AKP hakkında bilmek istediğimiz tek şey

CHP'nin leş gibi Devlet ve Doğu ve Perinçek kokan muhalefeti Türkiye'yi yalnızca korkudan korkuya gark etmekle kalmadı, bir sürü soruyu da kör kuytularda bıraktı.

CHP'nin leş gibi Devlet ve Doğu ve Perinçek kokan muhalefeti Türkiye'yi yalnızca korkudan korkuya gark etmekle kalmadı, bir sürü soruyu da kör kuytularda bıraktı.
'İsteri nöbetlerini' saymazsak, tamamıyla muhalefetsizleşen Türkiye, üç-beş sene içinde doğru ve dürüst bir muhalefet yaratamazsa bunun bedelini
bir gün ödemek zorunda kalacağız. Hem de öyle şeriat, takiye, ılımlı İslam martavallarıyla değil.
Nasıl olduğunu bugünden kestiremediğimiz bir şekilde bu bedeli ödeyeceğiz.
Bir kere şu soruyu kendimize soralım. Bir parti, 'vizyonu' ve 'farkı' kalabalıklarda eriyip yok olmadan ne kadar büyüyebilir?
Çünkü vahim bir durum var. Muhalefetsiz kalan Türkiye, AKP'nin 'sonsuza kadar' büyümesini sanki 'için için' destekliyor. Bunu yine aynı edepsiz korkuyla yapıyor. AKP ne kadar büyürse o kadar 'merkez' olur. O kadar 'tehlikesizleşir'. Basiretsiz CHP'den umudunu kesen ordu bile AKP'nin büyüyerek bulanıklaşmasını bir gün desteklerse ben hiç şaşırmam. Bu zalim imkân, hem AKP hem de demokrasi için büyük tehdittir. Memleketimde demokrasiyi yolundan çıkarmak için bin bir makas mevcuttur.
Bugün Türkiye'de AKP diye bilinen 'müdafi bir zihniyettir'. Bu anlamda AKP bir partiden ziyade bir 'siyasi harekettir'. Çok sayıda lider
kişiliği bünyesinde barındırma kabiliyeti de zaten 'hareket oluşuna' delâlettir.
AKP'nin 'müdafası' belli ki makûl bir çoğunluğun desteğini kazanmıştır. Ne var ki bu çoğunluğun makuliyeti sınırdadır, bunun ötesinde 'makbul çoğunluk' olma sevdası doğaldır.
AKP'ye Cumhuriyet düşmanı denmiştir.
AKP, 'Hayır' demiştir, 'Değilim.' Hatta kanıtlamıştır da: Cumhurun tepesinde tepinmeyecek bir 'sivil anayasa' taslağı hazırlamıştır.
AKP laik olmamakla suçlanmıştır. Sonra da kendisine iki seçenekli bir soru verilmiştir. 'Seç' denmiştir. 'Ya laiksin ya demokrat'. 'Soru buysa', demiştir AKP 'Ben demokratlığı seçerim.' Yine tam puan almıştır. Cunta tehdidine karşı her iktidardan daha dik durmuştur. 'İrticacı' suçlamasına karşı AB'ye samimiyetle sarılarak Baykal hocayı rezil etmiştir. Hatta bu arada, küçük de olsa 'halkçı' bazı girişimlerde bulunarak bir de yıldızlı pekiyi almıştır.
Peki nerede bu AKP'nin muhafazakârlığı? Muhafazakârlığı demokrasiyi muhafaza etmekten mi ibaret? AKP'nin muhafazakârlığının haddini, şeklini, şemailini bilen birileri var mı?
Muhafazakâr bir parti olan AKP'nin 'muhafazakâr bir Türkiye tasavurru' sahibi olması en tabii hakkıdır. Peki ama bu tasavvur nedir? Bunun
resmini yapabilecek olan birileri var mı?
Bu resmin Baykal ve cenahından gelemeyeceği açık. Onlara göre bu Taksim'de camiyle başlar, aklın ulaşamayacağı bir menzilde biter. (Ki haberlere göre
AKP, Taksim'e cami değil, Cumhuriyet Müzesi öngörüyormuş.) Buyur buradan yak kendini Baykal.
Peki nedir AKP'nin muhafazakârlığı? Zina yasası çıkarıp ertesi gün vazgeçmek mi?
301'in cismini değil ama ismini muhafaza etmeyi arzulamak mı? Nedir allah aşkına AKP'nin muhafazakârlığı? Türbanlı kızların ellerinden zorla alınmış 'öğrenim haklarını' bir gün iade etmeyi hayal etmek mi?' Ekonomide liberal olmak mı? (Ki bu artık kimilerine ve bana göre tam tersini temsil ediyor.)
Bunlar mıdır muhafazakârlık?
CHP'nin cisminden büyük gölgesi AKP'nin üzerine düşünce, 'ampulünün ışığı' dışında AKP görünmez hale gelmiştir. Şimdilik görünen yalnızca AKP'nin hak edilmiş pırıltısıdır.
Peki AKP'nin görünmeyen yanını, 'Muhafazakâr Türkiye' tasavvurunu bize kim anlatacak? Umduğundan fazla büyüyen AKP bu tasavvuru yolda kaybetmiş midir?
Yoksa bu tasavurru bir 'jigsaw puzzle' gibi parça parça mı takdim edecektir? Ki ortaya konan her parçada Baykal kıyılarında yaşayan halk
'merkezdeki çocuk' şımarıklığıyla rejim ziline basıp kaçsın. Ülkede sürekli sirenler çalsın.
Anayasa'da takdire şayan bir şekilde yaptığı gibi, AKP bu resmi tek bir defada masaya koyamaz mı? Çünkü bu resim olmazsa AKP'ye muhalefet
yalnızca CHP'nin kâbuslarından ibaret olacak.
AKP'nin muhafazakârlığı 'kimilerinin özgürlük dediğine' nerede taş koyar, nerede taş koyacak? Bunu bilmek hakkımız değil mi? Mesela benim gibi zinhar muhafazakâr olmayan kitapsızlar AKP'ye karşı gerekli vicdani zemini ancak peyderpey mi temin edecek? Öyleyse eyvah, bu da bir başka 'tek parti' zihniyetidir.
Bu resim belirmeden kendine karşı anlamlı ve hakiki bir muhalefet oluşamayacağını bilen AKP kurnazlık mı yapıyor? Yani Baykal'ın zafiyetinin üzerine mi yatıyor? Yoksa sistem mi bunu ona dayatıyor?
Artık AKP bu soruların cevabını versin. Onlar vermeyecekse, bir bilen, mesela Ruşen Çakır versin. Bu şeffaflığa, bu resme hepimizin ihtiyacı var.
Yoksa, bir gulyabaninin karşısında 'Şeker Kız Candy' duruyor.
Biz de buna siyaset diyoruz.

Not: Önümüzdeki hafta yokum. Tatildeyim. Umurunda olanların bilgisine...