanki gibi muhteşem duruyordu. Atina-Pire yolu üzerinde, Plaka’da, etraf yangın yeri filan gibi de değildi. Atina öyle birkaç gösteri ile yangın yerine dönmek için çok kocaman. Bu günlerde “Yunanistan, Avrupa Birliği içinde nasıl mahvoldu?” üzerine çok yazı okuyorum. Müsaadenizle, bugün size kısa Yunanistan izlenimlerimi anlatayım. Avrupa Birliği’nin üyesi olmanın, bu süreçte, Yunanistan’a faydaları üzerinde de azıcık durayım. Atina’da son derece düzenli otoyolları görünce, aklıma kısa bir süre önce internette dolaşan ve Yunanistan’ın bugününü özetleyen bir fıkra takıldı. Oradan başlayayım, müsaadenizle.
Yunanistan, Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra, bir kasabanın belediye başkanı, İspanya’nın kendi kasabasına benzer bir kasabasına bir gezi düzenlemiş. Amacı, bilgi ve görgü arttırmak elbette. “Bu AB numarasından nasıl faydalanılır?” diye bir öğrenmek. İspanyol kasabasına gelince, kocaman bir belediye binası ile karşılaşmış. Hayran olmuş. Sohbet esnasında, Yunanlı, İspanyol’a “Yahu, bu kocaman binayı, bu küçük kasabaya yaptırmayı nasıl başardınız” diye sormuş. İspanyol, “Çok kolay” demiş belediye başkanı meslektaşına, belediye binasının karşısındaki nehrin üzerindeki köprüyü göstererek. “Şu karşıki köprüyü görüyor musun?” demiş, “işte o köprü, gidiş geliş, iki şeritli olarak planlanmış ve projelendirilmişti. Parayı da öyle aldık. Ama biz onu tek şerit yaptık, üzerine de bir trafik işareti koyduk. Öyle de işe yarıyor. Bu sayede artan AB parası ile bu binayı yaptık.”
Bilgi ve görgüsü artan Yunanlı belediye heyeti, ülkesine dönmüş. Bir yıl kadar sonra, bu kez İspanyollar, Yunanistan’a davet almış. Kalkıp gitmişler ki, kasabada, kendilerininki ile kıyaslanamayacak, saray yavrusu, muhteşem bir belediye binası var. Merak etmişler, “Bu binayı nasıl yaptınız?” diye dayanamayıp, sormuşlar. Yunanlı belediye başkanı, “çok kolay” demiş ve belediye binasının karşısındaki nehri işaret etmiş, “Şu karşıki köprüyü görüyor musunuz?” İspanyollar, bakmışlar ve “Hayır, görmüyoruz” demişler.
Ben bu fıkranın bir gerçeğe işaret ettiğini ve AB’nin de bu işe bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Hafta başı, yerel siyasi sahibi olmayan istikrar programının güçlüklerinden dem vurup, “Papademos’un bir Ecevit’i olmaması talihsizliktir” demiştim. Yunanistan’da bir nevi, “Davul Papademos’un sırtında, tokmak başkalarında” havası var. Nitekim PASOK ve Yeni Demokrasi liderlerinden “Biz bu kemer sıkma önlemlerinin takipçisi ve destekçisiyiz” mektupları çarşamba sabahı daha tamamlanmamıştı. En son Yeni Demokrasi liderinden mektup geldi. Gelen mektup, “Kısa süre sonra yapılacak seçimlerde işbaşına gelirsek, biz bu programı değiştiririz. Yunanistan için önemli olan büyümektir” mealindeydi. Boşuna “Papademos’un işi zor” demiyorum. Ortada siyasetçi bolluğu var ama bir devlet adamı eksikliği fark ediliyor. Nitekim millet de bunun farkında.
Peki, Avrupa Birliği içinde olmak Yunanistan için hâlâ faydalı mıdır? Bana öyle geliyor. Şimdi mesela Yunanistan’da gençler arasında işsizlik oranı yüzde 50’ler civarında. Genel işsizlik oranı ise yüzde 21. Gençler ne yapıyorlar? Avrupa’nın büyüyen bölgelerine doğru hicret ediyorlar. Gerek Yunanistan’da gerekse de İspanya’da mesela, en çok rağbet Almanca kurslarına. Avrupa Birliği ile gelen serbest dolaşım işte böyle bir şey. Peki, bu kötü mü? Hayır. Kriz, bu anlamda ‘Avrupalılaşma süreci’ni yavaşlatmıyor, tam tersine hızlandırıyor. Doğdukları yerde çalışmayan yeni Avrupalıların sayısını arttırıyor. Avrupa projesi için iyi.
Ama öteki taraftan bakarsanız, Yunanistan, en iyi eğitilmiş, beceri sahibi bir kuşağını kaybediyor. Avrupa’da önümüzdeki dönemde yarış iki siyaset tarzı arasında olacak: İçe kapanmayı savunan, ulus devletçi popülistlerle daha derin bir Avrupa entegrasyonunu savunanlar yarışacaklar. Bakalım nasıl olacak? Biz bu işin neresinde olacağız? Şimdiden düşünmeye başlamakta fayda var.