31 Mayıs 2007, Karanlık Savaş'ın ilk günü

Önceki gün, 31 Mayıs 2007'de Türkiye'de 'siyasetin yeni sınırları' çizildi. </br>Dikkatinizi çekerim demokrasinin sınırları değil, bütün bir siyasetin...

Önceki gün, 31 Mayıs 2007'de Türkiye'de 'siyasetin yeni sınırları' çizildi.
Dikkatinizi çekerim demokrasinin sınırları değil, bütün bir siyasetin sınırları çizildi.
'Demokrasimizin' sınırları 27 Nisan'da çizilmişti. Demokrasimiz, matematiksel olarak bir varlığı olmayan merkezdeki tek bir noktaya çekilmişti.
Sıfır noktasına. Buna alışığız.
Ama siyaset yalnızca demokrasilerde olan bir şey değil. Krallıklarda, meşrutiyetlerde, tek partili totaliter rejimlerde, hatta zaman zaman diktatörlüklerde bile var olan bir şey.
Türkiye'de siyasetin merkezinde bundan böyle 'karanlık savaşlar' kavramı var.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, 'Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler' sempozyumunda yaptığı konuşmada sık sık kullandığı 'karanlık savaşlar' kavramıyla, artık 'ulusal güvenliğin' neredeyse siyasetin her alanında aranması gerektiğini belirtti.
'Karanlık savaşlar' nereye kadar mı uzanıyor?
Büyükanıt'ın sözleriyle, 'Londra borsasında manipülasyonlar yapılıyor. Ülkede bir günde 10 milyar dolar gidiyor. Bu da savaşın bir çeşididir.'
Yani artık Londra Borsası da 'ulusal güvenlik' alanı sınırları içerisinde.
Daha da ilginç olan, bu sözlerde gizli olan bir diğer 'ulusal güvenlik' tehdidi. Ülkeden bir günde 10 milyar dolar çıkması için önce o ülkeye 10 milyar dolar da girmesi gerekiyor. Dolayısıyla yalnız 10 milyar
dolarlık çıkış değil, 10 milyar dolarlık girişi de ulusal güvenlik alanı sınırları içinde görmek gerek. 'Karanlık savaş' bir girdi mi, işte ta buraya kadar giriyor.
Girdi mi çıkarmak, 'karanlık savaşçılarının' işi.
Karanlıkta görebilme teçhizatına Türkiye'de kimlerin sahip olduğu da aşikâr.
Bundan böyle karanlıkta görme teçhizatına sahip olanlar, karanlıkta gördüklerini ve yapılması gerekenleri söyleyecekler. Karanlıkta yeteri kadar iyi göremeyen 'danışma meclisimiz', eski adıyla Millet Meclisimiz de bu 'görülenleri', 'siyasi hedefler' diline tercüme ederek, 'ülkenin güvenliği'ni sağlamak konusunda 'karanlıkta görebilenler'e destek olacak.
Artık dank etmiştir. Askerin derdi 'şeriat' değil, 'cumhurbaşkanlığı' meselesi değil. Askerin derdi, 'karanlık savaşların' suyolunda giden memleketi 'kör rayından' çıkarmak, tarihi bir 'makas değişikliği' yapmak. Cumhurbaşkanlığı teranesi,'karanlık savaşlar' bahçesinin kapısından girebilmek için, bahçenin kapısında nöbet tutan her neyse onu 'uyutmak' için verilen bir tutam zehir gibi.
'Karanlık savaşlar bahçesine' girdikten sonra o bahçede neler mi var? Gayet tabii ben çıplak gözle her şeyi göremem, ama görenlerin anlattıklarından çıkardığım şunlar:
'Karanlık savaş'a karşı mücadele, Irak'a girmemizi, gerekirse 'siyasi ve askeri blok' değiştirmemizi öngörüyor. Ama, 'karanlık savaşın' bütün sorumluluğunu orduya bırakma kolaycılığına da sığınamayız. 'Karanlık Savaş' demokrasilerinde milletler, bu tehlikeli savaşın 'sorumluğunu' orduyla paylaşmak zorundadırlar.
Irak'ta seçenekler, 'sınır ötesi operasyon'dan Suriye'nin, İran'ın, Amerika'nın ve hatta Rusya'nın dahil olduğu 3. Dünya Savaşı'na kadar uzanıyor.
Aslında bu savaşın varacağı nokta, 'Meclis'in çizmesi beklenen 'siyasi hedef'ten çok bağımsız gelişebilir. Bu savaşın akıbeti İran'ın, Suriye'nin, Amerika'nın bu 'siyasi hedefi' nasıl yorumlayacağına bağlı. Unutmayın, 'İran'ın PKK'sı' 'Halkın Mücahitleri'nin kampları da Irak'ta. Ama olsun, yine de 'Meclis' in Irak'ta 'bir siyasi hedef' belirlemesi gerekiyor. Maksat, tarih bunu böyle yazsın.
İşte buyrun size demokratik bir tercih kullanma hakkı.
Tabii bütün bunlar, Amerika'ya karşı açılmış büyük bir blöf de olabilir.
Karanlıkta göremediğim için her ihtimali göz önüne almak zorundayım.
Yalnız 'aydınlıktan' hatırladığım bir 'gerçek' var, blöf açarak restleşen, her şeyi kazanabilmek için her şeyi kaybetmeyi de göze almıştır.
Büyükanıt'ın 31 Mayıs'ta sarf ettiği sözlerden bir tanesi daha dikkate şayan.
Büyükanıt, 'Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesini nasıl yorumluyorsunuz?' sorusuna, 'Politik bir konu, bu konuya girmeyeceğim' diye cevap veriyor.
İşte bu da Türkiye'de siyasetin yeni sınırlarını çiziyor. Doya doya tartışın.
Bu arada unutmayın, tartışma 'siyasi' olduğu için askeri ilgilendirmiyor, ama tartışmanın sonucu pekâlâ 'karanlık savaş' alanına girebilir. Tavsiyem, ona göre tartışın.
Berlin Duvar'lı, Stalin'li, soğuk ya da sıcak ama 'aydınlık günleri' hatırlayınca içimi tatlı bir nostalji kaplıyor artık.