11 Eylül için 'iyi oldu' diyebilmek

Paradan uzak bir Manhattan apartman dairesindeyiz. Çok karanlık ve çok küçük bir dairede.

Paradan uzak bir Manhattan apartman dairesindeyiz. Çok karanlık ve çok küçük bir dairede.
Dairenin içinde çok yaşlı ve çok yalnız bir adam var. Adam epeydir yaşlı. Ama belli ki çok kısa bir süredir yalnız. Yalnızlığının yeni olduğunu adamı bir-iki dakika seyredince anlıyoruz. Belki bir süre sonra yalnızlığa alışacak. O yalnızlık zamanla eriyip su kıvamına gelecek ve yaşlı adam onun içinde akvaryumda bir balık gibi yüzecek. Ama o gün henüz gelmemiş. Yaşlı adam karısını daha yeni kaybetmiş.
Karısından geriye saksıda bir çiçek kalmış. Gökdelenlerin gölgesinde kapkaranlık bir pencerenin önünde bir saksıda duruyor çiçek. Ölmek üzere.
Adam çiçeği yaşatmaya çalışıyor, ama nafile.
Evde hiç ışık yok. Derken bir mucize oluyor. Kapkaranlık pencere aniden aydınlanıyor. İçeriye göz kamaştırıcı bir ışık doluyor. Ölen çiçek birdenbire canlanıyor. Adamın yüzünde büyük bir mutluluk ve gülümseme beliriyor. Biz seyirciler de çok seviniyor ve rahatlıyoruz. Bu ışığı ne getirdiyse buraya eksik olmasın diye düşünüyoruz. O gün, günlerden 11 Eylül. Yıl 2001. O gün ikiz kuleler gölgesiyle birlikte çöktü. O ışığı bu yaşlı adama El Kaide getirdi.
Nereden gelmişse gelsin, hoş geldi sefa geldi.
Artık küçük ama çok ışıklı bir apartman dairesindeyiz. Çiçek de fena halde canlandı. Yalnız değiliz.
Yukarıda anlattığım hikâye bir kısa filmden.
11 Eylül üzerine 11 dakikalık 11 kısa fimden biri. Amerika'nın filmi. Filmin yönetmeni, Sean Penn. Sosyal statüsü Türkiye'de Kaya Çilingiroğlu'na denk düşüyor. Madonna'nın eski kocası olması hasebiyle demek istiyorum. Ve bu adam, Sean Penn, "11 Eylül oldu, iyi oldu, bir yerlere, birilerinin hayatına ışık getirdi" diyebildi. Hem de bunu 11 Eylül'den az sonra söyleyebildi.
Bu filmi seyretmediyseniz seyredin bence. Vicdanınız vicdan özgürlüğünü kaldırabiliyor mu? Bunu anlamak için bundan daha iyi bir tecrübe olmaz.
Ben bu vicdan özgürlüğü imtahanını verdim mi? Bilemiyorum. Bildiğim, bu film bana fazla geldi.
Ama fazla gelmesi iyi geldi.
Bu filmden sonra Sean Penn'e ne oldu? Bir-iki çatlak ses çıktı, o kadar. Vatan haini ilan edilmedi.
Bu kısa film, mesela New York Times tarafından eşek kadar puntolarla 11 Eyül'de ölenlerin ailelerine ihbar edilmedi. Sean Penn'in acil infazı ve linci istenmedi. Ensesine hâşâ bir kurşun yemedi.
Her 'Irak şehit' cenazesine yıldızlı bir Sean Penn dipnotu düşülmedi. Amerikan medyası faşist gaz boru hattı tesis etmek hususunda epey geri kalmış. Bizim medya gurularından öğrenecekleri çok şey var anlaşılan.
11 Eylül üzerine diğer 10 film, Fransa'dan, Mısır'a, İsrail'den İran'a bir sürü farklı memleketten geliyordu. Hepsi de bu filmin yanında çocuk filmi gibiydi.
En çocuğu da, hiç şaşırmayın, Fransızlarınkiydi.
Bir diyar, kendinin en acımasız, en korkusuz eleştirisini herkesten önce kendi yapabiliyor, buna müsaade ediyor, bunun varlığına karşı çıkmıyor ve bunu hazmedebiliyorsa o diyar bir MERKEZ olur.
Sen istediğin kadar anti-emperyalist edebiyat yap. Bunu fark etmezsen, her şeyin, gücün, paranın, sanatın, beynin, geleceğin niye oraya aktığını anlayamazsın. Işık hızıyla memleketçe gettolaşırsın.
Amerika'yı anlayamazsan, Amerika'ya karşı koyamazsın. Amerika'nın yalnız silah ve parayla dünyayı yönettiğini sanırsan, köle felsefesine saplanırsın.
Amerika'nın en büyük gücü belki de açıklık.
Açıklık, Amerika'nın çekici gücü. Diğerleri itici ve vurucu gücü. İtici ve vurucu gücüyle, it gibi biliyorsun çok zor baş edersin. Ama çekici gücüyle istersen hemen baş edebilirsin. Yüksek teknoloji gerektirmiyor, siyasi iradenle kapalı bir toplumdan açık bir topluma geçebilirsin.
Kibirli Avrupa, Amerika'nın çekici gücünü idrakta geç kaldığı için kaybetti.
Şimdi kapalı bir kültür olmanın bedelini ödüyor. İşin garibi kapalı kalmakta hâlâ ısrar ediyor.
Bir türlü eski dekadansını yaşayıp bitiremediği için yenileye yenileye yalnızca dekadansını yenileyebildi. Artık turist ağırlıyor. Avrupa denen 'kült'ün sınırlarını tekrar tekrar çiziyor ve Amerika'ya yalakalık ediyor.
Sen onu bunu bırak sadede gel diyebilirsiniz. Fazıl Say'dan n'aber diyebilirsiniz. Valla ben Fazıl Say dinlemem. Ama Yıldırım Türker'in muhteşem Fazıl Say yorumunu her sabah ve her akşam tekrar tekrar dinleyebilirim. Fazıl Say olmasaydı, Yıldırım Tüker'in bu eşsiz hakikat yorumundan mahrum kalacaktım.
Bu yüzden allahaşkına Fazıl Say'ı Cumhuriyet balolarına davet etmezlik etmeyin. Hakikatin muhteşem yorumlarından bizi mahrum etmeyin.
İyi ki varsın Fazıl Say. İyi ki Türkiye senin çocukluğuna çarptı Fazıl Say.
Çocukluğun büyük gümbürtüyle çökünce, karanlık odamıza ışık girdi. İçimiz AÇILDI.