Adieu la France ve günaydın Türkiye

Dünyanın her yerinde 'merkezler', 'taşralarına' göre daha 'demokrat' ve </br>daha 'liberaldir.'</br>Özgürlük taşradan merkeze doğru, hem bireysel hem de toplumsal olarak azalır.

Dünyanın her yerinde 'merkezler', 'taşralarına' göre daha 'demokrat' ve
daha 'liberaldir.'
Özgürlük taşradan merkeze doğru, hem bireysel hem de toplumsal olarak azalır.
Bu kadarını herkes bilir de, çok az kişi üzerinde düşünüp tartışır.
Eşyanın tabiatıdır sanki.
Ama merkezler yolun sonudur. Taşra ise yolun başı. Merkezdeki 'özgürlük savaşçısı' derdini anlatmak, bir arpa boyu yol gitmek için, dilindeki tüyler mısır püskülüne dönene kadar 1001 gün 1001 gece aynı 'aşikâr cümleyi' tekrarlar. Takati varsa, aynı cümleyi belki sesim duyulur umuduyla 1001 farklı şekilde kurmaya harcar bütün ömrünü. Takati kalmamışsa, aynı cümleyi sloganlaştırır. Merkezde beyinler işte böyle 'göçer'. Sönen bir yıldız gibi önce bir parlarlar, sonra kendi içlerine doğru göçüp giderler.
Geriye, gücü ancak yanına iyice yaklaşılınca hissedilen küçücük bir 'kara delik' kalır.
Taşralı 'özgürlükçü' başlangıçta çok daha şanslıdır. Merkezdeki 'özgürlükçü' içine göçeceği kendi kuyusunu iğneyle kazarken, taşralı bir otobüs bileti alıp 'merkeze' göçer. Merkezdekinin birkaç ömürde yaşayamayacağı 'özgürlük sıçramasını' bir gecede halleder. Taşralı, satıh değiştirme kabiliyetine ve imkânına sahiptir.
İşte bu yüzden bir taşralının 'özgürlük macerası' her zaman daha romantiktir.
Bu kadarını bütün edebiyatçılar bilir. 'Yolculuk' hikâyeleri
'bilimkurgu'nun verdiği fantastik imkânları verir edebiyatçıya. Hem de bedavaya.
Bütün bir memleket taşralaşır mı?
Satıh artık 'vatan' değil 'bütün dünyaysa', öyle bir hızla taşralaşır ki, aklınız şaşar.
Siz 100 yıl önceki 'cephe hattında' nöbet tutarken, bütün bir satıh ayağınızın altından merkeze doğru ışık hızıyla kayar. Cephe hattından satıha döndüğünüzde elinizde içi boş bir vatan vardır. Hayırlı olsun.
Bütün bunları niye anlatıyorum?
Gençliğimizin 'Entelektüel Kâbesi', bugünün acınası Fransası, bu hafta nihayet Tıme dergisinin de merhametine mazhar oldu da ondan.
30-40 yıl evvel soru şuydu. 'Dünyanın dişe dokunur entelektüellerinin yolu bir kez olsun niye mutlaka Paris'ten geçer?' Cevap: Çünkü, 'Paris bir şenliktir'
Time dergisinin kapağındaki bu haftaki soru şuydu. 'Fransızlar niye Fransa'yı terk ediyor?'
Çünkü şenlik artık başka bir yerdedir.
2 milyon Fransız Fransa'yı terk etmiş. Geleceğini başka bir ülkede, başka bir diyarda arıyor. Kim bu insanlar. İşsiz kalmış Fransız köyüleri mi? Hayır, son derece iyi eğitimli, doğuştan şehirli Parisliler. Tercih ettikleri ülkeler, Amerika, İngiltere, Japonya. Bu Fransızlar neden mustaripler? (Time'dan olduğu gibi aktarıyorum)
Gençliğe kapalı, köhnemiş, moruklaşmış, statücü, eş dost kayırıcı iş dünyası zihniyetinden.
Devlet bürokrasisinden.
Ve tabii, yükselen milliyetçilik, faşizanlık ve ırkçılıktan. Bunların aritmetik toplamını da ben size yapayım.
Eşittirler: İçi tamamıyla boşalmış bir 'kibir' ve onun ikiz kardeşi patetik bir 'paranoya'.
Bir yerlerden hatırladınız mı?
Bu durumu bir de Fransa'ya bizzat 'Adieu' demiş Fransızların sözleriyle aktarayım.
'Fransa yaşlı bir kadına döndü. Kaybedebileceklerinin korkusuyla felç olmuş yaşlı bir kadına'. Bir çağrışım yaptı mı?
'İngiltere'de farkılık ve farklılaşma bir avantaj olarak görülürken, Fransa'da hâlâ bir problem olarak görülüyor'
Bu hissi bir yerden tanıdınız mı?
'Merkezlerin merkezi' Fransa oldu mu üç beş yılda değme bir taşra. Neler oluyormuş bu hayatta. Bugüne kadar faşistler dedi ki, 'Ya sev ya terk et'. Hamuru 'eski tüfek' bizler de dedik ki, 'Toprağın iki metre altına girerim de terk etmem.'
Hamurunda 'eski tüfeklik' olmayan yeni jenerasyon şöyle diyor.
'Ya beni sevin, ya da sizi terk ederim.'
Eyvah, ezber yine darmaduman oldu.
Fransızlar göçerse, Türkler haydi haydi göçer. Bu topraklardan ilk göçen de, son göçen de onlar olmazlar. Geriye kimler kalır? Onu da 'Büyük Yürüyüş'teki milliyetçilerimiz' düşünüp bulsun.
Merkeze karşı mücadele bitmez, bitmemeli. Ama artık hat da, satıh da değişmiştir.
Tam demokrasi, tam özgürlük ve koşulsuz hoşgörü artık tercihe şayan bir 'lüks' değil, yeni dünya düzeninde 'milletçe adam yerine koyulma'nın ivedi çözümüdür.
Göçüp gidip milletçe yok olmamanın, alternatif bir merkez olabilmenin yegâne çaresidir.
Demokrasi ve özgürlük, 'sözde değil özde' milliyetçiliğin artık ta kendisidir.
Adieu la France. Sana da 'günaydın' Türkiye.
Ve, 'Büyük Yürüyüşün' hayırlı olsun Ankara.
Öyle bir yürü ki, seninle yürümeyenleri sür dışarıya. Nobelli bir yazarı sürdüğün gibi.
Yine gerçeklerden kaçıyorsun ve işin fenası, yine kabadayıca 'öne doğru' kaçıyorsun.
Ama yine de gazan mübarek olsun.
Çünkü bu vatan dün de yalnızca senindi, korkarım bugün de yalnızca senin.