scorecardresearch.com

Dani Rodrik yine haklı çıktı

04/05/2012
Ulus devlet ya da milli karar alma süreci ile demokrasi ve küreselleşmenin aynı anda olabilmesi mümkün değil.

Dani Rodrik bir Türk iktisatçısıdır. Harvard Üniversitesi’nde Kennedy School of Government’ta profesördür. Birinci sınıf bir araştırmacıdır. Eskiden çokça sanayi politikaları üzerine yazardı. TEPAV’ın sanayi politikası üzerine çalışmalarının fikir babasıdır. Ayrıca uzunca bir süredir küreselleşme sürecinin dinamikleri üzerine de kafa yoruyor. Avrupa’nın bitmeyen iktisadi krizine baktıkça, Dani Rodrik’in yine haklı çıktığını düşünüyorum. Gelin bakın neden öyle düşünüyorum.
Rodrik’in temel siyasi üçlemesini hiç duydunuz mu? Önce oradan başlayayım. Bu düşünme çerçevesini geliştirmeye 2000’lerde başladı. Son kitabı “Küreselleşme Paradoksu” tam da bu imkânsız üçlemeyi ele alıyor. Buna göre, ulus devlet ya da milli karar alma süreci ile demokrasi ve küreselleşmenin aynı anda olabilmesi mümkün değil. Eğer “Biz kararlarımızı kendimiz vermek istiyoruz. Ekonomimizin yapısını düzenlemek ve halkımızın refahına ayrıca bakmak istiyoruz” diyecekseniz, ya demokrasiden veya küreselleşme sürecinin gerektirdiği serbestlikten vazgeçmeniz gerekiyor. Yok, eğer uluslararası iktisadi entegrasyon sizin için öncelikli bir meseleyse, olmazsa olmazınız küreselleşme ise ya demokrasinizden ya da ulus devletinizden, milli karar alma sürecinde feragat edeceksiniz. Olmadı önceliğiniz demokrasinizse, işte ondan vazgeçmeniz mümkün değilse, o vakit ya küreselleşmeden ya da ulus devletten vazgeçmeniz gerekiyor. İmkânsız üçleme önümüze böyle bir analiz çerçevesi sunuyor. Şimdilerde Avrupa krizine baktıkça, ben elimizde son derece operasyonel bir düşünme çerçevesi olduğunu düşünmeye başladım.
Avrupa Birliği bir iktisadi entegrasyon projesi. İkinci savaştan sonra uygulamaya konmuş bir barış projesi. Bence proje son derece başarılı oldu. AB önce kıtanın batı ucunda yaklaşık 100 milyon kişinin yaşadığı bir alanı dönüştürdü. İktisadi entegrasyon son derece başarılı çalıştı. Sonra 90’lı yıllarda bu kez kıtanın doğu tarafında bir 100 milyon kişiyi daha dönüştürmek için içine aldı. AB böyle çalışıyor. Dışarıda olanı içine alıp kendisi gibi yapıyor. Bu açıdan insanoğlunun geliştirdiği en gelişmiş transformasyon makinesi aslında Avrupa Birliği. Sonra 2000’li yıllarda bir 100 milyon kişiyi daha alıp dönüştürmeye girişti. Biz de bu son grubun içindeydik. Bizle beraber katılım müzakerelerine başlayan Hırvatistan geçenlerde üye oldu. Biz hâlâ dışarıdayız. Bu arada 2008 krizi ile birlikte dönüşüm aygıtında bir arıza ortaya çıktı.
Şimdi geldiğimiz noktada, problem nereden kaynaklanıyor? Yukarıdaki çerçeve açısından bakarsanız, açıkça görürsünüz. Avrupa Birliği bir iktisadi entegrasyon projesi. Eğer Avrupa Birliği projesini korumak istiyorsanız ya demokrasiden ya da ulus devletinizden ve milli karar alma sürecinde vazgeçeceksiniz. Devletlerin bu konuda karar alması gerek. Ya milli devleti bitirmeye karar verecekler ve ulus üstü karar alma süreçleri inşa edecekler ya da seçimleri kaale almayacaklar. Fransa seçimlerinde şimdilerde Sarkozy’ye “Merkel’in önünde diz çöktün, Fransa’yı sattın” diyorlar. Yunan seçimleri de farklı değil. Aynı durum Almanya ve diğer ülkelerde de tekrarlanacak. Kimse hâlâ Avrupalıyım demiyor. Hâlâ ya Fransız ya da Avusturyalılar. İş yardıma gelince Yunanlılara da dışarlıklı gibi davranıyorlar. Şimdi gelinen noktada, sorun nedir? Sorun, kemer sıkmak değildir. Avrupa’nın borç stoklarını kemer sıkarak eritmek mümkün değildir. Sorun, sürdürülebilir mali politika çerçevesini ulus üstü mekanizmalarla Avrupa çapında inşa etmektir. Böylece daha fazla harcama yapabilmek için gerekli kredibilite oluşmuş olacaktır. Borç yönetimine ilişkin kredibiliteyi Yunanistan ya da İspanya’nın inşa edebilmesi imkânsızdır. Borç yönetimine ilişkin kredibilite olmayınca, kısa vadeli tasarruf önlemleri borç stokunun milli gelir içindeki oranını olumsuz etkilemektedir. Avrupa’nın sorunu, demokrasi ve entegrasyondan vazgeçemeyeceğine göre, ulus devletlerden nasıl vazgeçeceğine ilişkin bir kurumsal çerçeve planlamaktır. Kısaca, Dani Rodrik yine haklı diye.

http://www.radikal.com.tr/108690510869053

YORUMLAR
(3 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

- momentum

Son gelişmeler, her şeyin olduğu gibi AB'nin de bir sınırı olduğunu gösterdi. Birliğe sonradan katılan veya katılma sırası bekleyen küçük ülkelerde algılandığının tersine AB bir Olimpos tanrısı değil. Bu ülkeler için AB hatta NATO üyeliği bir ekonomik ya da askeri entegrasyon sorunu olmanın ötesinde bir kimlik ve aidiyet sorunu. Birinci ve -kısmen- ikinci yüz milyonları entegre etmede başarılı olan AB, sıra üçüncü yüz milyonu entegre etmeye geldiğinde çok başarılı olamadı. Bulgaristan ve Romanya'da temel ekonomik göstergeler pek değişmedi; hatta Birliğe çok önce katılan Katolik İrlanda, Portekiz, İspanya ve İtalya ile Ortodoks Yunanistan'ın bile bu entegrasyona hazır olmadığı şimdi ortaya çıkıyor. AB'nin kendi kültürü dışındaki coğrafyalara hitap kabiliyeti sınırlı ve bu sayılan ülkeler, aslında Avrupa diye bilinen çekirdeğin, yani kuzey ve Protestan Avrupa'nın tarihsel misyonunun nispeten dışında kalmış bölgeler. Bu bakımdan Avrupa, bir Anglo-Sakson dünyası hatta bir Rusya ve Türkiye kadar bile global vizyona sahip olmaktan uzakta. Çok güçlü bir bireysellik ve partikülarizm geleneğine sahip olan ve feodal zamandan kalan taşralı mentalitenin hala etkisinde olan Avrupa toplumları, her an bu tür entegrasyon projelerinden kendi ulus varlıklarına dönmeye hazırlar. Yazarın dediği gibi Avrupa "dışarıda olanı içine alıp kendisi gibi yapıyor", ama bu sanıldığı kadar kolay bir iş değil. Her doğrunun Avrupa'da bulunma mecburiyeti yok. Ama kendini dünyanın merkezine koymak ve kalanları, "etnik", "periferik" olarak sınıflandırmak Batı dünyasının eski bir hastalığı. Yine de AB, en azından kendi elit/çekirdek ülkeler grubu içinde bir entegrasyon sağladı ve tarihsel olarak görmezlikten gelinmeyecek bir tecrübe oluşturdu. Bu tecrübenin kazanımları şöyle böyle devam eder ve AB bir şekilde korunur. Avrupa'daki ekonomik resesyon konusunda Uğur Gürses'in de hemen yanda güzel bir yazısı var. Şimdi başka bir noktaya gelelim: dikkat ettiniz mi dünyanın sorunu olan bu konularda ne Radikal'de ne de başka bir gazetede neredeyse hiç bir okuyucu yorumu olmuyor. Bunun istisnası olan tek bir ekonomi haberi var bugün, o da Standart & Poors'un Başbakana cevabı haberi. Okumuş veya okumamış, aydın veya kara, insanımız aşırı şekilde içine kapanık ve kendi gündemiyle üstü örtülmüş durumda. Siyasetin dışında dış dünyaya dönük bir bakış açısı yok. Konu belli bir kelime haznesine (başbakan, parti, Erdoğan, Kılıçdaroğlu, alevi, türban, eğitim, asker, din, aydınlık, 1 Mayıs vs.) indirgenmedikçe o konuya angaje olamıyor. Dünyada ne olup bittiği hala Türk aydınının umurunda değil, kendi iç dünyasına atıf yapmadıkça.

Avrupa Birliği'nden Avrasya Birliği'ne - İtaatsiz

Daha bu ne ki? Sosyo-ekonomik örüntüler/akımlar kaçınılmaz olarak bir ulus/devlet ötesi oluşuma yakınsıyor. Avrupa Birliği, içindeki sorunları deneme-yanılma yolu ile çözdükten sonra bu çözümler 20.yy milliyetçiliğini bitirecek ve "Avrupalılık" duygusu baskın olacaktır. Ama orada kalmaz. "Avrupalı" kavramı da nihayetinde bir milliyetçi ruh halinin ifadesidir. O duraktan hızla geçecek AB ve Avrasya Birliği'ne doğru evrimleşecek. Avrasya Biliği de Dünya Birliği'ne doğru. Bu birliğin temelini de değer yargıları sistemi oluşturacak. Avrupalılar'ın ve bizim "Avrupalı" değerler dediğimiz, ama aslında tüm insanlığın ortak değerleri olan evrensel değerler. Ulus-devlet kavramı doruk noktasına ABD ile ulaştı. Şu anda doruktayız, bunda sonrası yavaşça iniş ve yeni faza geçiş.

Küreselleşme ve Demokrasi... Öyle mi? - niewiem

"Ulus devlet ya da milli karar alma süreci ile demokrasi ve küreselleşmenin aynı anda olabilmesi mümkün değil." Kim demiş? Türk ulusu ve milletinden olan Türk Dani Rodrik, demiş:) *** *** Sayın Rodrik, iyi demiş, güzel demiş... de... İşte "de"si var bu işin. "de"si de şöyle: Evet, ulus devlete ben de inanmıyorum; demokrasi ve küreselleşmeye ben de inanıyorum. Ama bir farkla... O da, şöyle: -Tıpkı sayın Karl Marx gibi düşünüyorum, yani- (A) Dünya Sovyet Sosyalist Cumhuriyet'i kurulacak; (B) Para, dolayısıyla Banka ve Finans sistemi gibi saçmalıklar lağvedilecek; (C) Dünya Tarım ve Hayvancılık alanları oluşturulacak; (D) Dünya Şen Eğitim sistemi getirelecek; (E) Dünya Yerleşim Alanları kurumu oluşturulacak; (F) -bi'süreliğine- Dünya İnsan Nüfusu Düzenlenmesi kurumu tesis edilecek (1-lümpenler rahat durmaz, akraba ilişkisinden çocuk yapar, sakat çocuklar doğar; 2-lümpenler rahat durmaz, nüfus patlamsına sebep olup, kapitalizmi yeniden hortlatırlar); (G) olmayan nüfus kimliklerinde şöyle yazacak: Kainat Yurttaşı; (Ğ: Yumuşak G) bu satırların yazarı, sabahın köründe, "ulan, hayal etmesi bile güzel!" der; (H) "he vallah".